‘Yalnız değilsiniz.’ çağrısı Türkiye’deki siyasî tutsaklardan İran’da hakları için sokaklara çıkan, Gazze’de insani krizle boğuşan, Rojava’da varlık yokluk mücadelesi veren binleri Avrupa’ya, Avrupalı ‘seçkinlere’ hatırlattı
Yekta Armanc Hatipoğlu
76.Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Türkiye’den yönetmen Emin Alper Gümüş Ayı Jüri Ödülü’nü, yönetmen İlker Çatak ise Altın Ayı Ödülü’nü kazandı.
Emin Alper’in ödül konuşması gündem oldu.
İktidarların, devletlerin siyasi baskısıyla karşı karşıya kalan kesimlere yalnız olmadıklarını söyledi Alper; Gazze’den İran’a, İran’dan Rojava’ya bir yol olduğunu hatırlattı:
“Gazze’de en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Filistinliler, yalnız değilsiniz. Zulmün altında acı çeken İran halkı, yalnız değilsiniz. Rojava’da ve Orta Doğu’da neredeyse bir asırdır hakları için mücadele eden Kürtler, yalnız değilsiniz. Son olarak, benim halkım, yalnız değilsiniz.
Dört yıldır cezaevinde olan sevgili arkadaşım Çiğdem, yalnız değilsin. Tayfun, Can ve Mine, siz de yalnız değilsiniz. Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, dokuz yıldır Selahattin Demirtaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve şu anda hapiste olan diğer tüm belediye başkanları. Yalnız değilsiniz.”
Bu konuşmanın en can alıcı kısmı Kürtler, Rojava ve Demirtaş. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin yanında durmak devletin baskısıyla karşı karşıya gelmek için yeterli oldu. İktidarlardan bağımsız olarak Türkiye’nin devlet geleneği Kürtlere ve onların yanında duran Türklere konuşma alanı tanımamak için elinden geleni yaptı. Alper’in, devlet geleneğini tanıyan biri olarak, bilinçli bir şekilde Kürtlerin yanında durması son derece değerli.
Alper’in konuşmasındaki bir diğer önemli kısım ise Kürtleri edilgen ve salt baskı altında, geride durup sinen bir ulus olarak görmemesi aksine onları “neredeyse bir asırdır hakları için mücadele edenler” olarak tanımlaması. Burada bir kez daha klasik beyaz Türk entelijansiyasından ayrışıyor Emin Alper, Kürtleri yardıma muhtaç kitleler olarak değil bir asırlık siyasî bir mücadelenin öznesi olarak görüyor.
Alper, konuşmasına Kürtleri dahil ederek “makul mağdur” baskısını da görmezden geliyor. Gazze’deki insanî krizi Rojava’dakinden ayrıştırmıyor, İran’daki devlet şiddetini ve en nihayetinde Türkiye’deki siyasî operasyonları aynı anda eleştiriyor, ezilen kitlelerin yanında duruyor.
Gazze’deki soykırıma karşı net pozisyon almaması nedeniyle Berlin Film Festivali’ne yönelik eleştirileri ve boykot çağrısını hatırlatıp Emin Alper’in konuşmasını değersizleştiren de bir kitle var.
Ancak günün sonunda Alper’in yaptığı devletlerin ve onlara bağlı festivallerin hantallığı; gözden, halktan ve gerçeklerden uzaklığına büyük bir eleştiri getirmek oldu. Rojava, Gazze, İran ve Türkiye’nin gerçeklerini Avrupa’da “seçkin” denilebilecek insanların önüne koydu.
“Yalnız değilsiniz.” çağrısı Türkiye’deki siyasî tutsaklardan İran’da hakları için sokaklara çıkan, Gazze’de insani krizle boğuşan, Rojava’da varlık yokluk mücadelesi veren binleri Avrupa’ya, Avrupalı “seçkinlere” hatırlattı.
Sonuç olarak Emin Alper, yalnız bırakmayarak bir cesaret örneği gösterdi. Bu cesaret örneği bir yandan da kılcal damarlarımıza kadar giren kapitalizme rağmen sinemanın hâlâ ne derece politik bir alan olduğunu hatırlattı. En parıltılı anda bile gerçeklerin ortaya çıkabileceği bir alan…









