Barış için atılan her adımın değerli olduğunu, silahların susmasının önemli olsa da kendi başına yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sürecin demokrasi, adalet, özgürlük ve eşit yurttaşlıkla güçlendirilmesi gerektiğini söyledi
“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” deklarasyonu, Türkiye’de barış, eşit yurttaşlık ve demokratik çözüm arayışlarına katkı sunmak amacıyla toplumun tüm kesimlerinin öncülüğünde hazırlandı, 12 Eylül’de Eyüp Sultan Kültür ve Sanat Merkezi’nde kamuoyuna açıklandı. İmzacılarından Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı JINNEWS’e değerlendirmelerde bulundu.
‘Bu ülkenin geleceği olanlar ölüyordu’
Şebnem Korur Fincancı, barış mücadelesinin ve bu yönde atılan her adımın tarihsel bir değere sahip olduğunu, barındığı eksikliklere rağmen sürecin toplum tarafından sahiplenilmesinin barış için en önemli dayanak olduğunu belirtti. Şebnem Korur Fincancı, şu ifadeleri kullandı:
“Barış için yapılan her iş, atılan her adım çok değerli. Yani bakın, hem PKK’nin açıkladığı rakamlar hem de İnsan Hakları Derneği’nin 2025 raporu açıklandı. Silahlı çatışmalarda öldürülen, yaşamını yitiren insanlarla ilgili. Gencecik insanlar. Bu ülkenin geleceği olanlar ölüyordu. O yüzden silahsızlanma, silahların susması bile şu anda önemli bir adım.”
‘Masada tartışılacak çok konu var’
Şebnem Korur Fincancı, demokrasi, adalet, özgürlük ve eşit yurttaşlık gibi başlıkların henüz tartışma masasında dahi yer bulamadığına dikkat çekti:
“Tabii ki tartışılacak çok fazla durum var. Eşit yurttaşlık kavramı tartışılmıyor bile. Terör sözcüğü üzerinden yürüyor pek çok tartışma.”
Kayyımlara karşı onlarca yıllık mücadele
Şebnem Korur Fincancı, seçilmişlerin iradesine atanan kayyımlarla birlikte toplumsal hafızada demokrasisizliğin derinleştirildiğini ifade etti:
“Seçilmiş insanlara yıllardır, on yıllardır kayyımlar atanarak yurttaşların özgür iradeleriyle verdikleri oylar ellerinden alınmış oluyor. Bütün muhalif siyasetler bunu tadıyor. 12 Eylül 1980 darbesinin 46’ncı yılı. O zaman da kayyımlarla biz, demokrasisiz bir Türkiye’de sesimizi duyurmaya çalıştık. Önce annelerimiz çıktılar sokağa ve bugün İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kuruluşunda önemli bir görev aldılar.”
‘Anadil tüm Türkiye halkları için gerekli’
Şebnem Korur Fincancı, Kürt meselesinin sadece çatışma ve ölümler üzerinden değil, tüm haklar ve refah bağlamında ele alınması gerektiğini belirterek anadil hakkı ile ilgili şunları söyledi:
“Covid döneminde fark ettik ki Türkçe konuşulmayan, farklı dillerin olduğu yerlerde, sadece Türkçe açısından değil, örneğin Arapça’nın yaygın olduğu Urfa’da aşı oranları çok düşüktü. Biz çok dilli broşürler hazırladığımızda Arapça broşür de hazırladık ve Arapça broşürle birlikte aslında bir baktık ki insanlar aşıya geliyorlar. Çünkü anlamıyorlardı. Ne olduğunu fark etmiyorlardı. O yüzden ana dilinde sağlık, ana dilinde eğitim, eşit yurttaşlık kavramı hepimiz için gerekli. Evet, Kürtler son dönemde en fazla baskıya, eziyete ve ölüme maruz kalanlar olduğu için bu, Kürtler açısından çok önemli; ama tüm halklar için de önemli. Bu topraklar, haklar açısından çok zengin.”
‘Umut hakkını herkes hak eder’
Şebnem Korur Fincancı, otuz yıldır cezaevlerinde tutulan tutsakların durumuna ve idare ve gözlem kurulları eliyle ertelenen tahliyelere şu sözlerle dikkat çekti:
“Bakın, 30 yıldır cezaevinde olan insanlar, bu idare ve gözlem kurullarıyla infazları devam ettirilip tahliyeleri ertelenerek hapishanede tutulmaya devam ediyorlar. Bazen savcılar aracılığıyla, bazen idare ve gözlem kurulları aracılığıyla ama böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Herkes [umut hakkını] hak eder. O yüzden umut hakkının da bütün bunların içinde bir bölüm olduğunu lütfen aklımızda bulunduralım.”
HABER MERKEZİ









