Asrın Hukuk Bürosu’ndan Rezan Sarıca, ‘Umut İlkesi’ için TCK ve TMK’de değişikliğin yanı sıra AİHM’in belirlediği standartlara göre bir düzenleme yapılması gerektiğini vurguladı
Türkiye’de “Umut İlkesi”ne dair tartışmalar devam ederken, bu konuda nasıl bir düzenleme yapılacağı merak konusu. Yargı düzenleme noktasında topu Meclis’e atarken, tartışmalar ise düzenleme yapılıp yapılmamasından çok sorumluluğun kimde olduğuna sıkıştırılıyor.
Resmi verilere göre “Umut İlkesi” 4 binden fazla tutsağı kapsıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da bu tutsaklardan birisi. Abdullah Öcalan, 13 Ekim’de avukatları ile yaptığı görüşmede konuya dair şunları kaydetti:
“Umut İlkesi (hakkı) devletin atması gereken bir adımdır. Bu bagajı kaldırması lazım. Bu, binlerce insanı etkileyen bir meseledir. Nereden bakarsanız bakın bunun kaldırılması gerekir. Hukuk açısından bunun yapılması gerekir. Politika da adalet de bunu gerektiriyor.”
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezan Sarıca, “Umut İlkesi” tartışmaları ve nasıl bir düzenlemeye ihtiyaç olduğuna dair soruları yanıtladı.
- Umut İlkesi konusu doğru bir zeminde tartışılıyor mu?
Umut İlkesi’nin hem devlet hem hükümet hem de ortakları ya da ilgili bakanlıklar nezdinde çok bütünlüklü tartışılmadığını ve ele alınmadığını söyleyebilirim. Bir bütünlük yok. Çünkü farklı farklı yaklaşımlar var. Birbirinin tersi kimi yaklaşımların olduğunu söylemek lazım. Meclis raporunda ele alınan haliyle baktığımızda farklı bir durum var. Ancak bakanlığın ya da hükümetin “şahsa yönelik bir çalışma olmaz”, “Umut İlkesi raporda yok” ya da “bu meclisin takdirindedir” gibi yaklaşımlar var. Raporda, AİHM kararlarının geciktirilmeden ve herhangi bir gelişmeye bağlı kılınmadan uygulanması söyleniyor. Yasal adımların atılması yönünde bütün partilerin tespit ettiği ve uzlaştığı bir konu. Şimdi buradan yola çıktığımızda, Umut İlkesi’ni başka şartlara ve siyasi gelişmelere bırakmak veya şahsi bir meseleymiş gibi ele almak doğru değil. Hukuka uygun değil, bütünlüklü bir yaklaşım değil.
- Bazı hükümet yetkililerin işaret ettiği gibi Umut İlkesi şahsa özel bir konu mu?
Umut İlkesi yapısal bir sorun. AİHM kararında, Türkiye’deki mevzuatın sistemsel bir ihlal barındırdığı tespit edildi. Ömür boyu hapis cezasına dair düzenlemelerin, insanlık dışı düzenleme olduğu tespiti var. Herkese uygulanabilir bir kural olduğu için, herkesi ilgilendirdiği için şahsa özel bir yaklaşım taşımaz. Zaten genel olarak bu konuda düzenlemenin getirilmesi lazım. Elbette bu konuda genel bir yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde, bundan daha önce olumsuz etkilenen herkes etkilenecektir. Kuşkusuz bunların başında Sayın Abdullah Öcalan geliyor. Kendisi ile yaptığımız görüşmede de ifade etti. Sayın Öcalan, bunun herkesi ilgilendiren bir mesele olduğunu söyledi. Hukuki, politik ve adalet açısından baktığımızda; bu konuda atılacak adımların geciktirilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Umut İlkesi’nin ötelenmesi, anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır. İçinden geçtiğimiz süreç bazında bir şarta, bir gelişmeye bağlanması da tutarlı bir siyasi yaklaşım olmaz.
- Meclis raporunda AİHM kararlarının uygulanmasına yer verildi. Ancak söz konusu Abdullah Öcalan olunca bir ayrıma gidiliyor. Bu ayrımcı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AİHM kararları arasında ayrıma gitmek bir kere hukuka uygun davranmak olmaz. AİHM kararları içerisinde uygulanmayan en eski kararların başında Umut İlkesi gelir. 2014 yılında Sayın Abdullah Öcalan adına yapmış olduğumuz başvurunun neticesinde ortaya çıkmış. Daha sonra 2015’te Gurban ve Kaytan kararları geldi. O kararlar da Öcalan kararına atıf yapılarak, aynı şekilde verildi. Devamında da Boltan kararı çıktı. Bu 4 karar Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde o yıllardan bu yana izleme sürecine alınmış durumda. Komite, bu konuda gerekli yasal çalışmaları yapması için Türkiye’ye hem sözlü hem de yazılı çağrılarda bulundu.
