İran’daki ekonomik krizle başlayan protestoların sivil ve siyasal mücadeleyle iç içe geçeceğini belirten Neda Naji, yaşananların ülkede sürdürülebilir bir örgütlenmenin acil gerekliliğini keskin bir biçimde ortaya koyduğunu söyledi
İran’da, riyalin döviz karşısındaki değer kaybı, artan pahalılık nedeniyle Tahran Çarşısı esnafının başlattığı ve ülke geneline yayılın protestolar 8’inci gününde devam ediyor. İran’ın, Karac, Şiraz, İsfahan, Meşhed, Kirman ve Keşm’den ülkenin tümüne yayılan protestolarda yaşamını yitirenlerin sayısına dair net bilgiler edinilmezken Hengaw İnsan Hakları Örgütü, yaşamını yitirenlerden 17 kişi ile gözaltına alınan 132 kişinin kimlik bilgilerini açıkladı. Ölü, yaralı ve gözaltı sayısının çok daha fazla olduğu kaydediliyor.
İran rejim güçleri tarafından 2023’te katledilen Jina Emînî’nin ölüm yıldönümünde artan gözaltılar ve tutuklamalar nedeniyle İran’dan ayrılmak zorunda kalan Neda Naji, ülkesindeki kaynaklarından edindiği son bilgileri Mezopotamya Ajansı’yla (MA) paylaştı.
Protestoların çıkış noktasını analiz edebilmek için İran çarşılarına bakmak gerektiğini, bu çarşıların burjuvazinin çıkış noktası olarak görülmesine rağmen homojen bir yapıda olmadığını söyleyen Neda Naji, bunların küçük esnafı, işçileri, çırakları ve güvencesiz emekçileri de içerdiğinin anlaşılması gerektiğini ifade etti. Bu grupların ekonomik krizden doğrudan etkilendiğini dile getiren Neda Naji, şöyle konuştu:
“Bununla birlikte, protestoların devamı ve talepleri incelenirken yalnızca ekonomi ve geçim çerçevesiyle sınırlı kalınamaz ve kalınmamalıdır. Tıpkı Jina Emînî ayaklanması sırasında, ekonomik koşullar ve alt sınıfların seferberliği hesaba katılmaksızın yapılan salt kültürel ya da kimlik temelli analizlerin yetersiz kalması gibi, burada da protestoları ‘ekmek’ ve ‘geçim’ meselesine indirgemek aynı derecede indirgemecidir. Ekonomik kriz bağlamı sunar, ancak tek başına yeterli bir açıklama değildir. Protestolar maddi baskılardan doğsa bile, kaçınılmaz olarak toplumsal, sivil ve siyasal mücadelelerle iç içe geçer” diye konuştu.
‘Marjinalleşmenin sonucu’
Yine de bu iç içe geçişin tüm grupların hakları açısından protestonun ilerici olduğu anlamına gelmeyeceğine önceki direnişlerde olduğu gibi uzun süredir siyasal alanın dışında bırakılan kişilerin seslerini duyurmaya çalıştığını ifade etti. Şu anki aşamada ortak bir hedefin ve tutarlı siyasal bir duruşun olduğunu söylemenin mümkün olmadığını söyleyen Neda Naji, söz konusu heterojenliği protestoların hem gücü hem de zayıflığı olarak değerlendirdi. Protestoların ardından pek çok kişinin rejim güçleri tarafından katledildiği ve hem üniversiteler hem de sokaklarda çok fazla gözaltı haberinin olduğunu hatırlatan Neda Naji, protestolarda geçmişe kıyasla aşina olunmayan bölgelerin olmasının tesadüfi olmadığını ifade ederek, “Bu durum, bu yurttaşların onlarca yıldır tam sivil katılımdan dışlanmasının, eşitsiz kalkınmanın ve çevresel ile etnik bölgelerin marjinalleştirilmesinin bir sonucudur” ifadelerini kullandı.
Kadınların katılımı
Kadınların protestolara katılımına değinen Neda Naji, protestoların henüz feminist bir boyut taşımasa da rejim tarafından taleplerinin karşılanmaması nedeniyle kadınların protestoların içinde yeniden yer aldığını kaydetti. Neda Naji, “Toplumsal cinsiyete dayalı baskılar nedeniyle ekonomik ve geçim baskılarını daha karmaşık ve katmanlı biçimlerde deneyimleyen kadınlar, protesto eden kitlenin bir parçası olmaya devam etmektedir. Çarşıda slogan atan bir kadının görüntüsü bu açıdan semboliktir” diye belirtti.
Protestolarda “Reza Pehlevi” sloganlarının atılmasını değerlendiren Neda Naji, “Salt varlık göstermek ilericilikle eşdeğer değildir. Monarşinin yeniden tesisini ya da kraliyet otoritesinin yeniden güçlendirilmesini talep eden sloganların dolaşıma girmesi, bu protestoların feminist ve özgürleştirici bir ufuk kurmaktan ne denli uzak olduğunu göstermektedir. Bu çelişki, mevcut anın temel kırılma noktalarından birini oluşturmaktadır. Bu protestoların koordineli, ileriye dönük ve özgürleştirici bir talepler bütünü haline gelip gelmeyeceği ise belirsizliğini korumaktadır” şeklinde konuştu.
‘Siyasal alternatif yokluğu’
Parçalı ve tutarsız olan mevcut siyasi atmosferin halkın sesinin başkalarınca sahiplenmesini kolaylaştırdığın söyleyen Neda Naji, şöyle konuştu: “Bir yandan İslam Cumhuriyeti baskı yoluyla her türlü gerçekçi alternatifin ortaya çıkmasını sistematik biçimde engellemiştir; diğer yandan ise Batılı sömürgeci destek ve söylemlerle güçlenen sağcı muhalefet ve monarşist güçler, bu alanı gürültü ve gösteriyle doldurmuştur. Siyasal bir alternatifin yokluğu, toplumsal güçten değil siyasal bir boşluktan beslenen nostaljik siyasetin önünü açmıştır.”
Örgütlenme vurgusu
Sol feminist ve radikal güçlerin parçalanmışlık ve yapısal zayıflıkları nedeniyle etkili bir örgütlenme kapasitesinden yoksun kaldığını ifade eden Neda Naji şunları söyledi: “Sınıf analizini ciddiye alan ilerici güçler ve militanlar açısından yaşanan süreç, otoriterliğe, sınıf eşitsizliğine, toplumsal cinsiyet baskısına ve yapısal dışlanmaya karşı aynı anda yürütülen çok cepheli bir mücadeledir. Bu an, tarihsel dönemeçlerde sürdürülebilir örgütlenme çalışmasının, kalıcı yapıların ve bilinçli siyasal müdahalenin acil gerekliliğini her zamankinden daha keskin biçimde ortaya koymaktadır. Aksi takdirde, en yaygın protestolar dahi tükenmeye, yön saptırmaya ya da sahiplenilmeye açık halde kalacaktır.”
Haber: Hîvda Çelebi / MA








