Rojava’nın meselesi yalnızca kendini korumak değil, aynı zamanda bir modeli sürdürmektir. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü ve yerel örgütlülük üzerine kurulu bu model, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam anlayışıdır
Ahmet Ağaç
Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmeler, yalnızca askeri ya da siyasi değişimlerle sınırlı değildir. Bölge, köklü bir yeniden şekillenme sürecinden geçiyor. Bu sürecin merkezinde ise artık tartışmasız biçimde Kürtler yer alıyor. Ancak Kürtlerin bu süreçteki rolü yalnızca bir taraf olmak değil, aynı zamanda belirleyici bir özne haline gelmektir. Bu bağlamda Rojava, hem bir model hem de bir merkez olarak öne çıkmaktadır.
Rojava ile Şam arasında yürütülen görüşmeler ve entegrasyon tartışmaları, bu yeni dönemin en somut başlıklarından biridir. Ancak bu süreci basit bir “entegrasyon” olarak tanımlamak eksik kalır. Çünkü ortada klasik anlamda güçlü ve kurumsallaşmış bir devlet yapısı yoktur. Şam’daki yapı halen oluşum sürecindedir ve farklı güçlerin etkisi altındadır. Bu nedenle mesele, Rojava’nın bir yapıya dahil olması değil; aksine yeni oluşacak Suriye’nin nasıl şekilleneceği meselesidir.
Son dönemde yapılan görüşmeler, tarafların birbirini test ettiği bir sürece işaret etmektedir. Askeri, siyasi ve ekonomik başlıklar üzerinden yürüyen bu temaslarda net bir sonuçtan çok, kontrollü bir ilerleme söz konusudur. Ortaya çıkan tablo, ne tam bir uzlaşmayı ne de açık bir çatışmayı ifade etmektedir. Bu durum, sürecin bir “denge arayışı” içinde ilerlediğini göstermektedir.
Askeri açıdan bakıldığında, sahadaki güç dengesi belirleyici olmaya devam etmektedir. Rojava’nın savunma gücü ortadan kalkmış değildir; aksine varlığını koruyarak yeni bir form arayışı içindedir. Bu da sürecin bir tasfiye değil, dönüşüm süreci olduğunu göstermektedir. Ancak bu dönüşümün hangi yönde ilerleyeceği, yalnızca masa başındaki anlaşmalara değil, sahadaki gelişmelere bağlıdır.
Siyasi alanda ise daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır. Kürtlerin sistem içinde nasıl temsil edileceği, yerel yönetimlerin hangi yetkilere sahip olacağı ve anayasal çerçevenin nasıl belirleneceği henüz netlik kazanmamıştır. Temsil oranları, kadın katılımı ve yerel iradenin sınırları gibi başlıklar, bu sürecin en kritik tartışma alanlarını oluşturmaktadır. Bu da sürecin henüz tamamlanmadığını, aksine asıl mücadelenin şimdi başladığını göstermektedir.
Ekonomik boyutta da benzer bir durum söz konusudur. Sınır kapıları, enerji kaynakları ve ticaret hatları üzerinde kurulan ortak mekanizmalar, bir yandan iş birliği zemini yaratırken, diğer yandan yeni bağımlılık ilişkileri doğurma riskini taşımaktadır. Bu nedenle ekonomik entegrasyon başlığı, en az siyasi ve askeri başlıklar kadar dikkatle ele alınmalıdır.
Bu sürecin en kritik yönlerinden biri ise Efrîn başta olmak üzere işgal altındaki bölgelerin durumudur. Geri dönüşlerin başlaması önemli bir gelişme olmakla birlikte, bu sürecin kalıcı hale gelmesi, yalnızca anlaşma metinlerine değil, sahadaki gerçek değişime bağlıdır. Demografik yapı, güvenlik ve yerel yönetim gibi başlıklar çözülmeden, gerçek bir dönüşten söz etmek mümkün değildir.
Tüm bu gelişmeler ışığında ortaya çıkan temel gerçek şudur: Rojava’nın meselesi yalnızca kendini korumak değil, aynı zamanda bir modeli sürdürmektir. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü ve yerel örgütlülük üzerine kurulu bu model, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam anlayışıdır. Bu nedenle bu modelin korunması, yalnızca askeri ya da siyasi değil, aynı zamanda toplumsal bir mücadeleyi de gerektirir.
Önder Apo’nun vurguladığı gibi, bu süreçte en doğru yaklaşım ne teslimiyet ne de maceracı bir çatışma hattıdır. Asıl mesele, barışı esas alırken, kazanımları koruyacak bir hazırlık ve örgütlülük düzeyini sürdürebilmektir. Savaşmamak zayıflık değildir; ancak hazırlıksız olmak ciddi bir risk oluşturur. Bu nedenle dengeli, dikkatli ve stratejik bir duruş hayati önemdedir.
Sonuç olarak, Ortadoğu’da yeni bir dönem başlamıştır ve bu dönemde dengeler hızla değişmektedir. Bu değişim içinde kalıcı olan tek şey, örgütlü ve bilinçli bir duruştur. Kazanmak önemlidir, ancak asıl mesele kazanılanı koruyabilmektir. Çünkü korunmayan her kazanım, kısa sürede kaybedilmeye mahkumdur. Rojava’nın ve Kürtlerin önündeki temel görev de tam olarak budur: Kurmak, korumak ve sürdürülebilir bir özgür yaşam inşa etmek.









