Tabii ki milli maçları her ülkenin takımı kazanmak ister; halkın da böyle beklentisi olur. Bu, normal bir durumdur. Ancak hiçbir ülke, milli takımını bir savaş kazanacak, ülkesini savaş kaybetmeden kurtaracakmış gibi motive etmez
Dr. Hayri Hazargöl
Öyle bir propaganda yapıldı ki; Türkiye’de halkın çoğunluğu milli takım en az çeyrek final oynar dedi. Televizyonlar, gazeteler, sanal medya öyle yayınlar yaptı ki; halk, milli takımın başarıyla döneceğine inandırıldı. Paraguay maçını izleyen bir TRT Spor yorumcusu, biz futbolcularımızı F-16’larla beklerken 2. dakikada gol yedik, diyor. Bu televizyon yorumcusu Türkiye’de spora nasıl yaklaşıldığını gösteriyor.
Kürtler üzerinde soykırım politikasını başarıya ulaştırmak için Türkiye’de sanattan spora her şey bir özel savaş aracı haline getirilmiştir. Türkiye’de spora siyaset bulaştırılıyor, denen şey budur. Özellikle 1984 yılında başlayan gerilla savaşından sonra futbol tamamen bir özel savaş aracı haline getirildi. Öyle ki, hangi takım şampiyon olacak, hangi takım küme düşecek, bunlar bile masa başlarında belirlendi. Öte yandan Amedspor gibi çoğunlukla Kürtlerin desteklediği takımlar Türkiye statlarında sürekli ırkçı saldırılara uğramıştır.
Türkiye, Kürt halkının inkâr, asimilasyon ve soykırım politikalarına yönelik itirazlarını ve mücadelesini bastırmak için şovenizmi şahlandırmayı temel bir politika haline getirmiştir. Bu nedenle Türkiye’de siyaset de eğitim de sanat da spor da basın da sosyal politikalar da sağlıklı değildir. Şovenizmle çarpıtılmış, sakatlanmış ve doğal mecrasından çıkarılmışlardır.
Stadyumlarda şovenizmin nasıl tırmandırıldığını herkes biliyor. Tüm statlarda ‘önce vatan, ne mutlu Türk’üm diyene’ gibi şovenizmi kışkırtan yazılar vardır. Sanki Türkiye o anda bir düşmanla savaştadır; stadyumdaki taraftarlar da bu savaşın tarafıdır. Bir zamanlar faşist Franko, ben İspanya’yı ‘3 F’ ile yönetiyorum, diyormuş. Bu F’lerden biri de futboldur. Türkiye’de futbol bir spor oyunu olarak değil, faşist ve soykırımcı politikaları destekleyen bir savaş aracı olarak görülmektedir.
Milli maçlar ise tam olarak şovenizmin şahlandırıldığı maçlar gibi görülmüştür. Dünyada herkes futbolda ve diğer spor dallarında başarı sağlayarak halkını sevindirmek ister. Bu açıdan takımların ve oyuncuların kazanma arzusu ile dolu olmaları anlaşılır bir durumdur. Türkiye’de ise spordaki kazanımlara şovenizmi şahlandırmak için bakılmaktadır. Sporcular da bu baskı altında maçlara çıkmaktadırlar. Milli maçlara böyle bakılınca futbolcular da bir savaşa gider gibi motive ediliyor. Maçları kazanırlarsa ülkeyi kurtarmış savaşçılar olarak görülecektir. Kaybettiklerinde ise ülkeyi bir savaşta yenilgiye götürenler olarak görüleceklerdir. Bu açıdan futbolcular o kadar yüksek bir hedefle dolduruluyorlar ki, sadece başarıyı düşünüyorlar; başarısızlığın ise kendilerine bir yıkım olarak dönecekleri psikolojisini yaşıyorlar. Zaten Türkiye Futbol Federasyonu başkanı, o kupayı alacağız, demiştir. İşte Türk milli takım futbolcuları da böyle bir psikolojik ortamda maçlara çıktılar.
Futbolcular sahaya çıktıklarında hep kaybetme korkusuyla koştular, topa vurdular. Takım daha ilk dakikalarda büyük bir baskı ve stres altında olmuştur. Bu psikoloji onların enerji ve yeteneklerini artıran değil, sınırlayan bir etkide bulunmuştur. Bu nedenle oynadıkları iki maçta da daha maçın başlarında golü yemişlerdir. Golü yedikten sonra psikolojik korkuları daha da artmış, taktiği de yeteneklerini de unutmuşlar ve bir kaos futbolu oynamışlardır. Yetenekli futbolcular nasıl bu hale gelmiştir? Bunun cevabını vermeyenler başarısızlık için bin bir gerekçe buluyorlar, ama bu yakıcı gerçeği söyleyemiyor ve itiraf edemiyorlar. Çünkü bunu yaptıklarında özel savaş düzenine çarpacaklarını çok iyi biliyorlar.
Tabii ki milli maçları her ülkenin takımı kazanmak ister; halkın da böyle beklentisi olur. Bu, normal bir durumdur. Ancak hiçbir ülke, milli takımını bir savaş kazanacak, ülkesini savaş kaybetmeden kurtaracakmış gibi motive etmez. Ülkesini, halkını sevindirecek bir başarı getirmesini isterler. Kazandıklarında sevinirler ve coşkuyla kutlarlar. Kazanılmadığında da ülke bir savaş kaybetmiş gibi travmatik bir durum yaşamazlar. Türk milli takımı elenince futbolcuların hali ve halkın yaşadığı travma hiçbir yerde görülmeyecek bir durumdur.
Milli takımı ve futbolcuları bu hale sokan, kesinlikle Türkiye’de futbolun şovenizmi şahlandırma aracı haline getirilmesidir. Futbola bir oyun gibi bakılsaydı Türk milli takımı bu başarısızlığı yaşamazdı. Bu açıdan futbolun siyasetçiler tarafından dizayn edilmesi, faşist Franko ve Hitler gibi bakılmasının bırakılması gerekir. Yoksa dünyanın en yetenekli takımı İspanya böyle bir psikoloji ile maçlar yaparsa bile benzer sonuçlarla karşılaşır. Bu açıdan yenilginin gerçek nedenlerinin ortaya konulması ve futbolun bir spor olarak görülmesi gerekir.









