• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
16 Ekim 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Sel ve yıkımın altındaki gerçekler: Dere yatakları, betonlaşma, ‘mega projeler’ ve rant

16 Ekim 2026 Cuma - 13:35
Kategori: Manşet, Yaşam

İstanbul’da 14 Ekim’de etkili olan sağanak yağışta yollar, alt geçitler ve birçok yapı sular altında kaldı. Uzmanlar, İstanbul’un taşkın riskini yalnızca yağış miktarıyla değil, imar kararları ve kentleşme politikalarıyla birlikte değerlendirmek gerektiğini belirtti

İstanbul, 14 Ekim’de etkili olan sağanağın ardından birçok bölgede su baskınları, taşkınlar can kayıpları meydana geldi. Yollar ve alt geçitler suyla dolarken evler, iş yerleri ve araçlar zarar gördü, can kayıpları yaşandı. İstanbul Valiliği’nin 14 Ekim verilerine göre AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 2 bin 518 ihbar ulaştı. Bu ihbarlarda bin 277 su baskını, 15 heyelan ve 47 mahsur kalma olayı kaydedildi. Beykoz-Ömerli’de metrekareye 193,84 kilogram, Arnavutköy’de 125,9 kilogram ve Sarıyer-İTÜ Maslak’ta 124,72 kilogram yağış düştüğü bildirildi. Valilik, bazı bölgelerde ölçülen yağış miktarlarının son derece yüksek olduğuna dikkat çekti.

İstanbul’da sağanak yağışla birlikte yaşananlar yalnızca düşen yağmurun miktarıyla değil, kentin nasıl planlandığıyla da ilgili eleştirileri tekrara gündeme taşıdı. Dere yataklarının yapılaşmaya açılması, ormanların ve su havzalarının daralması, doğal su toplama alanlarının beton ve asfaltla kaplanması, suyun toprağa sızmak yerine hızla yüzeyden akmasına sebep oluyor. Bu bölgelerdeki imar kararlarıyla yapı yoğunluğunun artırılması ve yağmur suyu altyapısının aynı ölçüde geliştirilmemesi, dere yataklarının daraltılması ve taşkın riskine karşı gerekli önlemlerin zamanında alınmaması, yoğun yağışın su baskınlarına ve can kayıplarına dönüşme ihtimalini büyütüyor. Bu nedenle İstanbul’da yaşanan seller, yalnızca aşırı hava olaylarının değil, arazi kullanımına ilişkin tercihlerin, rant baskısının ve afet risklerini azaltmaya yönelik politikaların ne ölçüde uygulandığının da sorgulanmasını da gerektiriyor. Şehir plancıları ve çevre mühendisleri, İstanbul’da doğal alanların korunmaması, plansız yapılaşma ve altyapı eksikliklerinin taşkınların etkisini ağırlaştırdığına dikkat çekiyor.

Şehir plancısı Pelin Pınar Giritlioğlu, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, taşkınların etkilerinin değerlendirilmesinde yapılaşma kararlarının, doğal su yollarının korunmasının ve altyapı kapasitesinin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

Betonlaşma yağmurun etkisini nasıl büyütüyor?

Kentlerde yağmur suyunun bir bölümü doğal koşullarda toprağa sızar, bitki örtüsü tarafından tutulur veya doğal su yollarına ulaşır. Toprağın beton ve asfaltla kaplanması, yeşil alanların azalması ve doğal drenaj sistemlerinin bozulması ise suyun yüzeyden daha hızlı akmasına neden olabilir. Kısa sürede yoğunlaşan yağışlarda bu durum, mevcut drenaj sistemlerinin kapasitesinin aşılması ve suyun alçak kesimlerde birikmesi riskini artırır.

Şehir plancısı DW Türkçe’ye konuşan Pelin Pınar Giritlioğlu, İstanbul’da özellikle deprem gerekçesiyle hız kazanan inşaat faaliyetlerinin doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığını savunuyor. Pelin Pınar Giritlioğlu, kentte afet risklerinin azaltılması gerekirken bazı yapılaşma kararlarının bu riskleri büyüttüğünü belirterek, “Depremden kaçarken sele yakalanıyoruz. Bütün kenti betonlaştırdık. Toprağın yok edilmesi, asfalt ve beton bugünkü sellerin en büyük sebeplerinden biri” değerlendirmesinde bulundu.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de kentin suyu doğal yollarla emme ve tutma kapasitesinin korunması gerektiğine dikkat çekti. Oda, yeşil alanların azalması ve geçirimsiz yüzeylerin yaygınlaşmasının yağmur suyunun toprağa ulaşmasını zorlaştırdığını belirterek, geçirgen zeminler, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar ve su tutma alanlarının yaygınlaştırılmasını önerdi.

Bu çerçevede sorun, yalnızca yağmur suyu mazgallarının temizlenmesiyle sınırlı değil. Kentin hangi alanlarının yapılaşmaya açıldığı, ne kadar yoğun yapılaşmaya izin verildiği ve yağışın doğal akış yollarının korunup korunmadığı da taşkın riskinin belirlenmesinde önem taşıyor.

Dere yatakları ve yapılaşma

İstanbul’da taşkın riskiyle ilgili tartışmaların merkezinde dere yatakları ve su havzaları bulunuyor. Ayamama, Kağıthane, Kurbağalıdere ve Tavukçu dereleri çevresindeki yapılaşma, uzmanların uzun süredir dikkat çektiği başlıklar arasında.

Karar’a konuşan Su Politikaları Derneği Başkanı ve İstanbul Çevre Düzeni Planı Bilim Kurulu Üyesi Dursun Yıldız, İstanbul’da dere sistemlerinin arazi kullanım kararlarından olumsuz etkilendiğini belirtiyor. Dursun Yıldız, Alibey Deresi, Kağıthane Deresi ve Sarıyer Ayazağa Deresi çevresindeki yapılaşma baskısına dikkat çekerek, doğal su yollarının taşıma kapasitesinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Dursun Yıldız’a göre, yeni yapılaşma baskısının sınırlandırılması, geçmişte daraltılan dere taşkın alanlarının mümkün olan yerlerde yeniden açılması ve doğal su tutma alanlarının oluşturulması, taşkın riskini azaltabilecek adımlar arasında.

Dere yataklarının daraltılması, üzerlerinin menfezlerle kapatılması veya çevrelerinin yol, otopark ve yapı alanlarına dönüştürülmesi, suyun doğal akış alanını sınırlandırabiliyor. Yoğun yağış sırasında su miktarı arttığında, daralan geçişler ve yetersiz kesitler taşkın riskini büyütebiliyor. Bu nedenle uzmanlar, dere yataklarının yalnızca mevcut su kanalından ibaret görülmemesi, taşkın sırasında suyun yayılabileceği alanların da korunması gerektiğini belirtiyor.

Uzman görüşleri bakanlık nezdinde de kabul görüyor

İstanbul’daki selin ardından Ayazağa’da incelemelerde bulunan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, su baskınlarının nedenleri arasında kapalı dere kesitlerini, yetersiz altyapıyı ve çarpık kentleşmeyi saydı; yarım kalan dere ıslahı çalışmalarının tamamlanmasının Ayazağa ve Cendere için önem taşıdığını belirtti.

Murat Kurum’un açıklaması, uzmanların uzun süredir dikkat çektiği planlama ve altyapı sorunlarının bakanlık düzeyinde de kabul edildiğini ortaya koyarken, bu sorunların neden bugüne kadar giderilemediği ve taşkın riski taşıyan alanlardaki yapılaşma kararlarının sorumluluğunun kimde olduğu sorularını da beraberinde getirdi.

Murat Kurum kalıcı çözümler üretileceğini söylerken, açıklaması mevcut sorunların tespitinin ötesinde, bunların önlenmesi için hangi adımların atılacağını da gündeme taşıdı.

