• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Temmuz 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Emek-Ekonomi

Taşeronluk iş cinayetlerini faili meçhule çeviriyor

8 Temmuz 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Emek-Ekonomi, Manşet

İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek ve Umut-Sen Avukatı Mürsel Ünder ile taşeronlaşma ve ‘kan parasını’ konuştuk:

  • İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek: ‘Taşeronlaşma yalnızca emeğin örgütsüzleştirilmesine hizmet etmedi; aynı zamanda sorumluluğun parçalanmasını da beraberinde getirdi. Bir ölüm meydana geldiğinde herkes sorumluluğu bir başkasına yöneltir. Asıl işveren görünmezleşir, karar alma süreçleri belirsizleşir’
  • Umut-Sen Avukatı Mürsel Ünder: ‘Kan parası konusuyla ilgili işverenler açısından şöyle bir durum var: ‘Parayı öderiz, işi kapatırız.’ Oysa bir işçinin yaralanmasına ya da ölümüne sebebiyet vermenin hem tazminat sorumluluğu hem ceza sorumluluğu, hem de idari sorumluluğu var’

Duygu Kıt

Türkiye’de her yıl yüzlerce işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken, geride yalnızca yarıda bıraktırılmış hayatlar değil, mağdur edilen yakınlar da kalıyor. Özellikle taşeron çalışma sistemi, işçinin fiilen kimin için çalıştığını, hangi koşullarda üretim yaptığını ve ölümünden kimin sorumlu olduğunu çoğu zaman görünmez hale getiriyor. Dêrsim’de geçtiğimiz günlerde iş cinayetinde yaşamını yitiren bir işçinin ölümünün ve çalışma koşullarının izini sürerken ulaşmak istediğimiz bilgilerin oldukça sınırlı olması, taşeron sisteminin yalnızca çalışma yaşamını değil, iş cinayetlerinin üzerinin örtülmesini de kolaylaştıran bir mekanizma olarak işlediğini bir kez daha ortaya koydu. Bu gerçeklikten yola çıkarak A

Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek ile taşeron çalışma sistemini, Umut-Sen Hukuk Kolektifi Avukatı Mürsel Ünder ile de hukuki bir hak olarak ‘kan parasını’ konuştuk.

‘Koruyucu yaklaşım şart’

A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek, Türkiye’de bir işçinin yaşamını yitirdiğinde yalnızca bir insan kaybının değil; gerçeğe ulaşma imkânının da kaybedildiğine dikkat çekti. İpek, şunları dile getirdi: “Bir iş cinayetinin ardından hangi şirketin hangi sıfatla iş yaptığına, asıl işveren-alt işveren ilişkilerine, taşeron zincirine, fiili yönetim ve denetim sorumluluğuna, hangi kurumların denetim yaptığına, hangi ihmallerin ölüme yol açtığına ve kararların kim tarafından alındığına ulaşmak dahi uzun ve yıpratıcı bir mücadele gerektiriyor. Oysa bunlar ne gazetecilerin ne sendikaların ne de ölen işçinin ailesinin ayrıcalığıdır. Bunlar kamusal nitelikte bilgilerdir ve yaşamını yitiren işçinin yakınlarının olduğu kadar bütün toplumun en temel bilgi edinme hakkıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından bakıldığında bilgiye erişim yalnızca geçmişte yaşanan bir ölümün nedenlerini anlamak için değil, gelecekte benzer ölümleri önleyebilmek için de vazgeçilmezdir.”

‘Bilgiler gizleniyor’

“Bir iş cinayeti yalnızca adli bir dosya değil; aynı zamanda işçi sağlığı açısından incelenmesi gereken bir halk sağlığı olayıdır” ifadelerini kullanan İpek, “Her ölüm, çalışma yaşamındaki yapısal sorunları görünür kılan önemli bir veridir. Bu nedenle iş cinayetlerinin ardından elde edilen bilgiler yalnızca mahkeme dosyalarında kalmamalı; işçi sağlığını geliştirecek kamusal bilgiye dönüşmelidir. Ne var ki Türkiye’de çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor. Bir işçinin hangi şirkette çalıştığını, şirketler arasındaki hukuki ilişkinin nasıl kurulduğunu, işveren vekillerinin kimler olduğunu, üretimin fiilen kim tarafından yönetildiğini, iş güvenliği hizmetini hangi OSGB’nin verdiğini, işyeri hekiminin ve iş güvenliği uzmanının kim olduğunu, iş müfettişlerinin hangi tespitleri yaptığını öğrenmek dahi ciddi araştırmalar gerektiriyor. Bazen aynı işyerinde faaliyet gösteren şirketlerin ticaret siciline ulaşmak, ihale kayıtlarını incelemek, SGK kayıtlarını karşılaştırmak ve tanık anlatılarıyla üretim organizasyonunu yeniden kurmak zorunda kalıyoruz. Bir iş cinayetini anlamak için önce şirketlerin birbirleriyle olan ilişkisini çözmeye çalışıyoruz” dedi.

