Günümüzde emperyalist yeniden sömürgeleştirmenin bir diğer göstergesi korsanlığın anakronik bir şekilde geri dönüşüdür. Bugün artık gangsterlik aşamasına geçmiş olan ABD emperyalizmi bugünlerde bunu yapıyor.
Maduro’nun kaçırılması emperyalizmin gangster aşamasının en son eylemidir. Irak’ta Saddam Hüseyin’in tamamen sahte suçlamalarla zorla devrilmesi ve idam edilmesi, Libya’da Muammer Kaddafi’nin acımasızca öldürülmesi, Suriye’nin işgali, tek “suçu” emperyalistlerin desteklediği yerleşimci sömürge projesiyle evlerinden çıkarılmak istememeleri olan Filistin halkına yönelik soykırım, Gazze’nin Trump tarafından seçilen bir “valinin” yönetecek olması ve birinci sınıf bir gayrimenkul haline getirilecek bir ABD kolonisi olarak ele geçirilmesi, emperyalizmin gangster aşamasının gelişiminin bölümleridir. (1)
Sömürgecilerin doğrudan yönetimi sömürgeci bir pratiktir
Bunlara Trump’ın Venezuela’yı “bundan böyle biz yöneteceğiz” açıklamasını da eklemek gerekir. Trump, Maduro’nun kaçırılması sonrasında amacının sadece Maduro’yu tutuklamak olmadığını, şu anda ABD’nin ülkeyi yöneteceği bir geçiş süreci sağlamanın zamanı geldiğini de açıkladı: “Güvenli, uygun ve mantıklı bir geçiş süreci gerçekleştirilene kadar ülkeyi biz yöneteceğiz”. (2)
Kısaca Trump, Venezuela’da rejim değişikliği yapmak için sadece çıplak askeri emperyalizmle uğraşmıyor, ABD’nin yeni bir sömürgecilik inşa etmeyi planladığını da ‘ifşa ediyor’. Öyle ki 24 saat içinde, ABD’nin uygun bir kukla rejim kurulana kadar Venezuela’yı ‘doğrudan yönetmeyi’ planladığını kamuoyuna açıklayabiliyor. Çünkü doğrudan yönetim, sömürgeci bir emperyalizm biçimidir. (3)
Avrupa’yı ABD’ye biat ettirmek!
Daha önce sözü edilen Strateji belgesine göre, Dünya ABD ve Çin gibi iki rakip güç arasında bölünmüş durumda ve bunlardan biri, rakibini yenmek için her türlü yolu kullanmaya ve bunu mümkün olduğunca çabuk yapmaya hazır. Bunu başarmak için, etki alanını sadık vasalların koruduğu bir kaleye dönüştürmesi gerekiyor. Bu iki sadık vasal; kendi kendini yok eden Avrupa ve Latin Amerika’dır.
Burada önemli olan, Avrupa’yı daha da zayıflatmak ve onu ABD’ye giderek daha bağımlı hale getirmek. Bunu yapmak için Avrupa Birliği’ni önemsiz hale getirmek gerekiyor. Bu stratejiye uygun olarak önce Brexit hayata geçirildi. Şimdi mesele Avrupa Birliği’ni tamamıyla sona erdirmek çünkü izole olduklarında Avrupa ülkeleri daha zayıf ve kontrol edilmesi daha kolay hale gelecektir.
Batı Yarımküreyi kontrol etmek!
Batı Yarımkürede yer alan ülkeler ise (özellikle de Venezuela) Çin Halk Cumhuriyeti ile olan önemli ticari ilişkileri nedeniyle ABD açısından sorunlu bir bölge ve bu bölgedeki istikrarsızlaştırma ve kaosa sürükleme süreçleri daha sert olmalı. Venezuela bu bağlamda (ciddi iç sorunları nedeniyle de) son derece önemlidir.
Kısaca Venezuela saldırısının asıl nedeni petrol olsa da bölgeyi istikrarsızlaştırmak da ABD’nin önemli hedefleri arasında yer alıyor. Bu, Çin’i ve yatırımlarını Latin Amerika’dan, özellikle de gelecekteki petrol arzını güvence altına almak için Venezuela’dan çıkarmak anlamına geliyor. Sonrasında, ABD bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden istikrara kavuşturmayı planlıyor.
Kuşkusuz, ABD emperyalizmi öncelikle Venezuela petrolünü istiyor. ABD günde 13 milyon varil petrol çıkarıyor. Bu dünyadaki en yüksek miktar. Dahası, ABD, Rusya’yı Avrupa’dan uzaklaştırdığı için Avrupalı müttefiklerine satmak için daha fazla petrole ihtiyaç duyuyor ve bunu da Venezuela’dan temin etmeyi Planlıyor.
Kısaca, Venezuela saldırısı uyuşturucuyla ilgili değil, ABD’ye karşı çıkan bir ülkenin ve petrol ve maden zenginlikleri dahil olmak üzere, tüm varlıklarının kontrolüyle ilgili. Bu başlı başına büyük bir sömürgeci emperyalist eylem.
Daha da önemli olan şey, bu saldırıların sadece Venezuela ile sınırlı kalmayacak olması. Nitekim ABD’nin gözü şimdi, Kolombiya ve (Venezuela’nın kaynaklarına sahip olmayan ancak düşman komşusuna karşı siyasi muhalefeti paylaşan) Küba’ya çevrilmiş durumda. Grönland ve Kanada’ya yönelik tehditler de söz konusu. Bu tehditler devam edecek ve muhtemelen tırmanacak. Yani Trump Amerika’sı, ABD’nin bölgedeki ekonomik hegemonyasını yeniden tesis etmek için Batı Yarımküreye geri döndü.
Monroe Doktrininden Donroe Doktrinine: emperyalizmde süreklilik esastır!
Bu noktada bundan 203 yıl öncesine dönmekte fayda var. 1823 yılında İspanyol-Amerikan bağımsızlık süreci sırasında ilan edilen orijinal Monroe Doktrini, Batı Yarımkürenin Avrupa sömürgeciliğine kapatılması gerektiğini savunuyordu.
Bundan yaklaşık 80 yıl sonra ABD Devlet Başkanı Roosevelt tarafından yayınlanan Monroe Doktrininin Roosevelt Ek Maddesi, ABD’nin yarımkürede bir polis gücü olarak hareket edeceğini vaat ediyordu. Sonraki on yıllar, Karayipler ve çevresindeki ülkelerin uzun süreli işgallerle dolu geçti ancak bunların hiçbiri uzun vadeli istikrar ya da refah sağlayamadı. Soğuk Savaş sırasında ABD, hoşuna gitmeyen hükümetlere karşı daha gizli müdahaleler başlatırken, binlerce kişiyi öldüren ve işkence eden sağcı diktatörlükleri destekledi. (4)
Bir başka anlatımla, Trump’ın Venezuela’ya karşı hamlesinin arkasında petrolden başka faktörler de var. Yeni ‘Ulusal Güvenlik Stratejisi’ bunu açıkça ortaya koyuyor. Çünkü 1820’lerin Monroe Doktrini yeniden güçlenerek geri döndü. O zamanlar Başkan Monroe’ya göre, Avrupa ülkeleri Batı Yarımküreye müdahale etmemeli veya kontrol etmeye çalışmamalıydı çünkü burası artık ABD’nin etki alanıydı.
“Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak”
Şimdilerde Trump Yönetiminde, küreselleşme yerini “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak” (MAGA) projesine bıraktı ve Batı Yarımküre, ABD emperyalizminin arka bahçesi olarak sağlam bir şekilde konumlandırıldı.
Bu, hiçbir ülkenin ABD’nin politikasına ve çıkarlarına direnmesine izin verilmeyeceği anlamına geliyor. Bu bakış altında, Amerika’nın kaynakları ayrıcalıklı bir şekilde kullanabilmesi ve rakiplerine bu kaynakları reddedebilmesi için “dost rejimler” kurulmalıdır. Bu da bölgedeki Çin’in artan etkisi ve yatırımlarının engellenmesi gerektiği anlamına geliyor.
Diğer yandan, Orta ve Güney Amerika’da ABD’nin etki alanını genişletmeyi amaçlayan Monroe Doktrininin, Donroe Doktrini olarak yeniden canlandırılması, Batı Yarımküreyi daha iyi bir hale getirmek yerine, nispeten güvenli bir bölgeyi bir gecede önemli ölçüde daha istikrarsız bir bölgeye dönüştürme potansiyelini taşıyor.
Hedefte Küba mı var?
Venezuela, Donroe Doktrininin ilk test vakasıysa, diğer birkaç Latin Amerika ülkesi de şu anda ABD’nin hedefinde. En öncelikli hedef Küba. Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba’nın bir sonraki hedef olabileceğini açıkça ima ettiler. Küba’yı Venezuela petrolünün kaybından sonra “devrilmeye hazır” bir ülke olarak tanımladılar ve ekonomik çöküşün işi bitireceği için doğrudan müdahaleye gerek olmadığı ileri sürdüler.
Rejim değişikliği için sıraya giren bir diğer ülke de Kolombiya. Bu ülkenin Devlet Başkanı Gustavo Petro, Washington’un sınır dışı etme politikalarını eleştiren ve Filistin’e açıkça destek veren tavrıyla, tüm kıtanın vicdanı haline gelmişti.
Meksika’nın da yakında ateş altında kalması mümkün. Çünkü Meksika, bir süredir sessizce Küba’nın ana petrol tedarikçisi haline geldi ve 2025 yılında günde yaklaşık 12.000 varil petrol sevk ederek adanın ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 44’ünü karşıladı. Bu durum, Meksika uyuşturucu kartelleriyle ilgili “bir şeyler yapma” tehdidini yakın zamanda yineleyen Trump Yönetimini kızdırıyor. (5)
ABD hegemonyasının gerilemesinin bir ifadesi
Tüm bu saldırganlık ABD hegemonyasının (özellikle de Çin karşısında) gerilemesinin bir ifadesi. Yani bu strateji ABD’nin dünya çapındaki hegemonyasının gerilemesini ve bölgedeki gücünü konsolide ederek güçlendirme ihtiyacını yansıtıyor.
ABD’nin hegemonyasındaki gerilemeyi ABD dolarının son yıllarda izlediği seyirden de görebilmek mümkün. Çünkü doların değeri 2025 yılında ocak ayından bu yana yaklaşık yüzde 9 düştü (tek başına Nisan ayında yüzde 4,5’lik bir düşüş yaşandı). Trumpçı yeni gümrük vergileri, Trump’ın geçirdiği öfke nöbetleri ve sert geri dönüşler, uluslararası ticarette ve yatırımcıların alımlarını ve varlıklarını dolar cinsinden tutup tutmayacakları konusunda belirsizliği arttırdı.
Doların uzun süren değer kaybı
Doların son dönemde Euro ve diğer para birimleri karşısında değer kaybetmesinin nedeni, ABD ekonomisinin yavaşlaması ve ABD Merkez Bankasının (Fed) borçlanma maliyetlerini, uzun vadeli konut kredisi faizlerini ve işletmeler ile hane halkının borç servis maliyetlerini düşürmek için politika faiz oranını indirmesi yönünde baskı altında olması. Fed’in faiz indirimlerini hızlandıracağı, böylece ABD faiz oranları ile Avrupa ve Japonya’daki faiz oranları arasındaki farkı azaltacağına dair beklentiler arttı. Bu durum, dolar varlıklarını elinde tutmayı daha az cazip hale getiren ve doları öncekinden daha zayıflatan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. (6)
ABD’nin yıllık bütçe açığı 1,5 trilyon dolar, toplam ulusal borcu 38 trilyon dolar (bu borcun faiz ödemesi yılda 1,1 trilyon dolar) ve bunlar artmaya devam ediyor. ABD ekonomisi bu maliyetleri önceki yapı ile karşılayamaz. Bu nedenle, Batı Yarımküre ve Pasifik havzasına geri dönerek konsolidasyon sürecine giriyor. Bu, Venezuela’da şu anda yaşananların ve bundan sonra yaşanacakların ve tüm Batı Yarımkürede yaşanacakların genel görünümü ve bağlamıdır. ABD, kendi arka bahçesinde yeniden doğrudan kontrol ve tartışmasız hegemonyasını yeniden tesis etmek için doğrudan askeri harekete başvurmaktan kaçınmıyor. (7)
Özetle, şu ana kadar doların baskın rezerv para birimi statüsü ABD için çok önemliydi ve gelirlerinin ötesinde harcama yapmasına olanak sağladı. Bu hakimiyet yavaş yavaş azalırken, bütçe açıklarının ve borcun sürdürülebilirliği de dahil olmak üzere her türlü risk yavaş yavaş birikti.
“Amerika’yı Yeniden Büyük Zorba Yapmak!”
Trump, her ne kadar her şeyin “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmakla” ilgili olduğunu söylese da aslında kastettiği şey, Amerika’yı “Yeniden Büyük Zorba Yapmak”. Önceki emperyalist başkanlardan Roosevelt, “yumuşak konuş ve büyük bir sopa taşı” derken, Trump bu sözü, “cesurca övün ve sopa taşı” olarak değiştirdi.
“Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” projesi, batı emperyalizminin sorgusuz sualsiz egemen olduğu ve ABD’nin de onun tartışmasız lideri olduğu bir dünyayı yeniden yaratma projesidir. Bu anlamda Avrupa’yı Amerikan enerji kaynaklarına bağımlı hale getirme stratejisinin bir devamıdır ki bu strateji, ABD derin devletinin iddiasına göre, Rusya’dan Avrupa’ya uzanan Kuzey Akım II doğalgaz boru hattının havaya uçurulmasıyla temsil edilmiştir.(8)
Konsolidasyon süreci
Özetle, ABD kaynaklarını hemen Batı Yarımkürede ve daha uzun vadede Batı Pasifik’te yeniden yapılandırmaya odaklanıyor. Şu anda Çin’i kontrol altına almak ve ona karşı koymak için müttefiklerini yeniden silahlandırıyor ve destekliyor. Bu (Batı Yarımküreden sonraki) daha uzun vadeli bir hedeftir. (9)
Yani Venezuela işgalinin arkasındaki büyük resmi gözden kaçırmamak gerekiyor. Venezuela operasyonu, tek seferlik bir operasyon değil, ABD’nin “neocon” güçleri ve emperyalistlerinin, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da (Ukrayna ve Kafkasya) meşgul oldukları için kısmen ihmal ettikleri emperyalizmin Batı Yarımküre üssüne yeniden odaklanmasının bir parçasıdır.
Çin’in yükselişi
Bu arada ABD emperyalizmi Tayvan’da Çin’i uzun vadede meşgul etmek için planlar yaparken, başta Çin olmak üzere kendisine rakip olabilecek diğer güçleri devre dışı bırakmak için Batı Yarımküreye müdahale ettiği ileri sürülebilir.
Çünkü son on yılda Çin, Latin Amerika’da küresel “Kuşak ve Yol” altyapı inşaat programı kapsamında büyük yatırımlar yaptı. Panama’da limanları satın aldı ve orada başka projeler başlattı. Meksika’da, Kuzey Amerika’nın en büyük elektrikli otomobil fabrikasını kurmak için anlaşmalar yaptı; bu fabrika, serbest ticaret kapsamında ABD otomobil pazarına ihracat yapabilecekti. Ekvador ve Peru’da liman inşaatına başladı. Peru’dan (Amazon üzerinden) Brezilya’ya demiryolu bağlantısı kurma planları var. Venezuela’ya altyapı projeleri ve petrol altyapısının modernizasyonu için 100 milyar dolardan fazla kredi verdi. En önemlisi de Venezuela’dan büyük miktarlarda petrol almaya başladı. (10)
Emperyal güçler arasında kızışan rekabet
Bir başka anlatımla, ABD’nin Batı Yarımküredeki hakimiyetini pekiştirme çabası, şu anda Güney Amerika’nın en büyük ticaret ortağı ve Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin ikinci büyük ticaret ortağı olan Çin’e karşı koyma çabalarıyla bağlantılı. Çin’in bölgesel stratejisi Trump’ın stratejisiyle keskin bir tezat oluşturuyor. Çin, karşılıklı yarar için kazan-kazan ekonomik iş birliği modeli sunarken, ABD kazananlar ve kaybedenler arasında sıfır toplamlı bir model öneriyor.
Çin üçüncü tarafları bölgeden dışlamayı reddediyor, ABD ise “Yarımküre dışı rakipleri reddetme” sözü veriyor. Çin çok taraflı iş birliğini ve uluslararası finans kurumlarının reformu, bilimsel iş birliği ve yüksek teknoloji yatırımları gibi Küresel Güney’in ortak önceliklerini vurguluyor. Ve ABD’nin “tek taraflı zorbalığını” eleştiriyor. (11)
Ancak Donroe Doktrinine uygun biçimde ABD, Batı Yarımküreyi kendi etki alanı olarak ilan ederse ve Çin’in Venezuela petrolüne erişimini engellerse, Çin neden Doğu Asya’yı kendi etki alanı olarak ilan edip ABD’nin Tayvan çiplerine erişimini engellemesin? Bunu yapmak için Tayvan’ı “yönetmesi” gerekmez, sadece politikalarını, özellikle de ABD’ye ihracata izin veren politikaları kontrol etmesi yeterli olacaktır. (12)
Devam edecek…
Dip notlar:
- https://peoplesdemocracy.in/pd/gangster-phase-imperialism (11 Ocak 2026).
- https://peoplesdispatch.org/were-going-to-run-the-country-trump-hints-at-possible-us-occupation-of-venezuela (4 Ocak 2026).
- https://jackrasmus.com/venezuela-vs-the-empire (6 Ocak 2026).
- https://dissentmagazine.org/online_articles/the-trump-doctrine (5 Ocak 2026).
- https://theconversation.com/what-lies-ahead-for-latin-america-after-the-venezuela-raid (9 Ocak 2026).
- https://mronline.org/dollar-v-euro (8 July 2025).
- https://peoplesdemocracy.in/pd/imperialism-revival-strategy (2 Mart 2025).
- https://jackrasmus.com/venezuela-vs-the-empire (6 Ocak 2026).
- https://jackrasmus.com/venezuela-vs-the-empire (6 Ocak 2026).
- https://www.globalresearch.ca/year-2025-review-latin-america-caribbean (4 Ocak 2026).
- https://www.project-syndicate.org/commentary/trump-venezuela-new-era-of-imperialism-costs-for-everyone-by-joseph-e-stiglitz (9 Ocak 2026).









