• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Mayıs 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kültür

Rojava’nın kadın gözü: Sînejin

10 Mayıs 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Kültür, Manşet, Söyleşi

Rojava’da sanat ve sinemanın devrimle bağını, Kürt sinemasının ilerleyişini, kadın bakış açısıyla gelişen sinemayı Sînejin kurucularından olan Dîrok Artos’la konuştuk:

  • Bu topraklar üzerinde verilmiş emeği ve o insanların yaşamını kameramızla ölümsüzleştirmek istiyoruz. İleride eğer sükûnet olursa, kameramızla şahit olduğumuz bu şeyler farklı eserlere dönüşebilir ve her yere ulaşabilir
  • Artık devrim sanatçı yaratmayacak, sanatçı devrimi yaratacak. Bu açıdan Rojava Devrimi’nin faydaları hem dil hem de Kürtlerin kendini tanıma konusunda olumlu etki yarattı
  • Devrimde kadınların kendi kendini ifade etmesi, dile getirmesi ihtiyacı vardı. Devrimin tüm alanlarında kadınlar öncü oldular. Sînejin olarak kadın sinemasının aklını oluşturmak istiyoruz

Bêrîvan Înatçî / Mahsum Sağlam        

Ocak 2023’te Hîlala Zêrin Kadın Kültür Hareketi bünyesinde kurulan Sînejin Rojava sinemacı kadınları bir araya getirerek kadınların gözünden, kadın devrimini ifadeye kavuşturuyor. Yılları bulan savaşlar ve saldırıların gölgesinde Rojava’da sadece yeni bir toplumsal düzen değil, aynı zamanda yeni bir estetik anlayış da inşa ediliyor. Mevzilerde ellerindeki silahlarla, komünlerde ise demokratik yaşamın inşa gücü olarak Rojava Devriminin öncülüğünü yapan kadınlar, hayatı savunmanın bir yolu olarak bu kez de Sînejin ile kameralarına sarılıyor. Sînejin estetiği direnişle, sanatı ise devrimle birleştirerek kadınlar için kendi kimliklerini koruyabilecekleri, acılarını, sevinçlerini kendi gözlerinden ifadeye kavuşturabilecekleri bir zemin sunuyor.

Rojava’da sanat ve sinemanın devrimle bağını, Kürt sinemasının ilerleyişini, Sînejin ile kadın bakış açısıyla gelişen sinemayı Sînejin Rojava’nın kurucularından olan Dîrok Artos’la konuştuk.

  • Kürt sineması dünya sineması içinde nasıl bir yere sahip? Henüz çok genç olan Kürt sinemasının gelişim seyrini biraz nasıl görüyorsunuz?

Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema diğer sanat dalları arasında en genç olanıdır. Ancak en hızlı gelişen de odur. Evet, eski bir tarihi var; gözle, bakışla, duygularla anlatım ve resim çizme ile belki mağara resimlerine kadar gidilebilir ve oradan bugüne getirilebilir. Fakat sinema iki makine arasındadır: Biri kaydeder, diğeri gösterir. Bu nedenle sanayi devriminden sonra gelişen bir sanattır. Sinemanın ortaya çıkışı, adlandırılması ve kurumlaşması son 130 yılda gerçekleşmiştir. Sinema nedir, nasıl olur tartışmaları ise ayrı bir konudur.

Buna rağmen Kürt sineması henüz genç sayılmaz. Bir çocuk gibi diyebiliriz; yeni ayağa kalkıyor, yürümeye ve adım atmaya çalışıyor. Elbette Kürt sinemasını geliştirmek isteyen, var olan derdi ve sorunu yedinci sanat aracılığıyla dile getirmek isteyen değerli sinemacılar vardır. Ancak çoğu zaman bunu işgalcilerin diliyle yapmak zorunda kalmışlardır. Kürdistan’ın dört parçasında bunun örneklerini görmek mümkün. Maalesef ülkeniz işgal ve sömürgecilik altında olduğunda sanatınız da buna göre şekillenir. Kürt sineması da bundan etkilenir. Hâlâ yeni ayağa kalkıyor ve yürümeye çalışıyor. Tabii önünde çok fazla siyasi engel de var. Hem maddi, hem siyasi, hem de fiziksel koşulların yarattığı zorluklara rağmen ayağa yürümeye çalışıyor. En azından şunu söyleyebiliriz: Kürt sineması vardır, Kürtçe filmler üretiliyor, yapılıyor ve gelişiyor. Ancak Kürt sinemasının Kürt kimliğini işlemesi istenen seviyede değil. Bu çocuğun doğduğunu, ayağa kalktığını ve ilk adımlarını hızlı attığını söyleyebiliriz. Kısa sürede büyük gelişmeler olacağına inanıyorum. Kürt sinemasının kaderi kuşkusuz siyasi gelişmelere bağlıdır. Kürtler siyasi olarak varlığını ne kadar inşa edebilirse, Kürt sineması da o seviyede kendini inşa edebilir.

