• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Ocak 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Şiddetle kurulan düzen: Alevi katliamının anatomisi

11 Ocak 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Suriye iki yol ayrımındadır: Ya mezhepsel olarak homojenleştirilmiş ve sürekli kriz üreten bir yapı olarak kalacaktır; ya da iktidarın merkezileşmediği, toplulukların kendilerini yönettiği ve farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği yeni bir ufka yönelecektir

Mazlum Kardaş

Suriye’de Alevilere yönelik son katliam, ne anlık bir öfke patlamasıdır ne de “kontrolden çıkmış militanların” tesadüfi şiddetidir. Yaşananlar, on yılı aşkın bir süredir adım adım inşa edilen bir siyasal düzenin sahadaki en çıplak ifadesidir. Bu şiddet, yalnızca cezalandırmaya değil; yeni güç dengeleri kurmaya, toplumsal alanı yeniden düzenlemeye ve mezhepsel siyaseti kalıcı hale getirmeye yöneliktir.

Bu nedenle Alevilere yönelik şiddet, yalnızca HTŞ gibi silahlı aktörlerin ideolojisiyle açıklanamaz. Suriye devletinin nasıl çöktüğü, muhalefetin nasıl bir ideolojik hatta savrulduğu ve bölgesel aktörlerin bu süreci nasıl bilinçli biçimde yönettiği birlikte ele alınmadan, bugünkü tablo anlaşılamaz. Bugün yaşananlar, uzun bir tarihsel dışlanmışlığın, siyasal mitolojinin ve cezasızlık rejiminin mantıksal sonucudur.

Dışlanmışlıktan ara konuma

Aleviler, Osmanlı İmparatorluğu boyunca Sünni merkez tarafından heterodoks, güvenilmez ve siyasal olarak potansiyel tehdit olarak görülmüş; sistematik biçimde “makbul tebaa” kategorisinin dışında tutulmuştur. Bu dışlanmışlık yalnızca inançsal bir mesafe değil, çok katmanlı bir siyasal ve ekonomik dışlama rejimiydi. Aleviler, devletle esas olarak vergi ve askerî yükümlülükler üzerinden ilişki kurabilmiş; koruyucu, temsil edici ve düzenleyici devlet mekanizmalarından büyük ölçüde mahrum bırakılmıştır. Bu durum, Alevi topluluklarını kırsal, dağlık ve yoksul coğrafyalara sıkıştırarak mekânsal ve sınıfsal bir marjinalleşme yaratmıştır.

Fransız Mandası dönemi (1920-1946), bu tarihsel dengenin kısmen değiştiği ama çözülemediği bir ara evre oluşturur. Fransız yönetimi, Sünni Arap milliyetçiliğini dengelemek amacıyla Aleviler, Dürziler ve Hristiyanları sınırlı ölçüde askerî ve idari yapılara dahil etmiştir. Bu süreç çoğu zaman “azınlıkların iktidarlaşması” olarak yorumlansa da, gerçekte yaşanan Aleviler açısından ilk kez devletle doğrudan ve kurumsal temas kurulabilmesidir. Ancak bu temas eşit yurttaşlık üretmemiş; Alevileri merkez ile toplum arasında kırılgan bir ara konuma yerleştirmiştir.

Bu ara konum, ilerleyen yıllarda Alevilerin hem rejimle özdeşleştirilmesini hem de toplumsal öfkenin yöneltileceği işlevsel bir hedef haline gelmesine yol açmıştır.

Baas Rejimi

1970’te Hafız Esad’ın iktidarıyla birlikte Aleviler devlet aygıtında daha görünür hale geldi. Ancak bu görünürlük, toplumsal temsil anlamına gelmiyordu. Aleviler, rejimin toplumsal tabanı değil; güvenlik mimarisinde tercih edilen bir sadakat halkası haline getirildi. Mezhep kimliği siyasal temsilin yerine ikame edildi; dar, güvenlikçi ve yukarıdan aşağıya işleyen bir yapı kuruldu.

Bu yapı zamanla şu indirgemeci denklemi üretti:

Rejim = Aleviler

Aleviler = Baskı aygıtı

Dolayısıyla Aleviler = Meşru hedef

Bu mitoloji, Alevi toplumunun heterojenliğini, sınıfsal yapısını ve rejimle kurduğu çelişkili ilişkiyi görünmez kıldı. Aleviler ne rejimin gerçek sahipleri ne de muhalefetin öznesi olabildi; iki taraf arasında sıkışmış, savunmasız ve işlevsel bir günah keçisine dönüştürüldü.

2011 sonrası: Mezhepsel şiddet

2011’de başlayan ayaklanma, başlangıçta mezhepler üstü bir karakter taşıyordu. Ancak rejimin sert güvenlikçi refleksi, süreci hızla silahlı çatışmaya dönüştürdü. Siyasal muhalefet zayıfladıkça, ideolojik olarak daha katı ve silahlı aktörler sahada belirleyici hale geldi. Körfez destekli Selefi ağların yayılması, Batılı aktörlerin “sonrası önemli değil” yaklaşımı ve bölgesel güçlerin vekâletçi hesapları, muhalefeti giderek mezhepsel bir hatta sıkıştırdı.

Bu dönüşümle birlikte rejime yönelik siyasal eleştiri, mezhepsel intikam söylemine tercüme edildi. Aleviler, fiilen katılmadıkları ve çoğu zaman mağduru oldukları bir rejimin sembolik taşıyıcısı haline getirildi. Şiddet, siyasal hesaplaşma olmaktan çıkıp kolektif cezalandırma biçimine dönüştü.

HTŞ: Şiddetin kurumsallaşması

HTŞ’nin kökeni El-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’ne dayanır. Örgüt, zamanla söylemini yumuşatmış ve yerel yönetim kapasitesi geliştirmiştir; ancak bu bir ideolojik kopuş değil, stratejik uyarlamadır. Örgütün temel varsayımı sabittir: Suriye, Sünni-İslamcı bir düzenle yeniden kurulmalı ve bu düzenin önündeki tarihsel engeller tasfiye edilmelidir.

Devletin çöktüğü alanlarda hukuk askıya alınmış, cezasızlık rejimi yerleşmiştir. Alevi bölgeleri bu ortamda hem “geçmişin hesabı” hem de demografik ve siyasal mühendislik hedefleriyle saldırıların merkezine yerleştirilmiştir. Katliam, bu noktada bilinçli bir siyasal araçtır.

Güncel Kırılma

Şeyh Gazal Gazal’ın çağrısıyla Alevilerin federalizm talebiyle sokaklara çıkması, bu tarihsel sıkışmışlığın güncel ifadesidir. Federalizm burada bölünme değil; güvenlik, siyasal özne olma ve hayatta kalma talebidir. Ancak bu talep, mezhepsel iktidar düzeni için varoluşsal bir tehdit olarak algılanmış ve büyük bir katliamla bastırılmıştır.

Bu saldırı bir sürpriz değil, öngörülebilir bir sonuçtur. Çünkü Alevilerin siyasal özne olarak görünür hale gelmesi, şiddet üzerine kurulu düzeni doğrudan sarsmaktadır.

Siyasal bir çıkış

Suriye’de Alevilere yönelik katliam, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de nasıl şekilleneceğine dair yakıcı bir soruyu dayatmaktadır. Eğer şiddet bugün bir kuruluş tekniği olarak kullanılıyorsa, bunun alternatifi yeni bir merkezî iktidar değil; iktidarın dağıtılmasıdır.

Suriye deneyimi, tekçi ulus-devlet modelinin bu coğrafyada sürdürülemez olduğunu açıkça göstermiştir. Etnik ve mezhepsel çeşitliliğin bastırılması, yalnızca şiddeti ertelemiş; sonunda daha yıkıcı biçimde geri dönmesine yol açmıştır. Bu nedenle çözüm, farklı kimliklerin devlete eklemlenmesinde değil; devlet merkezli siyasetin aşılmasında aranmalıdır.

Bu çerçevede üç temel ilke belirleyicidir: Toplulukların kendi yaşam alanlarında doğrudan söz ve karar sahibi olduğu yerel özyönetim modelleri, mezhepsel korkuların panzehiridir. Güvenlik, merkezden dayatılan silahlı güçlerle değil; toplumun kendi kendini örgütlemesiyle üretildiğinde kalıcı hale gelir.

Mezhep ya da etnik kimliklerin iktidar aracı haline getirilmediği, hiçbir topluluğun “doğal tehdit” ya da “doğal müttefik” olarak kodlanmadığı çoğulcu birlikte yaşam, çoğunluk-azınlık denklemine değil, eşit topluluklar arası ilişkiye dayanır.

Güvenliğin silah üzerinden değil, toplumsal uzlaşma, yerel meclisler ve ortak yaşam sözleşmeleri üzerinden tanımlanması, şiddeti istisna haline getirecek tek gerçekçi seçenektir.

Bu perspektiften bakıldığında, Alevilerin federalizm talebi bir ayrışma değil; iktidarı parçalama, korkuyu azaltma ve birlikte yaşamın maddi zeminini kurma çabasıdır. Bu talebin katliamla bastırılması, şiddetle kurulan düzenin barışçıl her alternatifi varoluşsal tehdit olarak gördüğünü açıkça göstermektedir.

Son kertede Suriye iki yol ayrımındadır: Ya mezhepsel olarak homojenleştirilmiş ve sürekli kriz üreten bir yapı olarak kalacaktır; ya da iktidarın merkezileşmediği, toplulukların kendilerini yönettiği ve farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak kabul edildiği yeni bir siyasal ufka yönelecektir.

Alevilere yönelik katliam, bu tercihin artık ertelenemez olduğunu gösteren tarihsel bir eşiktir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Post-modern önleyici karşı devrim

Sonraki Haber

Bu bir kayıp ilanıdır: Van büyükşehir belediyesi bütçesi aranıyor

Sonraki Haber

Bu bir kayıp ilanıdır: Van büyükşehir belediyesi bütçesi aranıyor

SON HABERLER

Kadınlar savaşa ve şiddete karşı alanlarda: Barış ve eşit yaşam istiyoruz

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
11 Ocak 2026

Halep’te yaşamını yitirenlerin cenazeleri ve yaralılar çıkarıldı

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
11 Ocak 2026

‘Barış bu ülkenin temel ihtiyacıdır’

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
11 Ocak 2026

Ahlat Cezaevi’nde tutsaklar açlık grevinde

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
11 Ocak 2026

PJAK üyesi Xurasan: İran’daki isyanlar özgürlük yürüyüşü

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
11 Ocak 2026

Mazlum Ebdi: Uluslararası tarafların arabuluculuğuyla ateşkes anlaşmasına varıldı

Yazar: Bedri Adanır
11 Ocak 2026

Halep’te Kürtlerin direnişi 5’inci gününde: Ateşkes sağlandı | Canlı Blog

Yazar: Bedri Adanır
11 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır