Tarih köktür, derler. Yazılan tarih, egemen devlet tarih anlayışı olduğu için halkların ortak yaşam tarihleri pek bilinmez. Bu yönüyle de toplumlar köksüz bırakılır. Rojava’da yaşanan devrim, halkların kökleriyle buluşmasıydı
Afşin Aybar
Suriye’de Kürtler’e dönük geliştirilen saldırılarla birlikte en fazla tartışılan konu demokratik ulus paradigması ve Kürt ulusal birliği oldu. Türk devletinin aktif desteği ve uluslararası güçlerin onayıyla Suriye devletine bağlı HTŞ ve bileşeni olan çeteler Kürt halkına karşı katliam saldırısı başlattı. Amaç tümden Rojava’daki Kürt kazanımlarını tasfiye etmek, Rojava’yı Kürtsüzleştirmekti. Bu, yüz yıldır dört parça Kürdistan’da süregelen bir imha ve inkar politikasının devamıydı.
Rojava devrimi 2011 yılından bu yana belirtilen imha ve inkar politikasıyla mücadele etmektedir. El Nusra’dan, DAİŞ’e, Türk devletinin işgal saldırılarından HTŞ’nin Şêxmeqsûd ve devamındaki saldırılarına kadar amaç ve plan hep aynıydı. Kürtler’in kendi topraklarında, özgürce yaşamlarını inşa etmeleri, dillerini konuşmaları, kültürlerini yaşamaları hazmedilmedi. Kürt fobisi hep canlı tutuldu. Dolasıyla 6 Ocak tarihli saldırılar bir başlangıç değil, devrimin başından beri devam edegelen imha konseptinin bir parçası, dahası yüz yıllık bir zaman diliminin başka bir evresidir. ‘En iyi Kürt ölü Kürt’tür’ faşist aklının başka bir mekanda, parçada tezahürüdür.
Önder Apo’nun demokratik ulus ekseninde yürüttüğü mücadele hem Kürt toplumunda, hem de Ortadoğu özgülünde büyük bir etkiye sahip. Ulus-devletin tekçi, milliyetçi, dinci, cinsiyetçi zihniyetine karşı demokratik ulus, toplumu tüm çeşitliliği ile eşit, özgür ve dayanışma ruhuyla birlikte yaşamasının modelidir. Farklı halkları ve kimlikleri bir araya getiren Rojava modelinin kaynağı bu paradigmadır. Tarih köktür, derler. Yazılan tarih, egemen devlet tarih anlayışı olduğu için halkların ortak yaşam tarihleri pek bilinmez. Bu yönüyle de toplumlar köksüz bırakılır. Rojava’da yaşanan devrim, halkların kökleriyle buluşmasıydı. Ulus-devlet olgusunun tarih anlayışı sonucu düne kadar birbirine düşürülen, düşmanlaştırılan halklar Kürt, Arap, Çerkez, Süryani, Türkmenler özgür yaşam inşasında emek vererek yaşadıkları toprağı, mensubu oldukları halk ve birlikte yaşamak istedikleri insanlar için savaştılar. Bu demokratik ulus zihniyetinin, ruhunun somut hali, politikanın hakikatle buluşması oldu.
Rojava devrimi, kadının kendini bulduğu, kendi özgürlük yasalarını belirlediği, öz savunmasını kendisinin yaptığı, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü paradigmanın öncülüğünü yaptığı bir devrim. Bu yanıyla tüm dünyada yaşamın anlamsız kılındığı bu çağda bir umut adası oldu Rojava kadın devrimi. Erkek egemen kültürüne, onun zihniyetine, cinsiyetçiliğine en büyük darbeyi özgür ülkenin özgür kadınları vurdu. Bundan dolayı da Rojava’ya yönelik tüm saldırılarda ilk hedef kadınlar oldu. Kadınlara, vahşice saldırmalarının temel nedeni de bu öncülüğün bu çete zihniyeti tarafından kabul edilememesidir.
Rojava devrimine yapılan saldırılarla birlikte Kürtler tüm dünyada isyana kalktı, direnişe geçti. Kürt ulusal bilincinin geldiği düzey en çok da bu saldırı sonrası gelişen eylem ve etkinliklerde görüldü. Demokratik ulus paradigması ile birlikte Kürtlerde ulusal birlik anlayışı, ruhu gelişmiş, dört parçadaki duvarları, telleri, güvenlik şeritlerini aşmıştır. ‘Kürdistan yek e!’ şiarı çizilen sınırların anlamsızlaştığını, pratikte bir öneminin kalmadığını, ulusal birlik ruhunun beyin ve bedenen tüm sınırları yıktığının ifadesi oldu. Tüm bunlar son yüz yılda, özelde de yarım asrı aşan bir dönemde ilmek ilmek dokunan bir mücadelenin, daha net bir ifade ile Önder Apo’nun halkı için verdiği eşsiz mücadelenin ürünüdür.
Özel savaş daireleri tarafından yönlendirilen kişi, kurum ve bunların gönüllü hizmetkarları olan Kürt Judenratları en aktif süreçlerini yaşadılar. Bunlar haftalarca birer felaket tellalı gibi dijital medya mecralarında demokratik ulus paradigmasının başarısız kaldığını belirttiler. Psikolojik savaş yöntemleriyle algı oluşturmak istediler.
Oysa belirtilenlerin aksine ortada bir yenilgi yoktu. Daha ilk günden aklı selim bir çok aydın, yazar, akademisyen bu gerçeğin altını çizerek görünüşün gerçeği yansıtmadığını vurgulayarak Kürt aklının kudretine, gelişen ulusal güce dikkat çekti. Zaman ve gelişmeler bu gerçeği doğruladı. Kürtler yenilmedi, bilakis ikinci uluslararası komployu direnişle erkenden boşa çıkardı, yenilgi bekleyenler hüsrana uğradı.
Bu saldırılarla birlikte demokratik ulus ve ulusal birliğe olan ihtiyaç tekrardan gün yüzüne çıktı. Dinci, milliyetçi, cinsiyetçi varyantların taşıdığı anlayışların halklara vereceği kıyım, katliam ve savaştan başka hiçbir şey yoktur. Bir kez daha anlaşıldı ki; Kapitalist modernist sistem, ulus devlet ve onun paravan örgütlerinin toplumu birbirine kırdırtma, parçalama ve birbirine düşman etme, tüketme politikalarına karşı demokratik ulus projesi halklar, kadınlar, farklı kültür ve inançlar için gerçek bir vahadır.
İnsanlık tarihinde ispatlanan bir gerçeklik de zamanı gelmiş bir fikri durdurmanın mümkün olmadığıdır. Geçmiş günümüze akar, şimdiki zaman geçmişte kökünü arar. Önemli olan bir fikrin taşıdığı toplumsal hakikat payıdır. Demokratik ulus, toplumlar tarihinin bir hakikatidir. Halkların yabancısı olmadığı kendi öz yaşam ve kültürüdür. Yanlış olan toplumlar tarihini devletçi, erkek egemenlikçi anlayıştan ibaret görmektir. Halkların farklılık içinde özgür, eşit, birlikte yaşayacağı bir dünya mümkündür. Demokratik ulus geleceğe ertelenecek bir düşünce değil, anı anına kendini zihinde ve yaşamda inşa eden bir toplum paradigmasıdır. Demokratik ulus temelinde gelişen Rojava devrimi ve Kürtler’de gelişen ulusal birlik duruşu ve bilinci bunun somut halidir. Kürt halkının direniş ve başarı gerçeği bu hakikatten gelir.