  • Amûde Sineması yangını olayı (1960’lar) Rojava halkının sinemaya bakışını etkiledi mi?

Kürt çocuklarının Amûde sinema salonunda yanması kesinlikle bir trajedidir. Aynı zamanda bir bilinç de oluşturur. Psikolojik olarak ne kadar anlatılmaz ve konuşulmazsa da şöyle bir etki yaratır: “Sinema olumsuz bir şeydir, orada çocuklar ölür.” Böyle bir düşünce oluşmuştur. Ancak Rojava Kürdistanı’ndaki devrimle birlikte, devrimin çalışması ve çeşitli filmlerin gösterilmesiyle bu psikoloji kırılmıştır. Şimdi çocuklar hem kendilerini eğitiyor, hem film izlemek istiyor, hem de sinemacılık hayallerini yaşamak istiyor. Çünkü Rojava Kürdistanı diğer parçalara göre bu konuda çok mahrum bırakılmıştır. Suriye devleti ve çökmüş rejimin bu topraklarda uyguladığı politikalar, halkı sadece bazı işlerle uğraşmaya itmiş, birçok şeyden mahrum etmiş ve yasaklamıştır. Çok tuhaf bir yönetim uygulanmıştır. Bunun etkisini sinemada da görmek mümkündür. Şu anda Rojava Kürdistanı’nda birkaç küçük sinema salonu birkaç şehirde var. Onları da düğün salonu yapmışlar. Yıllardır bu bölgelerde film gösterimi yapılmamıştır. Bunda Amûde Sineması olayının da etkisi vardır. Ancak bana göre bu durum kırılmıştır. Devrimle birlikte sinema alanında yapılan çalışmalar bu trajik bakışı kırmıştır.

  • Rojava’da devrim ve sanat arasında güçlü bir ilişki görülüyor. Devrim ilerledikçe sanat da onunla birlikte ilerlemiş ve bu hâlâ devam ediyor. Bu ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsun? Rojava’da bu ilişki nasıl gelişiyor?

Neyi tartışırsak tartışalım, sanatı da tartışsak, mevcut bilimlerle ve araştırma yöntemleriyle Kürt realitesine yaklaşamayız. Ortada çok farklı bir durum vardır. Dört parçaya bölünmüş bir halk, her parçasında bir devlet kurulmuş, her devlet başka bir ulus üzerine kurulmuş ve kendini halka dayatmıştır. Kürtlerde böyle bir gerçeklik var. Bu nedenle Kürtlerin sineması ve Kürtlerin yapacağı sanat da çok farklıdır.

Sadece sanattan bahsetmek veya devrim içinde sanattan bahsetmek istediğimizde dünyadaki gibi konuşamayız. Dünya genel olarak farklı bir durumdadır. Diğer halklar belki demokrasi, sosyalizm, komünizm haklarından bahseder. Ama Kürtler olarak bizim varoluş sorunumuz var. Sanatta da varoluş sorunumuz var.

Dünyada böyle örnekler çoktur; sanatçılar devrime önderlik eder, yazı, edebiyat, şarkılarla bunu yaparlar. Ama bizde sömürgecilik koşullarında öyle bir durum var ki devrimin sanata önderlik etmesi gerekiyor. Kürtler sömürgecilik gerçeğiyle yüz yüze kalmış ve birçok şeyden mahrum bırakılmıştır. Kendi dilinizle sanat üretemiyorsunuz. Bu tüm sanat dalları için geçerli, sinema için de geçerlidir. Çünkü Kürt çocukları Kürtçe okumuyor. Akademik ve profesyonel olarak kendi dillerini konuşup kurumsallaştıramıyor. Binlerce yıldır yaşayan, bugüne ulaşmış bir dil. Tüm Kürtlerin birbirini anlayacağı ortak bir dil kurulmamıştır. Bu olmazsa onun sanatını da yapamazsınız.

Örnekleri var: Türkiye’de Kürt yönetmenler veya sinemacılar filmlerini çoğunlukla Türkçe çekiyor. Buradan tartışılabilir: Bu ne kadar Kürt sinemasıdır, ne kadar değildir? Diğer parçalarda da durum aynı. Değerli Kürt sinemacıların birçoğu Arapça veya Farsça film yapıyor. Son yıllarda bu durum kırılmaya başladı ama genel olarak böyle bir sorun var.

Rojava Kürdistanında devrime öncülük edenler toplumsal ihtiyaçları da gördü. Sanat, edebiyat, eğitim, sağlık alanındaki ihtiyaçları da gördü. Sanatın örgütlenmesi de böyle oldu. Sinema da bunun içindeydi. 11 yıldır Rojava Film Komünü var, çalışmalarına devam ediyor. Akademilerde de sinema eğitimleri veriliyor. Son 4 yıldır da sadece Rojava Kürt kadın sinemacılarını örgütleyen Sînejin Rojava kuruldu. İhtiyaçlara göre bazı kurumlaşmalar ve örgütlenmeler oldu. Bu da sinema alanında bazı hareketlerin oluşmasına, bu işi yürütebilecek kişilerin yetişmesine katkı sağladı. Bu açıdan olumlu bir etki yarattı. Böylece şimdi çalışmalar devam ediyor. Yani devrim kendi sanatını da yaratıyor, bugüne getiriyor. Bundan sonra da bugüne kadar getirdiği gibi geleceği de aydınlatacağına inanıyorum. Artık devrim sanatçı yaratmayacak, sanatçı devrimi yaratacak. Bu açıdan Rojava Devrimi’nin faydaları hem dil hem de Kürtlerin kendini tanıma konusunda olumlu etki yarattı.

  • Sînejin’in kuruluşunda yer aldınız. Sînejin’i Rojava Kürdistanı kadınlarının gözü olarak görüyoruz. Sînejin hangi ihtiyaçları karşılamak için kuruldu? Çalışmalarınız nasıl yürüyor?

Devrimin ihtiyaçlarından bahsettik. Devrimin ihtiyacı, tüm sanat dallarıyla kendini ifade etmesiydi. Bunlardan biri de sinemaydı. Kürt olarak kimlik sorunu yaşanırken, kadın olarak bu iki kat yaşanır. Çünkü cinsiyet reddedilir. Çok derin girmeyeceğim ama bilinir ki mevcut bilimler, sanatlar ve yaşam erkek egemen akılla ve patriyarkal anlayışla örgütlenmiştir. Oysa kadın aklı ve kadın bakışıyla sanat üretmek çok farklıdır.

Devrimde kadınların kendi kendini ifade etmesi, dile getirmesi ihtiyacı vardı. Devrimin tüm alanlarında kadınlar öncü oldular. Özellikle savaşta, cephelerde YPJ olarak öncülük ettiler. Kadınlar savaş saflarında yer aldı, tarihe damga vurdu, destanlarını yazdı. Bu yaşanan destanların senaryo olması, film olması ve sanata mal olması gerekiyordu. Kadın olarak kendimizi kendimizin anlatması, bir başkasının bizi anlatmaması için. Hem ulusal kimlik hem de cinsiyet kimliği açısından kadın için bu iki kat gerekliydi. Bu da Rojava Kürdistanı’nda devrimle birlikte bir ihtiyaç olarak görüldü ve kadın öncüler böyle bir örgütlenmeye gittiler. Sînejin Rojava böyle kuruldu.

Sînejin’in kuruluşunda biz de yer aldık. Hem fiziki mekanın kurulmasında hem de çalışmaların örgütlenmesinde. Çünkü Rojava ve genel olarak Suriye’de sinema bölümü son 4-5 yıldır açılmış durumda. Henüz ilk öğrenciler mezun olmadı. Suriye’den sinema okumak için dışarıya gidenler vardı. Rojava’da devrimle birlikte açılan sanat akademileriyle 2 yıldır sinema eğitimleri veriliyor. Daha önce 2015-2016’da da sinema eğitimleri verilmişti ama o akademiler devam etmemişti. Sinemacılığı öğrenme ihtiyacı vardı. Bu konularda pratik tecrübesi olan, bilgisi olan veya ilgilenen kişilerle kadın sinemacıları yetiştirmek istedik.

İlk yıllarında amacımız kadın sinemacıları yetiştirmekti. İlk amacımız bu bölümü okumuş profesyonel kişilerin bir araya gelip, kurum oluşturup eser üretmesi şeklinde değildi elbet. Bu kurum, kadın sinemacıların ihtiyaçlarına göre, onları geleceğe hazırlamak üzere örgütlendi. Bugüne kadar üç genel atölye açıldı ve her alanda çeşitli atölyeler düzenlendi. Kuruluşundan bu yana üç yılda yaklaşık 70 kadın eğitim aldı. Birçoğu Rojava’da yapılan çalışmalarda stajyer olarak yer aldı. Her öğrenci atölye sonunda kendi filmini çekti. Bir düzeyde tecrübe kazanıldı.

Bu kurum kadınların dikkatini çekti. Kadınlar sinemaya yöneldi ve tanıştı. Şimdi büyük istek ve heyecanla çalışıyorlar. Ancak profesyonellik açısından hâlâ yürünmesi gereken bir yol var. Rojava Kürdistanı’nda hem özerk hem genel sanat akademileri açıldı. Buralarda Rojava gençleri okuyor ve geleceğe hazırlanıyor. Akademik tecrübeleri diğer arkadaşlara aktarabilsinler, mevcut sorunları, tarihi ve gelecek hayallerini sinema yoluyla ortaya çıkarabilsinler diye. Özellikle kadınların ne hayal ettiğini ortaya çıkarmak istiyoruz.

  • Rojava’da geçtiğimiz yıl ilk Nûjiyan Film Festivali ve Rojava Film Festivali düzenlendi. Uluslararası filmler kadınlarla ve Rojava halkıyla buluştu. Nasıl bir etki yarattı?

Özellikle Rojava Kürdistanı’nda Kürtler sadece savaşla tanınıyor. Genel olarak Kürtler için durum böyle, kadınlar için de böyle. 2025 yılında ilk Nûjiyan Kadın Film Festivali düzenlendi. Sînejin Rojava olarak biz de katıldık. Festivalin hazırlık komitesinde yer aldık. Aynı yıl Rojava Film Komünü’nün öncülüğünde genel festivaller de yapıldı. Nûjiyan Kadın Film Festivali ilk kez Rojava’da 40 kadın yönetmenin eserlerini bir araya getirdi. Bir hafta boyunca bu eserler gösterildi. Sadece Rojava Kürdistanı veya Ortadoğu değil, dünyanın birçok yerinden 40 film gösterildi. Koşullara göre bazı yönetmenler de geldi, tartışmalar yapıldı. Kadınlar birbirine nasıl destek olabilir? Kadınlar kendi ülkelerinde varlıklarıyla, sorunlarıyla, çözümleriyle nasıl konuşabilir? Özgür sanat, özgür sinema nasıl yaratılabilir? Egemenlerin kullandığı sinemaya karşı nasıl alternatif sinema olabilir? Bu konularda birçok tartışma gelişti. Bu Rojava’da farklı bir coşku yarattı. Çünkü savaş olduğunda hep sizden bahsediliyor. Ama bu sefer farklı bir şekilde, farklı bir başarıyla dile getirildi ki bu kadar insanı bir araya getirebiliyor ve sanatın gücünü ortaya çıkarabiliyor. Yol engellerine, ambargoya rağmen, hâlâ devam eden DAEŞ hücre saldırılarına rağmen festivaller başarılı geçti ve farklı bir renk kattı.

  • Savaş, engelleme ve soykırım politikaları altında Rojava’da sanat ve sinema çalışmaları devam ediyor. Bu sinema çalışmalarını nasıl etkiliyor?

Savaşın gölgesinde yaşamak zordur. Sadece sanat üretmek değil. Ürettiğimiz sanat nasıl bir sanattır? Bu topraklar üzerinde verilmiş emeği ve o insanların yaşamından bahsetmek istiyoruz. Ülkenin cephelerinde direnen bu insanları kameramızla yanlarında olmak ve o  anlarını ölümsüzleştirmek istiyoruz. Duruşlarıyla zaten ölümsüzler. Ama en azından direnişlerinden bir kare kalsın istedik. Bu tarihi anlar, eşi benzeri olmayan direnişler ölümsüz olsun.

Bu yıl da böyleydi, geçen yıl da. Kadın arkadaşlarla Tişrîn Savaşı’nda oradaydık, savaşçıların yanındaydık. Bu yıl da aynıydı. Kürt şehirlerine ve diğer halklara karşı büyük bir saldırı oldu. Bu saldırılarla birlikte tüm bu şehirlerin sokaklarında nöbetler vardı. Köy köy direniş vardı. Hem savaşçılar hem halk birlikteydi. Kameramızla tüm bunları takip etmek zordu. Ama çok farklı bir duyguydu. Belki de Kürt sinemasının şansının belgesel alanında örgütlenmesi olduğu için böyle. Savaşın olduğu ülkelerde kader biraz böyledir. Kobanê Savaşı’nda da belgesel çalışmaları yapılmıştı. Bu direnişte de bizim durumumuz böyleydi.

Evet, bazen duygusal zorlukları da oldu ama Kürtlerle birlikte bir ruh vardı ki onu dile getirmek istiyorsun. Dicle ile Fırat arasındaki Mezopotamya toprağının ruhu, binlerce yıldır canlı olan bu ruh, savaşçıların gözlerinde, bu topraklarda yaşayan halkların gözlerinde görülebiliyordu ve buna şahit olabiliyordunuz. İleride eğer sükûnet olursa, kameramızla şahit olduğumuz bu şeyler farklı eserlere dönüşebilir ve her yere ulaşabilir. Belki az da olsa bu savaşçılara hakkımızı verebilir ve onları ölümsüz kılabiliriz.

  • Son olarak, Kürt sinemasının gelişimi için ne gerekiyor?

Kürt sineması için tartışma çok gerekli. Kürtler için kolektif bir aklın ortaya çıkması için tartışmaya ihtiyaç var. Özellikle kadınlar için. Bu sanat dalında kendini nasıl kuracak, geliştirecek, ne tür çalışmalar yapacak, bu işin felsefesi nasıl olacak? Demokratik modernite sineması, direniş sineması, savaş gölgesinde oluşan sinemalar nasıl olacak, ne şekilde olacak? Bu konular için tartışma şart. Ülkemizin koşullarının çok farklı olacağını düşünüyoruz. Bu işle yıllardır uğraşanlar tecrübe biriktirmiş. Kürt kadın sinemacılar ve diğer sinemacılar sosyalist bakışla sinemaya yaklaşarak bir araya gelsin, tartışsın ve bir perspektif çıkarsın. Bu gerekli.

Siyasi koşulların ilerlemesiyle bunun da oluşacağına inanıyoruz. Bu konuda çabalarımız var. Özellikle özgür kadının kişiliği nasıl olacak? Mevcut film ve senaryolarda bir kadın karakter yazıldığında bu kadın nasıl bir özgürlüğü temsil edecek? Bu konular için derin tartışmalar lazım. Koşullar olgunlaştığında kadın sinemacılar olarak bir araya gelip bunları tartışacağımıza inanıyoruz. Sînejin olarak biz her zaman buna hazırız. Burada kadın sinemasının aklını oluşturmak istiyoruz.

Kürt sinemasının hâlâ çocuk olduğunu söyledik. Bu çocuğu büyütelim, kadın sineması olarak da geliştirelim ve sanat olarak devrime öncülük edecek hale getirelim.

 

1 - 9
- +

1.

2.

3.

4.

5.

6.

7.

8.

9.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Önderlik gerçeğine yaklaşım ve kolektif yönetim olabilmek

Sonraki Haber

İngiliz İmparatorluğu’nun geri dönüşü?

Sonraki Haber

İngiliz İmparatorluğu’nun geri dönüşü?

SON HABERLER

Paris’te 5’inci Kürt Kültür Festivali düzenleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Yanlış eve polis baskını: 15 yaşındaki çocuğa işkence yapıldı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Dirbêsiyê’de halk esir ve şehit cenazelerinin teslimi için yürüdü

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

‘Casusluk’ davasında ara karar: Tutukluluk devam edecek

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Bir salgın şüphesi daha: 1700 kişi karantinaya alındı, 1 kişi öldü

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

ESP’liler 100 gündür tutsak: Dayanışmayı büyütelim

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Mûş’ta 5 kadın hakkında açılan soruşturmaya takipsizlik

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır