Marmara depreminin 27’nci yıldönümü nedeniyle açıklama yapan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu, depreme hazırlığın kamu politikası haline gelmesi gerektiğini vurguladı
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Marmara depreminin 27’nci yıldönümü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Binlerce yurttaşımızı yaşamdan koparan, on binlerce insanımızı yaralayan, yüz binlerce insanımızın yaşamını ve geleceğini etkileyen bu büyük afet, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi açısından tarihsel bir dönüm noktası olmuştur” denildi.
Depremin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen yeni depremlere hazırlanılmadığı vurgulanan açıklamada, “Deprem bir doğa olayıdır, afete dönüşmesi ise büyük ölçüde insan eliyle yaratılan koşulların sonucudur. Depremin nerede, hangi büyüklükte ve hangi zaman aralığında meydana geleceğini kesin olarak önceden söylemek mümkün değildir. Ancak bilimsel veriler ışığında deprem tehlikesini ortaya koymak, riskleri belirlemek ve toplumun afetlere karşı dirençli hale getirilmesi için gerekli önlemleri almak mümkündür. İstanbul açısından durum son derece ciddidir. Marmara Denizi içerisindeki aktif fay sistemleri ve bölgenin tarihsel deprem geçmişi, İstanbul’un deprem tehlikesinin ertelenemez bir gerçek olduğunu göstermektedir. Buna karşın kentimizde yapı stoku, zemin koşulları, ulaşım ve altyapı sistemleri, toplanma alanları, kritik kamu yapıları ve afet sonrası müdahale kapasitesi açısından önemli sorunlar bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.
‘Kamu politikası haline getirilmelidir’
İstanbul deprem güvenliğinin yalnızca binaların güçlendirilmesi ya da yenilenmesi meselesi olmadığı söylenilen açıklamada, “Depreme dirençli bir kent; doğru ve güncel jeolojik-jeoteknik veriler üzerine planlanan, fay ve diğer doğal tehlikeleri dikkate alan, güvenli yapılaşma alanlarını bilimsel kriterlerle belirleyen, mevcut yapı stokunu bilimsel yöntemlerle değerlendiren, altyapı ve ulaşım sistemlerini afet koşullarında çalışabilir kılan, kritik kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlayan, afet sonrası barınma ve yaşam alanlarını önceden planlayan, kent sakinlerinin afetlere hazırlıklı olmasını sağlayan bütüncül bir afet yönetimi anlayışıyla mümkündür. Bu nedenle İstanbul’un deprem hazırlığı, dönemsel açıklamalarla veya yalnızca imar ve kentsel dönüşüm uygulamalarıyla sınırlı tutulmamalıdır. Deprem riskinin azaltılması, bilimsel, şeffaf, kamu yararını esas alan ve ilgili meslek odalarının bilgi ve deneyiminden yararlanan sürekli bir kamu politikası haline getirilmelidir” vurgusu yapıldı.
Olası depremler için hazırlık yapılması gerektiği vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“İstanbul’un güncel ve bütüncül jeolojik-jeoteknik verileri kamu yararı doğrultusunda değerlendirilerek kent planlamasının temel girdisi haline getirilmelidir. Deprem tehlikesi ve risk analizleri güncel bilimsel veriler ışığında düzenli olarak yenilenmeli ve kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmalıdır. Mevcut yapı stoku, yalnızca bina yaşı gibi göstergelerle değil; zemin, yapı özellikleri ve çevresel koşullar birlikte değerlendirilerek önceliklendirilmelidir.
Kentsel dönüşüm, rant ve yoğunluk artırma aracı olmaktan çıkarılmalı; temel hedef can güvenliği ve afet risklerinin azaltılması olmalıdır. Deprem sonrası kullanılacak toplanma ve barınma alanları korunmalı, azaltılmamalı ve bu alanların altyapıları bugünden hazırlanmalıdır. İstanbul’un ulaşım, enerji, su, kanalizasyon, haberleşme ve diğer kritik altyapılarının deprem performansı bütüncül biçimde ele alınmalıdır. Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler ve meslek odaları arasında bilimsel bilgiye dayalı, sürekli ve kurumsallaşmış bir işbirliği mekanizması oluşturulmalıdır. Afet risklerinin azaltılması çalışmalarında toplumun bilgi alma ve karar süreçlerine katılım hakkı güvence altına alınmalıdır.
17 Ağustos 1999’da yaşanan büyük yıkımın ardından toplum olarak çok şey öğrendik. Bugün sahip olduğumuz bilimsel bilgi ve teknik olanaklar, deprem zararlarını azaltmak için geçmişe göre çok daha güçlü bir kapasite sunmaktadır. Eksik olan, bilginin ve bilimin karar alma süreçlerinin merkezine yerleştirilmesi ve gerekli adımların gecikmeden, kararlılıkla ve kamu yararı gözetilerek atılmasıdır. Bir sonraki büyük depremi beklemek, yeni bir felaketi kabullenmek anlamına gelir. 17 Ağustos’un yıldönümünde bir kez daha söylüyoruz: Deprem öldürmez; bilimden, mühendislikten ve kamusal sorumluluktan uzak politikalar öldürür. Yitirdiğimiz yurttaşlarımızı saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm toplumumuza bir kez daha başsağlığı diliyoruz.”
İSTANBUL









