Heinrich Böll Stiftung Vakfı Türkiye Temsilciliği, tarafından hazırlanan ‘Silahsızlanma ve Barış Arasında Kürt Meselesi’ başlıklı çalışmanın tanıtımı yapıldı
Heinrich Böll Stiftung Vakfı Türkiye Temsilciliği, İstanbul’daki bir otelde “Silahsızlanma ve Barış Arasında Kürt Meselesi” başlığıyla hazırladığı kitabın tanıtımını yaptı. Kürt sorunu ve Ortadoğu üzerine çalışma yürüten isimlerin yazılarının yer aldığı çalışmanın tanıtımının yapıldığı toplantıya çok sayıda gazeteci, yazar ve akademisyen katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilciliği Direktörü Dr. Dawid D. Bartelt, Kürt sorununa dair bir yıldan fazladır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde AKP-MHP iktidarının atması gereken adımları atmadığını söyledi. Barlet, “Kürt sorunu sadece Türkiye’yi değil, Tüm bölgeyi ilgilendiren bir konudur. Bundan dolayı sahip çıkılması gerekiyor” diye konuştu.
Ardından Gazeteci Şirin Payzın’nın moderatörlüğünü üstlendiği “Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Durumu ve Bölgeye Etkisi” başlığı altında dinleyicilerin de katılımıyla soru-cevap tartışması yürütüldü. Tartışmada, Siyaset Bilimci Arzu Yılmaz ve Doç. Dr. Vahap Coşkun konuşmacı olarak yer aldı.
‘Süreci başlatan dinamikler dönüştü’
Şirin Payzın’ın sürecin “tıkanmasına” yönelik yorumlara değinerek, Türkiye’nin Amerika ve İran arasındaki savaşı ve Devlet Bahçeli’nin sürece dair 7 ayrı başlıkta kendi yol haritası ve Abdullah Öcalan’ın statüsüne dair açıklamasını hatırlatarak, “Süreci nerede görüyorsunuz” diye sordu.
‘Trump, Erdoğan’dan ne almış olabilir’
Süreç tartışmalarına değinen Arzu Yılmaz, “Türkiye’nin batısında bu süreç gündem bile değil. Buna mukabil Kürdistan coğrafyasının içine alacak bir şekilde gündemde bundan başka bir şey yok. Kürtler neyin nereye gittiğini nasıl olduğunu biliyor. Sürecin sadece bölgesel dinamiklerle açıklanamayacağını reddetmemekle birlikte bir bölgesel altüst oluş var. Buna paralel olarak Kürt ve Türk aktörlerin bu bölgede neyin nasıl olması gerektiğine ilişkin bir projeksiyonları var ve bu projeksiyonları ortaklaştırma girişimi bu. Ben buna Kürt-Türk ittifakı diyorum. Sürecin tıkanmasının da bana göre temel nedeni süreci başlatan dinamiklerdeki dönüşüm” dedi.
Süreçte Trump rolü
Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine de değinen Arzu Yılmaz, “Türkiye’nin ve Erdoğan’ın sadece jeostratejik önemi üzerinden Türkiye’nin bugün Trump ve adamlarının nazarındaki değerini böyle bir rasyonel gerekçeye dayandırarak analiz etmek yaşamakta olduğumuzu bana yeterince açıklayıcı gelmiyor. Trump, Erdoğan’dan ne almış olabilir de bu kadar Erdoğan’a teveccüh gösteriyor sorusunun cevabı ben de yok. Trump’ın, Türkiye sempatisinin sürecin ilerlemesinde belirleyici bir faktör olduğu aşamaya geldik. Buna bağlı olarak da sürecin yavaş gitmesini mümkün kılan faktörlerin başında bana kalırsa bu geliyor” dedi.
AKP’nin tutumu-Bahçeli
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsüne yönelik sorulara ilişkin ise Vahap Coşkun, AKP’nin herhangi bir yasal değişiklik yapmadan, Abdullah Öcalan’a hukuki bir pozisyon atfetmeden fiili bir koordinatörlükle bu işi yürütmeye çalıştığını belirtti. Coşkun, “Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarının düzeltilmesi, onun akademisyenlerle, sivil toplum örgütleriyle, gazetecilerle müzakere etmesinin sağlanması üzerinden bir koordinatörlük tasavvur ediyor. Ama bugün Bahçeli’nin yapmış olduğu açıklama burada Bahçeli’nin elini yükselttiğini gösteriyor. Çünkü doğrudan ‘koordinatör Öcalan olacaktır’ diyor ve bu koordinatörlük de PKK’nin silahlarının tasfiyesiyle sınırlı olacaktır. Yani yine dikkat ederseniz orada herhangi bir şekilde Kürt meselesinin çözümünden söz edilmiyor. Öcalan’ın Kürtlerin temsilcisi gibi algılanmasının önüne geçiliyor. ‘Öcalan sadece PKK’nin temsilcisidir ve onun koordinatörüdür’ deniliyor. Böyle yeni bir süreç tasviri var” ifadelerini kullandı.
Tartışma soru cevaplarla sona erdi.
İSTANBUL