Cendere Vadisi ve Vadistanbul örneği

14 Ekim’deki sağanağın ardından Vadistanbul’un otoparkının su altında kalması, Cendere Vadisi’ndeki yapılaşma sürecini yeniden gündeme getirdi. Evrensel’in 15 Ekim tarihli haberinde, Vadistanbul’un bulunduğu alanın geçmişteki imar süreci ele alındı; haberde, belediye planlarında bölgenin sel ve taşkın riski taşıdığına ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı aktarıldı. Eski İBB Meclis Üyesi Hüseyin Sağ da bölgedeki imar sürecinin 2004’te başladığını ve sonraki plan değişiklikleriyle büyük ölçekli bir projeye dönüştüğünü belirtti.

Bu örnek, taşkın riskinin yalnızca yağış anında yapılan müdahalelerle ele alınamayacağını gösteren tartışmalardan biri. Bir alanın doğal özellikleri, su toplama kapasitesi ve taşkın geçmişi biliniyorsa, yapılaşma kararlarının bu verilerle nasıl ilişkilendirildiği de sorgulanmalı. Bununla birlikte, tek bir su baskını olayından hareketle belirli bir projenin taşkına tek başına neden olduğu sonucuna varmak yerine, imar kararları, arazi özellikleri ve altyapı kapasitesi birlikte değerlendirilmeli.

Mega projeler, su havzaları ve doğal alanlar

İstanbul’daki yapılaşma tartışması, tek tek projelerin ötesinde kentin uzun vadeli gelişme modeliyle de ilişkili. Pelin Pınar Giritlioğlu, İstanbul’un üst ölçekli çevre düzeni planında ormanların, su havzalarının ve dere yataklarının korunmasına yönelik ilkeler bulunduğunu, ancak uygulamada bu ilkelerle çelişen kararlar alındığını belirtti.

Kanal İstanbul, üçüncü havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu ve üçüncü köprü projelerini örnek gösteren Pelin Pınar Giritlioğlu, bu yatırımların ormanlar, tarım alanları ve su havzaları üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de özellikle su havzaları üzerindeki yapılaşma baskısının azaltılması gerektiğini belirtti.

Uzmanların ortaklaştığı temel nokta, doğal alanların ve su toplama havzalarının korunmasının İstanbul’un afetlere karşı dayanıklılığı açısından önem taşıdığı.

Altyapı kapasitesi yapılaşma yoğunluğuna yetişebiliyor mu?

Yoğun yapılaşma, yalnızca yüzeyden akan su miktarını artırmakla kalmıyor; yağmur suyunun toplanması, taşınması ve güvenli biçimde uzaklaştırılması için gerekli altyapının kapasitesini de gündeme getiriyor.

Pelin Pınar Giritlioğlu, İstanbul’da yapılaşma yoğunluğu ile altyapı kapasitesi arasında uyumsuzluk bulunduğunu belirterek, “Altta bir altyapı var ama yukarıda o altyapıyla hiçbir ilişkisi olmayan, bir koordinasyonu olmayan bir üst yapı yükseliyor” dedi.

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ise bazı bölgelerde yağmur suyu ile atık suyun aynı hatlarda taşınmasının yoğun yağışlarda sistemi zorlayabildiğini belirtti. Rögarların geri tepmesi, mazgalların tıkanması, menfezlerin yetersiz kalması ve alt geçitlerdeki su tahliye sistemlerinin kapasitesinin aşılması, su baskınlarının etkilerini ağırlaştırabilen etkenler arasında sıralandı.

Temel hizmetler ve konutların durumu

14 Ekim akşamı başlayan ve ertesi gün bazı ilçelerde devam eden su kesintileri de afet sırasında temel hizmetlerin sürekliliğini gündeme getirdi. Şişli, Beyoğlu ve Beşiktaş’ın da aralarında bulunduğu ilçelerin bazı mahallelerinde yaşanan kesintilere ilişkin İSKİ kayıtlarında enerji kesintileri ve şebeke arızaları bildirildi.

Vali Davut Gül’ün bodrum katlarda yaşayanlara daha güvenli ve yüksek katlarda kalmaları yönündeki çağrısı da taşkın riski bulunan konutların durumunu tartışmaya açtı. Bodrum katların ve yol seviyesinin altında kalan yapıların hangi koşullarda kullanıldığı, tahliye güzergâhlarının güvenliği ve erken uyarı sistemlerinin yeterliliği, afet hazırlığının önemli parçaları arasında yer alıyor.