‘Taşeron cezasızlığı besliyor’

Taşeronlaşmanın yalnızca bir maliyet düşürme yöntemi değil, aynı zamanda hukuki ve idari sorumluluğu görünmez hâle getiren bir organizasyon biçimi olduğunu kaydeden İpek, “Son kırk yılda üretimin taşeronlaştırılması yalnızca emeğin örgütsüzleştirilmesine ve güvencesizleştirilmesine hizmet etmedi; aynı zamanda sorumluluğun parçalanmasını da beraberinde getirdi. Üretim tek merkezden planlanırken, hukuki sorumluluk çok sayıda şirket arasında dağıtılıyor. Emir başka şirketten gelir, ücret başka şirket tarafından ödenir, iş güvenliği hizmeti üçüncü bir firma tarafından sağlanır, ekipman dördüncü bir şirket tarafından kiralanır. İşçi ise bütün bu parçalanmış yapının ortasında çalışır. Bir ölüm meydana geldiğinde ise herkes sorumluluğu bir başkasına yöneltir. Asıl işveren görünmezleşir, fiili yönetim ilişkisi belgeler arasına gizlenir, karar alma süreçleri belirsizleşir. Oysa işçi sağlığı açısından önemli olan bordrodaki şirket adı değil, üretimi fiilen kimin organize ettiği ve riskleri kimin yönettiğidir” ifadelerini kullandı.

Cevap bekleyen sorular

Deniz İpek, iş cinayetleri ile ilgili teme sorular olduğunu, bunların yanıtları alınmadan çözüm olmayacağını şu sözlerle anlattı: “Bir iş cinayetinin ardından ortaya çıkarılması gereken sorular aslında oldukça açıktır: İş organizasyonunu kim kurdu? Risk değerlendirmesini kim hazırladı? Eğitimleri kim verdi? İş ekipmanını kim seçti? Üretim baskısını kim oluşturdu? Denetimi kim yapmakla yükümlüydü? Koruyucu önlemlerin alınmamasına kim karar verdi? Bu soruların yanıtı bulunmadan hiçbir iş cinayetinin gerçek nedeni ortaya çıkarılamaz. Oysa uygulamada çoğu zaman tartışma teknik ayrıntılara sıkıştırılır; kırılan bir halat, devrilen bir makine ya da çalışmayan bir sensör konuşulur. İş cinayetlerini yalnızca teknik arızalar üzerinden açıklamak büyük bir yanılgıdır. Çünkü teknik eksikliklerin arkasında ekonomik ve örgütsel tercihler vardır. Bu nedenle işçi sağlığı yalnızca mühendisliğin konusu değildir; aynı zamanda çalışma ekonomisinin, hukukun, halk sağlığının ve sınıf ilişkilerinin de konusudur.”

“Bir işçinin ölümünden sonra bilgiye ulaşmanın bu kadar güç olduğu bir düzende yalnızca ailelerin adalet arayışı değil, toplumun gerçeği öğrenme hakkı da zedelenmektedir” diye ekleyen İpek, şunları ifade etti: “İş cinayetleri kader değildir. Ancak bunların önlenebilmesi yalnızca daha sağlam baretler, daha kaliteli emniyet kemerleri ya da yeni teknik ekipmanlarla mümkün değildir. İşçi sağlığını gerçekten koruyacak sistem; örgütlenme özgürlüğü, sendikal denetim, bağımsız kamu denetimi, etkin müfettişlik sistemi, bilimsel bilirkişilik, şeffaf veri paylaşımı ve hesap verebilir bir yargı düzeni üzerine kurulabilir. İşçi sağlığını savunmak, yalnızca çalışma ortamındaki riskleri azaltmak değil; o riskleri görünür kılan bilgiyi de kamusal hâle getirmektir. Bu nedenle iş cinayetlerinin ardından yürütülecek en önemli mücadelelerden biri, gerçeğin üzerindeki taşeron sisini dağıtmak ve sorumluluk zincirini bütün açıklığıyla görünür kılmaktır. Çünkü her iş cinayetinden öğrenilemeyen gerçek, gelecekte kaybedilecek başka bir işçinin hayatı pahasına yeniden karşımıza çıkmaktadır.”

‘Haklar peşkeş çekiliyor’

Umut-Sen Hukuk Kolektifi’nden Avukat Mürsel Ünder, kamuoyunda ‘kan parası’ olarak adlandırılan ödemelerin hukuki bir hak olduğuna dikkat çekti. Sorunun işçinin ya da ailesinin tazminat alması olmadığını belirten Ünder, asıl problemin bu ödemelerin patronlar tarafından ceza sorumluluğunu fiilen ortadan kaldıran bir araca dönüştürülmesi olduğunu söyledi. Ünder, farkı şöyle özetledi: “Kan parası konusuyla ilgili işverenler açısından şöyle bir durum var: ‘Parayı öderiz, işi kapatırız.’ İşçi aileleri de çoğu zaman ağır bir yoksulluk ve çaresizlik içinde karar vermek zorunda bırakılıyorlar. Oysa bir işçinin yaralanmasına ya da ölümüne sebebiyet vermenin hem tazminat sorumluluğu hem ceza sorumluluğu, hem de idari sorumluluğu var. Yani kan parasının hukukta bir karşılığı var. İşçinin yakınları, mirasçıları -işçinin artık destek sağlayamayacak olması sebebiyle bir hesaplaması yapılıyor- bir maddi tazminata ayrıca ölüm ya da yaralanmadan kaynaklı duydukları manevi acılardan dolayı bir de manevi tazminata bağlanıyor. Bu kimin ya da kimlerin sorumluluğu varsa onların ödemekle yükümlü olduğu bir durum. Bir iş cinayeti ya da iş kazası ile ilgili de aynı zamanda cezai sorumluluk da vardır. Cezai sorumlulukta ise bir kişinin yaralanmasına ya da ölümüne sebebiyet vermenin hapis cezası gerektiren yaptırımları var. Bu iki yaptırım dışında ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu’nda da o kişinin mirasçılarına maaş bağlanabilmesi koşulları var. Tüm bunlar işçilerin veya yakınlarının sahip oldukları haklar.”

‘Cezasızlığı besleyen düzen’

Ancak uygulamada ciddi sıkıntılar bulunduğunu belirten Ünder, sadece bir kısım para ödenerek cezai sorumluluktan kurtulunmasına onay veren bir yaklaşım olduğunu, bunun ise cezasızlık kültürünün sonucu olduğunu belirtti. Ünder, şunları kaydetti: “Ülkemizdeki uygulamada şöyle bir sıkıntı var: Ceza davası ile tazminat davasını bir arada değerlendiren kişi belli bir tazminat ödemesi yapıp şikayetçi olunmayacağına dair belge aldığında ceza soruşturmasından da kurtarıyor kendini. İkinci boyutu da şu: Örneğin işçinin 10 lira alması gerekiyorsa 5 liraya ‘kapatılıyor’. Çünkü işçi hayatını kaybettikten ya da sakat kaldıktan sonra aile veya kendi çok derin bir yoksulluk içerisine giriyor, çalışamıyor. Dolayısıyla yoksulluğun beraberinde getirdiği açmazdan kaynaklı -kamusal denetim mekanizmaları da burada yeterince etkin bir şekilde sağlanmadığı için- işveren bunu bir cezasızlığa dönüştürmüş durumda ve maalesef mahkeme kararlarında, Yargıtay uygulamalarında bunu destekleyecek tarzda bir çizgi var. Burada işçiye ya da işçinin yakınına ‘Niye para aldın’ denmesinden ziyade buna izin verecek mekanizmaları engellemek gerekiyor. İşçi de, işçinin ailesi de yoksuldur, yoksundur. Paraya ihtiyacı vardır, ihtiyacının dışında hakkı da vardır. Ama bu hakkı, başka daha büyük hakları, bir adalet mücadelesini, bir hesap sormayı engelleyecek şekilde görülemez, görülmemeli.”

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Barış herkes için

Sonraki Haber

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

Sonraki Haber

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

SON HABERLER

Özel Sektör Öğretmenleri 14 Temmuz’da Ankara’ya geliyor

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Çerçeve yasa geçici değil kalıcı olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Taşeronluk iş cinayetlerini faili meçhule çeviriyor

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Barış herkes için

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Deniz Göktaş’ın gösterisi erişime engellendi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Gimgim’da halk buluşmaları: Hakikat geldi Meclis’e dayandı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır