Yani ‘pozitif barış’ şiddete yol açan sebepleri ortadan kaldırma ve yapısal şiddete/dolaylı şiddete son verme halidir. Bir anlamda pozitif barış, savaşsızlık halini içeren negatif barış halinin bir sonraki aşamasını ifade eder
Bülent Aşa*
Modern çatışma çözümü yaklaşımlarında en temel sorunlardan biri, barışı nasıl tanımladığımızdır. Eğer barış yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesi olarak görülürse, müzakereler çoğu zaman savaşı durdurmakla sınırlı kalır. Bu nedenle barış süreçlerinde asıl mesele, yapısal şiddeti yeniden üreten koşulları dönüştürmektir.
Barış çalışmalarına önemli katkılarıyla bilinen Norveçli akademisyen Johan Galtung, barış ve şiddetin birbiriyle ilişkili iki kavram olduğunu söyleyerek en klasik anlamda barışı, şiddetin/savaşın olmadığı bir durum olarak tanımlamaktadır. Galtung, barışı yalnızca çatışmanın sona erdiği bir durum olarak değil, adil ve sürdürülebilir bir toplumsal düzen olarak tanımlar. Galtung, genel olarak barışın iki türüne işaret eder. Negatif barış ve pozitif barış.
Negatif barış, doğrudan/fiziksel şiddetin yokluğudur; yani savaşın veya silahlı çatışmanın bulunmadığı durumdur. Pozitif barış ise savaşsızlığın ötesinde, iş birliğinin, eşitliğin, barış kültürünün ve diyaloğun olduğu bir durum olarak tanımlar. Yani “pozitif barış” şiddete yol açan sebepleri ortadan kaldırma ve yapısal şiddete/dolaylı şiddete son verme halidir. Bir anlamda pozitif barış, savaşsızlık halini içeren negatif barış halinin bir sonraki aşamasını ifade eder.
Özetle; Galtung’un perspektifinden bakarsak, kalıcı barış, yalnızca silahların susması ile sağlanacak bir durum değildir. Demokratik ve onurlu barış için yapısal/dolaylı şiddetin ortadan kaldıracak yasal düzenlemelere ve her iki tarafın birbirini eşit özne olarak kabul ettiği bir toplumsal sözleşme inşasına ihtiyaç vardır.
Dünyanın birçok bölgesinde yaşanan çatışma çözüm deneyimleri bize şunu göstermektedir. Barış süreçleri sonunda yapılan müzakerelerle çatışma ve savaşlar, negatif barışa dönüşebilmektedir. Sadece çatışmaların ortadan kalktığı “negatif barış” aşamasında, süreci bir sonraki aşamaya evriltecek barışı ve demokratik çözümü yasal ve anayasal güvenceye bağlayacak adımlar atılmadıkça barış süreci oldukça kırılgan bir hale gelir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla PKK’ye çağrı yaparak kongresini toplamasını ve örgütün feshedildiğini duyurmasını istemişti. PKK de bu çağrıya uyarak önce ateşkes ilan etti akabinde 12. Kongresi’nde kendini feshetti ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldı. PKK’nin bu çağrıya uyarak önce ateşkes ilan etmesi akabinde kongresini toplayarak kendini feshetmesi sürecini Sayın Öcalan negatif barış aşaması olarak görmektedir.
Sayın Öcalan 27 Şubat çağrısının birinci yıldönümünde verdiği mesajda sürecin bir durum değerlendirmesini yaparak süreçte gelinen aşamayı, şimdiye kadar yapılanları ve yapılmayanları değerlendirerek negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçilmesi gerektiğini, demokratik toplumun, demokratik uzlaşının ve entegrasyonun, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşları olduğunu, demokratik entegrasyona geçiş için, barış yasalarının gerekli olduğunu belirtmiştir. Sayın Öcalan bu mesajıyla muhataplarına Türk-Kürt ilişkilerinin tarihselliği üzerinden bu ilişkinin nasıl olması gerektiğine ilişkin açık bir tarif veriyor. Ancak Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta açıkladığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın üzerinden 18 ay geçmesine rağmen iktidar ve devlet kanadında henüz somut bir adım atılmadı. Atılması gereken adımların geciktirilmesi ve barış sürecinin dar güvenlikçi anlayışa hapsedilmesi, barışın toplumsallaşmasının önünde en büyük engeldir.
Bu durumda pozitif barışın inşası için, demokratik siyasetin zeminini ve çerçevesini oluşturacak hukuksal garantilerin ve siyasal mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir. Bu aşamada demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarının çıkarılması aynı zamanda hem sürecin başarıyla ilerletilmesine imkân sağlayacak hem de toplumsal barışı güvenceye alacaktır.
Çatışma çözüm süreçlerinde müzakerenin sürdürülebilir bir şekilde ilerleyebilmesi için tarafların yalnızca siyasal irade göstermesi yetmez; aynı zamanda müzakereyi yürütecek kişilerin hukuki ve siyasi bir statüye kavuşturulması gerekir. Bu anlamda sürecin baş aktörü olan Sayın Öcalan’a süreç boyunca hukuki güvenceler tanınması, özgür ve etkin çalışma koşullarının oluşturulması daha sonra ise statüsünün netleştirilerek umut hakkının tanınarak özgürlüğüne kavuşması elzemdir.
Demokratik entegrasyon yasası geçiş sürecinin zeminini oluşturan özü itibariyle özgün bir yasa olmak durumundadır. Bu aşamada silah bırakan örgüt mensupları ile bu nedenle soruşturma ve kovuşturma geçiren tüm örgüt mensuplarının durumunu düzenleyen özel bir çerçeve yasanın çıkarılması, çatışmasızlık ortamının kalıcılaşması, barışın toplumsallaştırılması bakımından hayati önemdedir.
Demokratik toplum, çözümü yalnızca siyasal bir uzlaşma formülü değil; aynı zamanda siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanları birlikte düzenleyen bütünlüklü bir kurumsal mimarinin ve bu mimariyi güvence altına alan demokratik bir hukuk düzeninin inşasını gerekli kılar.
Bir toplumsal kesim, dilini kamusal alanda kullanamıyor, tarihini görünür kılamıyor, demokratik siyaset hakkı tanınmıyorsa, o toplumda formel vatandaşlık olsa bile eşit aidiyet kurulamaz. Cumhuriyet demokratikleşmeden toplumsal bütünleşme veya demokratik entegrasyon mümkün olmaz. Çünkü entegrasyon farklılıkların aynılaşmadığı aksine farklılıkların varlığını yasal ve anayasal temelde korunduğu anlamda hayat bulur. Bu aidiyet, yüz yıldır inkâr-imha siyasetiyle anayasada ifadesini bulan formel vatandaşlıkla sağlanamadı. Demokratik ve onurlu barışın inşası ancak ve ancak, 1921 ruhunun güncellenerek Kürtlerin Demokratik Cumhuriyetle barışına imkân verecek yasal ve anayasal güvencenin sağlanmasıyla mümkün hale gelecektir.
* ÖHD üyesi avukat









