Ankara’nın senelerdir Suriye’deki ‘adamlarıyla’ ve ‘çapulcu ordusu’ vasıtasıyla Rojava’ya karşı hasmane bir tavır içerisinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cengiz Aktar, ‘Türkiye, kazanacağını düşünürken kaybediyor’ dedi
Heyet Tahir Şam’a (HTŞ) bağlı ve Türkiye destekli paramiliter grupların 6 Ocak’ta Halep’in Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê’ye mahallelerine başlattığı saldırılarda en az 300 kişi katledilirken yüzlerce kişi yaralandı. Çok sayıda savaş suçunun işlendiği saldırılarda yerleşim yerleri ağır silahlarla bombalandı, yüzlerce insan kaçırıldı. HTŞ’ye bağlı gruplar, Halep’in ardından Kuzey ve Doğu Suriye’de Dêr Hafir ve Tişrin Barajı yanı sıra birçok bölgeye saldırı düzenlemeye de devam ediyor.
Atina Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cengiz Aktar, HTŞ’nin Türkiye destekli saldırılarına dair değerlendirmelerde bulundu. HTŞ’nin Halep’e yönelik saldırılarının sadece İsrail ve Suriye arasında Paris’te yaptıkları anlaşmayla düşünülemeyeceğini ifade eden Cengiz Aktar, “Ankara senelerdir Suriye’deki ‘adamlarıyla’ ve ‘çapulcu ordusu’ vasıtasıyla Rojava’ya karşı hasmane bir tavır içerisinde. Bu yeni bir durum değil. Türkiye senelerdir paramiliter gruplar ile Suriye’de 8 bin 835 kilometrekarelik toprağı ‘haraca’ bağladı. Talancı olan bu gruplar, son saldırılarda da sahaya sürüldü. Bunlara ‘Şam Ordusu’ diyorlar ama orduyla bir alakası yok. Ankara, Şam’a ‘her türlü askeri desteği veririm’ dedi. Veriyor da. TSK’nin askerleri Suriye’de birebir çatışmıyor ama iş oraya gidebilir. Çünkü ‘çapulcu ordusunun’ Rojava’yı ele geçirmesi söz konusu olamaz. Burada Ankara tarafından bir ısrar ve inat var. Şara geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalına konuştu ama televizyon röportajı yayınlamama kararı aldı. Çünkü Kürtlere karşı son derece hasmane ifadeler kullandı. Ancak Şam yayınlama kararı aldı. Şara, Ankara ağzıyla konuşuyor. Bugüne kadar sarf etmediği kelimeleri kullanıyor. Halep’in iki mahallesi ile sınırlı bir durum yok. Burada birinci aşamada hedef Halep’ti ve ikinci aşamada SDG’yi Fırat’ın doğusuna hapsetme amacının olduğu anlaşılıyor. Üçüncü aşamada ise Fırat’ın doğusuna geçip Rojava’yı yok etmek. Böyle bir hesap var. Bu son derece tehlikeli” dedi.
‘Türkiye ateşle oynuyor’
Bu saldırıların bir sonucunun Suriye’de iç savaşının tekrardan canlanması olabileceğini kaydeden Cengiz Aktar, “İkincisi de Suriye Kürtleri veya bütün Kürtler ile Türkiye arasında korkunç bir savaş çıkabilir. Çünkü hem Barzani, Talabani hem de İran’da PJAK’ın Suriye’ye Kürdistani baktıklarını biliyoruz. Türkiye artık burada ateşle oynuyor. Son derece tehlikeli bir safhaya geçmiş bulunuyoruz. Suriye’deki 10 Mart mutabakatı berhava olmuş vaziyette. Yani feci bir ortam var. 10 Mart mutabakatından Rojava yönetiminin anladığıyla Şam’ın ve Ankara’nın anladığı aynı değil. Mutabakatta 8 tane madde var. 8 madde uygulandığı andan itibaren o mutabakatın altı dolacak demektir. Mutabakatın olması için koalisyonun girişimleri oldu. Ama altı doldurulamadı. ABD’den Cumhuriyetçi senatörün bir açıklaması oldu. Ardından Tom Barrack ‘elimizden geleni yapıyoruz’ dedi. Bir an önce müzakereye önce dönülmesi lazım çünkü bu bir Kürt-Türk savaşına doğru gider. Müzakereler tekrar başlamazsa barış süreci savaş süreci haline döner. Umalım ki bu günlerde süreç tekrar aklı selim hale döner ve ABD Ankara’yı ikna eder. Çünkü Şam’ın hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Şam, artık tamamen Ankara’nın dümeninde. Bu savaş kimseye yaramaz. Şu anda koalisyon güçleri taraflarla istişare içindedirler. Tansiyon sadece Rojava’da yükselmedi, bütün Kürdistani coğrafyada yükseldi. Herhalde ara bir yol bulunacaktır. Ancak son günlerde Ankara ve Şam’dan gelen bütün demeçler savaş mantığına işaret ediyor” şeklinde konuştu.
‘Türkiye’de betonlaşmış bir tekçilik var’
DAİŞ’in saldırıların içinde olduğunu hatırlatan Cengiz Aktar, bütün cihatçıların Ankara’nın gözetimi ve denetiminde olduğunu aktardı. Hol kampına giren bir gazeteciye konuşanların “Suriye’deki İŞİD ordusunun gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz” dediklerini anımsatan Cengiz Aktar, “Dolayısıyla herkes her şeyin farkında ancak Ankara ve Şam ‘mış’ gibi yapıyor. Türkiye’de uzun yıllardan bu yana Kürt düşmanlığı var. Yani ‘Kürt’ dendiğinde akan sular duruyor. Ama diğer taraftan da korkunun ecele faydası var mı? yok. Bugüne kadar Türkiye ne kadar Kürt realitesini inkar ettiyse de onun karşılığında Kürtler her yerde oldu. Kürtler 4 parçada aktör haline gelmiş. Ankara bu gerçeği görmüyor ve Rojava’daki yönetimi kendisine ‘sorun’ olarak görüyor. Orada eksiğiyle gediğiyle bir arayış var. Bir demokratik çaba var. Kadınlar işin içinde ve toplumsal mutabakat var. Bu Türkiye’nin işine gelmiyor çünkü Türkiye’de betonlaşmış bir tekçilik var. Türkiye, Gayrimüslimlerin yok edildiği ve Kürtlerin yok sayıldığı bir ülkedir. Aynı durumu Suriye’de yapmaya çalışıyorlar. Ancak bu beyhudedir ve tarihin akışına terstir. Türkiye kazanacağını düşünürken kaybediyor ama bir türlü akıllanmıyor ve politika değişikliğine gitmiyor. Milyonlarca Kürdün kalbi Rojava ve PJAK için atıyor ve bununla mücadele etmek zor. Bunun önünde durulamaz” diye ifade etti.
Haber: Uğurcan Boztaş \ MA









