Önderliğin perspektifinde Kürtler ile devlet arasında yeni bir güç dengesi geliştirmek değil. Halkların özgünlükleriyle birlikte ve eşit olarak bir arada yaşayacakları demokratik siyasetin kurumsallaşmasının önünü açmaktır
Ali Kalik
Bir alanda siyasi irade geri çekildiğinde ya da işlevsiz kaldığında, o alan boş kalmaz; mutlaka başka güç ya da güçler tarafında doldurulur. Siyasal tarihin en temel kriterlerinden biri de budur. Çünkü siyaset sadece parlamentoda yapılan konuşmalardan, seçimlerden ya da bürokrasinin aldığı kararlardan ibaret değildir. Siyaset, öz itibarıyla toplumun kendi geleceği ile ilgili alınan kararlar hakkında söz, karar ve irade sahibi olma mücadelesidir. Bugün Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan kaosun ana nedeni siyasette yaşanan boşluktur.
Kürt sorunu başta olmak üzere yaşanan anti demokratik sorunlar çözülmediği için kaotik süreçten yararlanan norm dışı güçler siyasi anlayışlarını güçlendirmekte. Demokratik çözüm iradesinin zayıfladığı anda güvenlikçi siyaset güçlenmekte; toplumsal siyasetin gerilediği yerde devletçi akıl ve çeteci zihniyet belirleyici hale gelmekte. Halkların kendini ifade edeceği zemin ortada kalkınca onların adına söz kuranlara fırsat doğar.
Bu nedenle mesele sadece “siyaset yapılıyor mu, yapılmıyor mu?” sorusu değildir. Asıl soru demokrasiden uzaklaşan siyasi alanı, kimler ve hangi zihniyet işgal ediyor. Toplumsal sorunlara çözüm üretiyor mu, ağırlaştırıyor mu? Çünkü boşluk kendiliğinde oluşmaz. Siyasal boşluk çoğu zaman bir sonuç olarak ortaya çıkar. Toplumun örgütlü gücünün zayıflaması, demokratik kanalların kapanması, temsil mekanizmalarının işlevsizleşmesi ve halkların kendi geleceğine dair söz kurmaktan uzaklaşması. Siyasi alanın norm dışı güçlerin müdahalesine açık durma gelmesine yol açar.
Tam da bu noktada savaştan beslenen güvenlikçi zihniyet devreye girer. Güvenlikçi siyaset, toplumsal sorunları sürekli güvenlik sorunu olarak ele alıp öyle yaklaşmıştır. Kürt sorununda onlarca yıldır yaşanan temel çıkmazlardan biri de budur. Bir halkın kimliği, dili, kültürü, demokratik talebi ve eşit yurttaşlık isteği siyasal bir mesele olarak ele almayan zihniyet, sorunu güvenlik bürokrasisine havale eder. Oysa siyaset dışına itilen hiçbir toplumsal sorun ortada kalkmaz, bastırılan hiçbir talep yok olmaz, sadece farklı şekillerde ve zamanlarda ortaya çıkma gibi bir hakikate sahiptir.
Kürt sorunun çözümünde demokratik siyasetin güçlendirilmesi yalnızca Kürtlerin değil Türkiye halklarının demokratik geleceği açısında da belirleyici bir rol oynar. Kürt sorunun çözümü konusunda temel hakikatlerden biri artık görmezden gelinemeyecek kadar açıktır. Güvelik politikalarıyla çözülmediği herkes tarafında görülmüştür. Çünkü Kürt sorunu bir güvenlik meselesi değildir. Tarihsel, toplumsal, kültürel ve siyasal boyutları olan bir sorundur. Dolayısıyla çözümü de demokratik siyaset kanallarının önü açılarak sağlanabilir.
Önderliğin uzun yıllardır büyük bir yoğunlaşma ve emek ile geliştirdiği demokratik ulus çözüm perspektifi burada önem kazanmakta. Önderliğin perspektifinde Kürtler ile devlet arasında yeni bir güç dengesi geliştirmek değil. Halkların özgünlükleriyle birlikte ve eşit olarak bir arada yaşayacakları demokratik siyasetin kurumsallaşmasının önünü açmaktır.
Demokratik modernite, demokratik ulus, kadın özgürlüğü, ekolojik toplum ve komünal yaşam perspektifi sadece teorik bir yaklaşım değildir. Ulus-devlet zihniyetinin yarattığı toplumsal sorunlara karşı geliştirilen toplumsal örgütlenme ve birlikte yaşama perspektifidir. Bu perspektif siyaset dışına itilen toplumu tekrar demokratik siyasetin öznesi haline getirme mücadelesidir aynı zamanda.
Eski siyaset dil ve üslubuyla demokratik çözüm süreci yürütülemez. Yeni süreç kendi dilini ve siyasi aklını yaratması bir zorunluluktur. Bu siyasi akıl, Kürt sorununu bir “güvenlik dosyası” olarak değil, demokratik çözüm perspektifiyle ele almalı. Kürtleri ve Türkleri birbiri ile karşıtlaştıran ırkçı zihniyeti aşacak olan ortak ve eşit olarak birlikte yaşama zihniyetini geliştirecek siyasal bir akla ihtiyaç vardır.
Bunun için toplum yaşamının her alanında söz söyleyeceği, örgütlüğü geliştirecek, demokratik çözüm iradesini güçlendirecek ve siyaseti halkların ortak yaşamını kurma gücüne dönüştürecek zihniyeti geliştirmek için mücadele etmek oldukça önem kazanmakta. Bu da halkların kendi geleceklerini demokratik siyasetle inşa edeceklerine olan inancı güçlendirir. Çünkü siyasetin asli unsuru olan halkların, siyasetin aracı haline getirilen toplum değil; kendi yaşamı hakkında söz ve karar gücü olan toplumun kendisidir.