- Siyasetçiler topu yargıya, yargı ise konuyu Meclis’e havale etmiş durumda. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Eylül ayında, Meclis’teki komisyona işaret etti. Umut İlkesi siyasetin mi hukukun mu konusu?
Aslında birbirini etkileyen şeyler. Hukukun konusu olduğunu doğrudan ifade etmek lazım. Fakat hukuki gelişmeleri sağlayan güç, siyasi iktidar. Haliyle siyasi iktidarın siyasi pozisyonuna ve politikasına bağlı olarak bu adımlar atılacak. Bugüne kadar adım atılmaması hukuk dışı bir uygulama. Politik olarak da siyasetin demokrasi dışı yürütüldüğünü gösteriyor. Anayasa 90’ıncı madde, AİHM kararlarının kanunla çelişmesi halinde, AİHM kararlarının dikkate alınması gerektiğini söyler. Anayasanın 153’üncü maddesi de, bu kararlara yasamanın, yürütmenin ve idarenin bir bütün olarak uymak zorunda olduğunu ortaya koyar. Bu yüzden siyasetin yapması gereken anayasal sorumluluğunu yerine getirmesidir. Siyasetin yapması gereken, AİHM kararlarına uygun çalışmalar yaparak, Meclis’te yasal iradesini ortaya koyup, evrensel değerlere demokratik bir yaklaşım sergilemek. Hukukun gereğini yerine getirmektir. Yani hukuka göre davranılması gerektiğini gösteren bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden siyasetin hukuka uygun davranması ve demokrasinin dışına çıkmaması gerekir.
- Hukuki bir zemin var ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de bu yönde çağrıları söz konusu. Ancak bir türlü gelişme olmuyor. Bir tıkanma mı var ya da tıkanma nerede yaşanıyor?
Siyasal gelişmelerin geldiği seviyeyi ve derinliği değerlendirdiğimizde, hükümetin Umut İlkesi konusunda pozisyonunu çok daha ileri bir seviyeye taşıması gerektiğini belirtebiliriz. Raporda buna ayrı vurgu olmamış olması uygulanmayacağı anlamına gelmez. Böyle bir süreç olmadan da söz konusu kararın uygulanması gerekirdi. Fakat Umut İlkesi ile ilgili adım atılmamasının birçok nedeni olabilir. Gerek hukuka uygun adımların atılması, gerek demokratikleşme, gerekse Kürt meselesinin devlet nezdinde tanınıp yüzleşilmesi noktasında kimi farklı duruşlar var. Yani bu konuda hükümetin ve devletin biraz kararlaşması ve niyetiyle ilgili bir durum. Yoksa hukuk durumu açıkça ortaya koyuyor.
- Umut İlkesi’nin uygulanması ya da uygulanmaması Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geleceğine nasıl etkiler?
Kürt meselesinin tarihsel gerçekliği kendisini dayatıyor. Gerek inkarın ortadan kalkması, gerekse de bu konudaki yasal ve anayasal gereklilikler hükümetin politika ve pozisyon değiştirilmesini gerektiriyor. Bu konuda adım atılmaması tamamen devlet ve hükümetin politikalarıyla ilgili. Elbette bu Türkiye’nin iç meselelerini de aşan bir noktada ele alınıyor. Türkiye’nin bu süreç içerisinde yer almasının bir nedeni de uluslararası gelişmeler ve uluslararası dengeler ya da bu konudaki değişim potansiyeli. Ortadoğu’daki belirsiz duruma da, bu sürecin bir etkeni olarak bakılması lazım. Fakat Ortadoğu’da insanlık değerleriyle örülmüş, sorunlarını çözmüş, çağdaş bir forma ve demokratik bir zemine kavuşmuş bir ülke düşünülüyorsa bu tarihsel hakikatlerle yüzleşmeyi gerektirir. Hukukun, toplumun iradesi doğrultusunda demokratik dönüşüme kavuşturulması gerekir. Bu yüzden artık toplum çok net bir şekilde iradesini, beklentisini dile getiriyor. Temel beklenti artık somut adımların, pratik adımların atılmasıdır. Bu sürecin daha sağlıklı ilerlemesi ve daha pozitif ve hızlı yol alması açısından da Sayın Öcalan’ın koşullarının değiştirilmesi gerekir. Umut İlkesi, AİHM ve uluslararası hukuk çerçevesinde derhal Türkiye’deki düzenlemeyi dayatıyor. Siyasi olarak Sayın Öcalan’ın pozisyonunun değiştirilmesini dayatıyor.
- Abdullah Öcalan’ın şuan koşulları nasıl? Bir statü tartışması da var. Bir statü değişikliğinden ne anlamalıyız?