Meslek odalarının planlama sürecine katkısı

Pelin Pınar Giritlioğlu, sorunun yalnızca altyapı bakımından ibaret olmadığını, planlama kararlarının da tartışılması gerektiğini vurguladı. Dere yataklarındaki büyük projeler ile Fikirtepe gibi kentsel dönüşüm alanlarında yapı yoğunluğu, yer seçimi ve yükseklik kararlarının bilimsel planlama ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Pelin Pınar Giritlioğlu’na göre merkezi yönetim, yerel yönetimler ve diğer kamu idarelerinin kararları, kentin doğal alanlarının korunması ve yapılaşmanın yönlendirilmesi bakımından belirleyici. Meslek odalarının planlama süreçlerine katılımının azalmasının da bilimsel değerlendirmelerin karar alma süreçlerine yansımasını zorlaştırdığını savundu.

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız da dere sistemlerinin plansız yapılaşma ve arazi kullanım kararlarından olumsuz etkilendiğini belirterek, yeni yapılaşma baskısının önlenmesi, altyapı tesislerinin düzenli denetlenmesi ve taşkın alanlarının korunması gerektiğini ifade etti.

Bu tartışma, imar kararlarının hangi kurumlar tarafından alındığı, plan değişikliklerinin hangi bilimsel raporlara dayandığı ve riskli bölgelerde yapılaşmaya hangi koşullarda izin verildiği sorularını öne çıkarıyor. Taşkın riskinin azaltılması için yalnızca afet sonrasında müdahale kapasitesinin değil, afet öncesinde alınan planlama kararlarının da değerlendirilmesi gerekiyor.

İklim değişikliği sürecin neresinde

İklim değişikliği, kısa sürede yoğun yağışların ve aşırı hava olaylarının kentler açısından yarattığı riski artıran etkenlerden biri. Uzun süren kurak dönemlerin ardından yoğun yağışların görülmesi, hem su kaynaklarının yönetimini hem de taşkınlara karşı hazırlığı önemli hale getiriyor.

Ancak uzmanlar, iklim değişikliğinin kent planlamasındaki eksiklikleri açıklamak için tek başına yeterli olmadığını belirtiyor. Pelin Pınar Giritlioğlu ve Çevre Mühendisleri Odası, doğal alanların korunması, yapılaşmanın denetlenmesi ve altyapının güncel risklere göre planlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

İstanbul’un geçmişte Ayamama Deresi çevresinde 2009’da, Başakşehir ve Arnavutköy’de ise 2023’te yaşadığı taşkınlar, sorunun uzun süredir gündemde olduğunu gösteriyor. Bu olayların her biri farklı meteorolojik ve yerel koşullarda gerçekleşmiş olsa da kentte taşkın riskinin yalnızca yağış anında ortaya çıkmadığına işaret ediyor.

Taşkın riskini azaltmak için ne yapılmalı?

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, yağmur suyu hatlarının atık su hatlarından ayrılmasını, kritik havzalarda yeterli kapasiteye sahip bağımsız sistemler kurulmasını ve yağmur suyunun toprağa sızmasını sağlayan sünger kent uygulamalarının yaygınlaştırılmasını önerdi. Oda ayrıca dere yatakları ve baraj havzalarının yapılaşmaya karşı korunması, mazgalların ve rögarların düzenli temizlenmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve imar düzenlemelerinin yeniden değerlendirilmesi çağrısı yaptı.

Dursun Yıldız ise geçmişte daraltılmış dere taşkın alanlarının uygun noktalarda yeniden açılmasını, doğal su tutma alanları oluşturulmasını, dere yatakları ile köprü ve menfez geçişlerindeki yetersiz kesitlerin iyileştirilmesini ve altyapının sürekli denetlenmesini gerekli gördüğünü belirtti.

