Son günlerde “uzun barış dönemi”nin sonu üzerine değerlendirmeler arttı. 80 yıllık uzun barış döneminin sona erdiği söyleniyor. Bu aynı zamanda ABD’nin “süper güç” olma hayallerinin sona erdiği bir zaman dilimine denk düşüyor. 90’ların başlarında ABD kendini süper güç ilan etmişti ve bu hayal Afganistan’ı koşarak terk ettiği zaman sona erdi. Bu gerçekliğin bizzat ABD tarafından kabul edilmesi ise ikinci Trump dönemi ile oldu. Trump’ın güvenlik stratejisi bunun ilanıydı. “Önce Amerika” tercihi, Avrupa’dan uzaklaşma; hatta NATO’ya mesafe koyma yaklaşımı dünyada çok önemli değişimlerin eşiğine gelindiğinin açık işaretleridir.
Bu dönemin ilk ve önemli özelliği kurallı dünyanın çöküşüdür. İkinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş yıllarında konulan kuralların ve Batı dünyasının kendi arasında yarattığı kural ve kurumların olmadığı bir dünyadayız.
Kuralların bozuluşu Yugoslav iç savaşı sırasında başladı ve artarak devam etti. Zafer sarhoşluğu yaşıyan kapitalist dünya Doğu Avrupa’nın paylaşımı sırasında kuralları bir kenara bıraktı. Keyfilik Venezüela’ya saldırı ile zirve yaptı.
Bugünün kurallı dünyadan diğer önemli farkı kapitalist dünyanın lideri tarafından dayatılan bir sermaye birikim yolunun olmamasıdır. Yeni yolu gümrük savaşlarıyla Trump dünyaya dayatmaya çalışıyor; ancak tüm kapitalist dünyanın aynı yoldan gitmek gibi bir tercihi de yoktur. Bu durum dünyada sonucu nereye gideceği belli olmayan gerilimler yaratmaktadır.
Bugünkü dünyanın ikinci önemli özelliği çok kutuplu olmasıdır. Tarihe bakıldığında çok kutupluluk dünyayı paylaşım savaşlarına, götürmüştür. İki dünya savaşı böyle koşullarda yaşanmıştır. Bugün dünyaya baktığımızda çok kutupluluk gittikçe derinleşen bir hal alıyor. Aslında ABD’nin Irak ve Afganistan işgalinde aldığı yenilgiler ve 2008 ekonomik kriziyle birlikte dünyanın çok kutuplu bir yöne girdiği açık hale gelmiştir. Bunun en iyi kanıtı 2009 yılında BRİCS’in kurulmasıdır. Ukrayna savaşı sonrasında dünyadaki kutuplaşma beklenenin tersine giderek derinleşmiştir. Batı, dünyanın kendi arkasına sıralanacağını ummuştu. Trump’ın gümrük savaşları ile dünyadaki fay hatları artmaya başlamıştır. Bugün Avrupa kendi içinde sorunlar yaşarken, ABD ile “uzun barış döneminde” yaşadığı yakınlık artık sona ermiştir. Dünyanın son tablosunda Küresel Güney diye adlandırılan farklı bir kutup da şekillenmektedir. Bir dönemin “üçüncü dünya ülkeleri”ni kapsayan Küresel Güney bir yönüyle bir dönemin tartışmasız hegemonu olan Batı dünyasına karşı biriken tepkilerin ortaya çıkardığı gevşek ama bir yandan da gün geçtikçe yoğunluk kazanan bir kutuplaşmadır.
Çok kutuplu dünyanın üçüncü özelliği güç merkezindeki kaymadır. Dünya güç merkezi yavaş yavaş Doğu’ya kaymaktadır. İngiltere ve Amerika arasındaki iktidar değişimi Batı dünyası içinde kalmıştır. Yaklaşık dört yüzyıldır dünya egemenliği Batıdadır. Oysa ilk uygarlıkla birlikte dünyanın zenginliği ve gücü Doğudaydı. Çin, Rusya, Hindistan ve Uzakdoğu’da bazı ülkelerle birlikte güç Doğuya kaymaktadır.
Dünyanın yeni güç dengelerinde dördüncü özellik rekabet alanlarının değişmesidir. Enerji üzerine rekabet sürmekle birlikte, Yapay Zekâ ve değerli toprak elementleri üzerine rekabet hızlanmaktadır. Yapay Zekâ kullanımı ile enerji konusunda kapitalizmin önündeki eski sorunu yeniden yükselmektedir. ABD’de yapay zekâ toplam enerji tüketiminin %12 gibi büyük bir bölümünü kullanıyor.
Son olarak, Dünyada yeni güçler yapısına geçişte canlı üç fay hattından söz edilebilir. İlki, Ukrayna Rusya savaşıdır. ABD kendi çıkarları açısından bu savaşı sona erdirmeye çalışsa da AB Rusya ile savaşı tırmandırmaktan yanadır. İkinci fay hattı, Ortadoğu bölgesidir. İsrail yakaladığı en önemli fırsatı sonuna kadar götürme inadıyla bölgede yeni savaşlara sebep olacak gibi görünüyor. En son Somaliland’ı tanıması Suudi Arabistan ve BAE arasından çatışmaya yol açtı. Ayrıca Türkiye de Somali’de Mogadişu’da stratejik bir noktada üsse sahiptir. Yine İsrail İran’a yeni saldırı hazırlığındadır. Üçüncü fay hattı ABD’nin Venezüela’ya hava saldırısı ile harekete geçmiştir. Son güvenlik belgesinde ABD, Monroe doktrinine geri dönerek Latin Amerika’yı kendi dokunulmaz çıkar alanı olarak gördüğünü ilan etmişti. Venezüela hem Chavez geleneğini sürdüren yönetimiyle hem de büyük petrol kaynaklarıyla ABD için çözülmesi gereken sorun olarak görülüyordu. Son saldırılar aynı zamanda Latin Amerika’da artan Çin ve Rusya etkisine karşı atılmış adımlardır. Latin dünyası çok canlı ve karmaşık süreçlerden geçiyor. Son ABD saldırıları bakalım neleri harekete geçirecek.









