Şengal’de düzenlenen ‘Soykırım ve Demokratik Entegrasyon’ konferansında konuşan katılımcılar, Irak hükümetine çağrıda bulunarak, Êzidî halkının haklarının tanımasını istedi
Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi, Şengal’de “Geçiş Adaleti, Demokratik Entegrasyonun Temeli Olacaktır” şiarıyla konferans düzenliyor. Aydınlar, siyasetçiler, aktivistler, siyasi partiler ve dini şahsiyetlerin katıldığı konferansta, yaklaşık 200 kişi yer aldı.
DAİŞ’in 2014 yılında gerçekleştirdiği soykırımın derin yaraları, adalet arayışı ve demokratik entegrasyon yöntemlerinin ele alındığı konferansta, Êzidîlerin haklarının korunması, DAİŞ’in işlediği soykırımın açığa çıkarılması ve gerçek adalet temelinde yerel öz yönetimin güçlendirilmesi için bir yol haritası oluşturulması hedefleniyor.
‘Geleceğin yol haritasını belirlemeliyiz’
Saygı duruşuyla başlayan konferansta ilk olarak Êzidî din alimi Mam Bedel tarafından Êzidî kutsal ilahilerinden (qewl) bölümler okundu. Açılış konuşmasını yapan Şengal Halk Meclisi Eşbaşkanı Azad Hisên, konferansın önemine değinerek, “Böyle bir konferansın Şengal topraklarında düzenlenmesi, halkımızın öz yönetimi ve öz savunmasının bir ürünüdür. Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Bu konferans yalnızca yaşadığımız acıları anmak için değil, aynı zamanda adaleti inşa etmek ve toplumumuzu koruyacak demokratik entegrasyonu hayata geçirmek içindir. Geçiş adaleti, yaralarımızın iyileşmesinin anahtarı ve özgür bir yaşamın temelidir. Soykırımın vahşetine demokratik bilinçle karşılık vermeli ve bu konferans aracılığıyla halkımız için onurlu bir geleceğin yol haritasını belirlemeliyiz” dedi.
KNK Eşbaşkanı: Êzidî halkının haklarını tanıyın
Ardından Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Eşbaşkanı Zeynep Murad’ın gönderdiği mesaj okundu. Zeynep Murad mesajında şu ifadeleri kullandı: “Soykırımın yıldönümü yaklaştıkça yaralarımız yeniden kanıyor. Tarih boyunca ve bugün de Êzidî halkının acılarını yaşamaya devam ediyoruz. Bugün de Kürdistan ve Ortadoğu’da savaşlar sürüyor, daha büyük savaşların hazırlıkları yapılıyor. Bu planlar ve çatışmalar karşısında Irak hükümetine çağrıda bulunuyoruz; Êzidî halkının haklarını tanıyın ki bir daha yeni fermanlar yaşanmasın.”
‘Fermanlar halkımızı yok edemedi’
İlk konuşmayı yapan Heso Birahîm, Êzidîlere yönelik tarih boyunca gerçekleştirilen fermanlara değinerek, şöyle devam etti: “Toplumumuzun tarihinde ‘ferman’ sözcüğü yalnızca siyasi ya da askeri bir olay değildir; halkımızın kolektif hafızasında derin bir yara olarak yaşamaktadır. Tarihimize baktığımızda görüyoruz ki fermanlar, varlığımızı ortadan kaldırmak için kullanılan bir yok etme aracı olmuştur. Fermanlar, iktidar sistemlerinin toplumun tarih, toprak ve kültürüyle bağını koparma girişimleridir. Fermanlar neden tekrar ediyor? Bunun cevabı iktidarın doğasında yatıyor. İktidar, kimliği, kültürü ve örgütlülüğü olan toplumlardan her zaman korkmuştur. Fermanlar da bu korkunun ürünüdür. Amaç, halkları köklerinden koparmak ve onları güçsüz bırakmaktır. Ancak tarih bize aynı zamanda gösteriyor ki, fermanlar her ne kadar büyük acılar getirse de, aynı zamanda yeniden doğuşun ve direnişin de kaynağı olmuştur.
Kadınlar katledildi
Jineoloji Akademisi üyesi Sara Botan, kadın ve ferman ilişkisini değerlendirdi. Sara Botan, “Bugün hem kadın hem erkek kendi varlığını ve kimliğini arıyor. İnsan, üç temel soruya cevap vererek kimliğini bulabilir: ‘Ne yapmalı? Nereden başlamalı? Nasıl yaşamalıyız?’ Ferman dönemlerinde kadınların yaşadıklarını değerlendirebilmek, kadın kırımının temel nedenlerini analiz edip çözüm geliştirebilmek için bu üç soru etrafında düşünmek gerekir. Binlerce yıl önce, devletler ortaya çıkmadan önce kadın, etrafında toplumsallaşmayı yarattı; ahlakı, ölçüyü ve saygınlığı geliştirdi. Fakat bugün bu gerçek ters yüz edilmiştir. Kadının toplum içindeki yeri ciddi biçimde zayıflatılmıştır.”
‘Tarihte soykırım yaşamış halklar arasında Êzidîlerin özel bir yeri var’
Aydın ve yazar Eldîn Qûlo ise “Fermanın Kültür Üzerindeki Etkisi” başlıklı konuşmasında şunları ifade etti: “Soykırım, insanlığa karşı işlenen en ağır suçlardan biridir. Bu suç yalnızca insanların yaşamını hedef almaz; aynı zamanda bir toplumun varlığının bütün temel unsurlarını ortadan kaldırmayı amaçlar. Hedef sadece insanları öldürmek değil, dili, kültürü, dini, kimliği, edebiyatı, tarihi ve kolektif hafızayı yok etmektir. Tarihte soykırım yaşamış halklar arasında Êzidîlerin özel bir yeri vardır. Uzun tarihleri boyunca birçok kez fermanlara maruz kaldılar. Ancak 3 Ağustos 2014’te DAIŞ tarafından gerçekleştirilen saldırı, bu toplumun ve dünyanın yaşadığı en büyük trajedilerden biri oldu.”
ŞENGAL