Şu an İmralı’da hapishane koşullarında bir mahpusluk durumu söz konusu. Sınırlı kimi görüşmelerle oluyor. Ancak Sayın Bahçeli’nin de ifade ettiği üzere İmralı’daki statünün tartışılıp yeni bir forma kavuşturulması gerektiğini biz de söylüyoruz. Hapishane statüsünün kaldırılması, İmralı’daki sistemin kapatılması, İmralı’nın yeni siyasi politik bir zemine taşınmasını gerektiriyor.
- Umut İlkesi ile ilgili somut ne gibi adımların atılması gerekiyor? İhlalin giderilmesi için ne gibi yasal değişikliklere ihtiyaç var?
Umut İlkesi aslında Türkiye’deki birçok yasada yer alan mutlak engellerle ilgili bir durum. Örneğin infaz yasasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ömür boyu devam edeceği belirtiliyor. Yine ceza kanununda ağırlaştırılmış müebbettin ömür boyu devam edeceğine yer veriliyor. Aynı zamanda Terörle Mücadele Kanunu’nda da hükümlünün hayatı boyunca devam edeceği belirtiliyor. Çokça yasa ve geçici maddelerde bu haliyle mevcut. Umut İlkesi ilkesi de bu yasaklara, bu yasakların karşısında ifade ediliyor. Yani yeniden topluma dönme, toplumla bütünleşme, yaşamla bir araya gelme olanağını ortadan kaldıran bu maddelerin ortadan kaldırılması gerekir. Umut İlkesi’nin yasal gelişmelerinin ilk adımı budur. Bu mutlak yasakların ortadan kaldırılması gerekir.
Fakat bununla yetinilemez. Çünkü AİHM, özgürlük ihtimalinin de gerçekleşebilir olmasını söyler. Kişinin hangi nedenlerle içeride kalmaya devam edeceğini ve hangi gelişmelerle özgürleşebileceğini de bilmesi lazım. Bugün Türkiye’nin mevzuatında bu konuda bir açıklık yok. Bir somut ölçü düzenlemesi söz konusu değil. Yani bu konudaki mahpusun fikirleri, görüşleri, duruşu toplumla olan bağ, demokratik değerlerle olan ilişkisi, topluma olan faydası, bizce değerlendirmesi gereken ölçütlerdir. Eğer bir kişi toplumsal fayda uğruna mücadele ediyor, gelecek konusuna emek vereceğini ortaya koyuyorsa, bunların hukukun içerisine yedirilmesi gerekiyor. Bir diğeri de Türkiye’deki sürelerin çok uzun süreli olması. AİHM, uzun süreli hapis cezasının da Umut İlkesi’ni zedelediğini ifade eder.
- AİHM kararları doğrultusunda bu konudaki standart nedir?
AİHM, Umut İlkesi konusunda uluslararası bir standart olarak 25 yıldan bahseder. Ancak şu an Türkiye’nin mevzuatında bu süre yok. Dolayısıyla Türkiye’de Umut İlkesi’nin tamamen uygulandığını kabul etmek için sürelerin de iyileştirilmesi ve bu konuda da değişiklikler yapılması gerekiyor. Ancak bu da yeterli değil. Çünkü özgürlük ihtimalini değerlendirecek bir mekanizmanın da olması lazım.
- Türkiye kimi eylem planlarında bu mekanizmanın İdare ve Gözlem Kurulları olduğunu söylüyor. Ancak kurullar tahliyelerin önünü kapatmakla öne çıkıyor.
İdare ve Gözlem Kurullarının tam bağımsız ve tarafsız yargı mensuplarınca oluşturulmuyor oluşu; söz konusu özgürlük ihtimalini, serbest kalma ihtimalini ve adil yargılanma boyutuyla sakat bırakıyor. Mekanizmanın işlerlik kazanması için bu özgürlük ihtimalini değerlendirecek kurulun yapısının da değiştirilmesi lazım. Tarafsız, bağımsız yargı mensuplarınca yani bir mahkeme statüsüyle değerlendirilmesi gerekir. Bir idarenin dışına çıkarılması lazım.
İdare ve Gözlem Kurulu kararları infaz hakimi tarafından denetleniyor. Ancak uygulamada, birbirini ciddi bir şekilde olumsuz etkilediğini görüyoruz. Dolayısıyla birçok boyutuyla düzenlemeleri hak eden bir durumu ifade ediyor Umut İlkesi. Gerek yasakların kaldırılması, gerek sürelerin iyileştirilmesi, gerek mekanizmanın güvenceye alınması ve ardından değerlendirme sürelerinin daha sık ve potansiyel olarak hayata geçebileceğine dair ölçüleri taşıması gerekir. Bu şekilde çok boyutlu bir paketi dayatan bir yerde duruyor Umut İlkesi.
Haber: Diren Yurtsever \ MA