Pelin Pınar Giritlioğlu’na göre de afetlere dayanıklı bir kent yaratmak, binaları depreme dayanıklı hale getirmekle sınırlı değil. Yolların, altyapının, kamusal alanların ve doğal sistemlerin birlikte ele alındığı bütüncül bir planlama gerekiyor. Bu süreçte şehir plancıları, mimarlar, mühendisler ve meslek odalarının katılımının önem taşıdığını vurguladı.

Pelin Pınar Giritlioğlu, Mezopotamya Ajansı’na verdiği demeçte ise şu ifadeleri kullandı:

“Her afetle bunları yeniden konuşuyoruz. Afetle mücadeleyi sadece yapılarımızı yani konutlarımızı yenilemekten ibaret görüyoruz. Güçlü bir konut bizi afetten korurmuş zannediyoruz. Halbuki; kentlerimizi dayanıklı hale getirmemiz gerekiyor. Dere güzergahlarıyla oynuyoruz, ıslah çalışması derken onları da sağlıksız duruma sokuyoruz. Altyapıyı yenilemiyoruz, altyapımız çok kötü. Üstlerine inanılmaz yoğun inşaat yükleri bindiriyoruz. Afet toplanma alanları filan gibi şeyleri zaten hiç doğru dürüst düşünmüyoruz. Olanları da yok ediyoruz. Elimizdeki işte kentlere karşı bizi dayanıklı hale getirecek büyük kamu arazilerinin hepsini sermaye pazarlıyoruz. Bugün geldiğimiz tablo doğanın çığlığıdır. Doğa bize, ‘artık benimle inatlaşmayın’ diyor. Tek yapılacak şey var. Doğaya saygılı kentsel gelişmedir.
Bugün yapılan bütün projelerde ‘nüfusa yeni konut alanları açmak’ amaçlanıyor. Bizim böyle bir hedefimiz yok. Kamu idareleri, artan nüfusa yeni konut alanları açmak gibi bir yükümlülük içinde değildir. Siz bu nüfusu doğru planlamak zorundasınız. Gerekirse seyreltmek zorundasınız. İnsanlara, İstanbul dışında da bir yaşam alanını olabileceğini göstermeliyiz. Doğal risklerin kayıt altına alınması, riskli bölgelerin acilen tahliye edilmesi gerekiyor. Önemli olan bu konuda bir zihniyetin oluşması.”

Planlamalar kapsamı önemli

İstanbul’da 14 Ekim’de yaşananlar, aşırı yağışların kentler için oluşturduğu tehlikeyi bir kez daha ortaya koydu. Yağışın şiddeti afetin önemli bir parçası olsa da taşkının nerede, hangi ölçekte ve ne kadar yıkıcı yaşanacağını belirleyen etkenler arasında arazi kullanımı, doğal su yollarının durumu, altyapı kapasitesi ve afet hazırlığı da bulunuyor. Bu nedenle yaşananların ardından yalnızca hasarın giderilmesi değil, kentin gelişimini belirleyen planlama kararlarının ve taşkın riskini azaltmaya yönelik önlemlerin de kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.

Sağnak İstanbul’u vurdu: Soruşturma başlatıldı

HABER MERKEZİ

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İstanbul’daki can kaybı 4’e yükseldi

Sonraki Haber

Dorşîn Dağı’nda orman tahribatı büyüyor

Sonraki Haber

Dorşîn Dağı'nda orman tahribatı büyüyor

SON HABERLER

Yurttaş da esnaf da tepkili: Ne yağmur anında ne sonrasında yeterli çalışma yapılmadı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

Evin Cezaevi’nde salgın: Tutsakların tedavisi için çağrı yapıldı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

Arnavutluk’ta barikatlar büyüyor: Protestolar başka kentlere de yayıldı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

Halk TV soruşturması: Gözaltındaki isimler adliyeye sevk edildi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

Dorşîn Dağı’nda orman tahribatı büyüyor

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

Sel ve yıkımın altındaki gerçekler: Dere yatakları, betonlaşma, ‘mega projeler’ ve rant

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

İstanbul’daki can kaybı 4’e yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır