Yeni 27 Şubat açıklaması öncekinden doğal olarak farklıdır. İlk açıklamada Kürt Özgürlük Hareketi’nin atması gereken adımlar açıklanmıştı; ikinci basamakta bu yapılanlardan sonra nasıl bir yol izleneceği tanımlanmaya çalışılıyor. Dolayısıyla son açıklama ağırlıklı olarak devlete yapılan bir çağrı konumundadır; aynı zamanda yeni basamağın niteliğini genel kamuoyuna bir kez daha açıklama amacı taşımaktadır.
Önümüzdeki dönem “demokratik siyaset ve entegrasyona geçiş” olarak tanımlanıyor. Bu kavramların içeriği Öcalan tarafından defalarca açıklanmıştır. Bunların fiiliyata geçmesinin hazırlanmış kanunların kesinleşmesi ve uygulamaya geçmesi biçiminde olmayacağı bellidir. İçerikleri ve kanunlaşmaları “demokratik siyaset” döneminde yaşanacak siyasi mücadelelerle olabileceği öngörülüyor.
“Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır.” (Açıklama)
Bu ifade genel politik ortama yapılmış bir çağrıdır. Sorunun bundan sonraki adımlarında “dar siyasi çıkarlara göre” hareket edilmeyeceğinin bir teminatı yoktur. “Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur.” (a.y.)
“Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.” (a.y.)
Yeni basamakta kilit nokta tam da burada duruyor. “Devlet demokratik dönüşüme” ne ölçüde duyarlı olacaktır?
“Dar siyasi çıkarların” genellikle ön önde olduğu bu ülkede, uzun yılları kapsayan ancak özellikle son yıllarda zirveye tırmanan “hukuk yokluğu”, yürütülecek demokratik mücadele için en büyük handikap olarak durmaktadır.
Son çağrı yeni bir basamağa çıkmanın önünde bazı önemli engeller görmektedir. Birisi sürecin “dar siyasi çıkarlara” kurban edilme riskinin olmasıdır. Bir diğeri sürecin içinde yaşandığı ortamda “demokratik bir hukuk yokluğudur.”
Cumhur ittifakının aynı zamanda iktidarda kalabilme sorunu olduğu için, sürecin “dar siyasi çıkarlara” kurban edilme riski güçlü bir şekilde vardır. Bu sadece cumhur ittifakı için değil, ortamdaki her siyasi parti için de belli ölçülerde geçerli bir sorundur. Zorunlu olarak siyasi taktik tuzaklarla yüklü bir dönemin içinden geçilerek yürünecektir.
Diğer konu “demokratik bir hukukun yokluğudur.” Bu konuda hukukun keyfileştirilmesi ağırlıklı olarak iktidar tarafından yürütülmektedir. Hemen bütün muhaliflere, basın mensuplarına, siyasi partilere ve pek çok sosyal medya kullanıcısına kadar hukukun keyfiliği ulaşmaktadır.
“Demokratik siyaset ve entegrasyon basamağı” esas olarak bir demokrasi mücadelesi olarak yaşanacaktır. İttifak yelpazesini mümkün olduğu ölçüde büyütmek, toplumdaki her türlü meşru tepkiyi örgütlemek sürecin en önemli görevlerindendir.
İktidar bugüne kadar yaptığı gibi “demokratik siyaset” basamağında da soruna “güvenlik” ve “terör” sorunu olarak bakmaya devam ederse bu sürecin içinden olumlu gelişmelerin çıkması çok zordur. Bu engel ve sorunlarla yüklü yolda demokratik siyaset saflarını genişletmenin, yeni basamağın çıkılmasında en önemli role sahip olacağı tüm dünya deneylerinde defalarca kanıtlanmıştır. Neden bir kere de bu topraklarda kanıtlanmasın!









