Devletin özelde Dersim, genelde tüm Kürt illerinin üzerinde yürüttükleri politikası mı değişti, yoksa eski – yeni bakanlar arası hesaplaşma mı bilinmez, ama en azından yıllardır karanlıkta tutulan bir genç Kürt kadınının akıbeti açıklığa kavuşacaktır
Sibel Sütpak
Paralel Yapı’yı ben Fetö’nün girişimde kalan darbesinden sonra duydum.
Yabancısı olduğumdan bakayım dedim herkes gibi ben de. Karşıma çıkan cümleler şunlar:
“Paralel yapı”, devletin yasal kurumları, hiyerarşisi ve işleyişi dışında, sivil veya bürokratik mekanizmalara sızarak kendi hedefleri doğrultusunda hareket eden, “devlet içinde devlet” olarak tanımlanan örgütlenmedir. Genellikle aşırı kadrolaşma, gizli ajanda ve yasal otoriteye alternatif oluşturma durumlarını ifade eder.”
Ve bugün Dersim haberlerini izleyip, okuyunca da aklıma gelen ilk şeyin, vali eskisinin orada bir “paralel yapı” kurmuştur düşüncesi oldu. Yani kendi devletini kurmuştur düşüncesi oldu.
Gün geçtikçe ortaya çıkan deliller de bu düşüncemi destekleyen nitelikte oldu.
Dersim üzerinde geçmişten buyana oyunlar oynanmış, oynanmaya da devam etmektedir.
Yıllar önce okuduğum bir gazete yazısında,
Sıdıka Avar adında asimilasyon politikaları yürüten bir öğretmenden bahsedilmişti. Atatürk ‘ün talimatıyla Dersim kızlarını “Türkleştirmeye” gidildiği yazılmıştı. Kadın, her evden bir kız çocuğunu zorla alıp, yatılı okula götürmüştü. Çünkü “Devrim ailede başlar.” denilmişti yazıda. Her evden bir anne adayı Türkçeyi öğrenirse, çocuklarını da Türkçe yetiştirir, haliyle de kendi anadillerini zamanla unutup, Türkleşirler hesabı yapılmıştı.
Aradan belki bir asır geçti, ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Her ne kadar Tunceli de yapsalar adını, hep Dersim olarak kaldı ve Dersimce konuşuldu. Ülkenin en çok okuyan ili oldu. Düşünen sorgulayan ili oldu. Ve yine hedef haline geldi sözde vatanseverler tarafından.
Zamanın Avar’ı gibi bu kez vali eskisini yetki ile donatıp gönderdiler Dersim’e.
Okuyup aydınlanmaya çalışan Kürt beyinleri köreltip, karanlığa boğmak için.
Bir asır önce olduğu gibi, yine hedeflerine Kürt kızlarını koydular. Onlara göre savunmasız, çaresiz ve kırılmaya en müsait zayıf halkaydı ailesinden uzak, okumak, meslek sahibi olmak için Dersim’e gelen Kürt kızları.
Bir asır önce asimilasyon politikalarına okulları alet ettikleri gibi,
bugün de, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı olan; gençlerin sosyal, kültürel , sanatsal, sportif gibi kişisel gelişime katkı sunmak amacıyla işlev gören “Gençlik Merkezi”ni seçtiler, organizeli kötülüklerini sermek için ortaya. Çünkü öğrencilerin en rahat ve güvenli şekilde tercih edecekleri adresti gençlik merkezi. Gençleri özlerinden koparmak, yozlaştırmak için ideal bir adresti.
Kötü ötesi kişiliklerin aklına gelirdi ancak böyle ahlaksız bir oyun.
Dersim’in devleti konumunda olan dönemin valisi de, özel savaş politikasını rahatlıkla uygulamak, tüm kötü hünerlerini sergilemek için özel odalar hazırladı.
Bu özel odalarda pusular kurup, avlamaya çalıştılar Kürt genç kadınlarını.
Gençlerin kişisel gelişimleri için tercih ettikleri adresi uyuşturucu, fuhuş batağına çevirdiler.
İl’in en üst düzey idare amirinin bilgisi dışında, bir serçe kuşunun dahi uçamayacağını hepimiz biliyoruz. Ve oraya, o özel odalarda gençleri kimliklerinden uzaklaştırmak, Kürtlüklerini unutturmak için her türlü ahlaksızlığı rahatlıkla yaptılar. Konunun Kürtler olunca, denetim mekanizmalarının askıya alındığını da, vali eskisinden daha iyi bilen biri olamazdı. Gülistan Doku da okumak için Dersim’e giden kızlardan biriydi. Ve ne yazık ki o da açık hedef olmuştu kimliğinden dolayı.
Av olmamak için direnen Gülistan’ı da akla hayale gelmeyecek yöntemlerle yok ettiler ortadan.
Başta ailesi olmak üzere, arkadaşları ve dayanışmacıları yıllardır “Gülistan Doku Nerede? diye sormalarına rağmen, tek bir olumlu cevap dahi alamadılar yetkililerden.
Ve bu süre zarfında hiçbir şey değişmedi, ta ki Adalet ve İç İşleri bakanları değişinceye kadar.
Devletin özelde Dersim, genelde tüm Kürt illerinin üzerinde yürüttükleri politikası mı değişti, yoksa eski – yeni bakanlar arası hesaplaşma mı bilinmez, ama en azından yıllardır karanlıkta tutulan bir genç Kürt kadınının akıbeti açıklığa kavuşacaktır.
Şüphesiz ki umut olacaktır bu durum, üstü kapatılıp unutturulmaya çalışılan kayıpların ve şüpheli ölümlerin ailelerine.









