Her şey yeniden şekillenirken, DEM Partimizi de kendi amaçlarına uygun biçimde yeniden yapılandırmalıyız. Bu yönüyle kongre, yalnızca bir olağan kongre değil; aynı zamanda yeni bir başlangıcın ve yeni bir siyasal eşiğin ifadesidir
DEM Parti ve bileşenleri olarak, barış mücadelesi ile demokrasi mücadelesinin tarihsel olarak kesiştiği bir siyasal iklimi, özellikle pratik siyaset alanında yönetmeliyiz. Yeniden yapılanma sürecinin en güncel başlıklarından biri de budur
Üçüncü yol mücadelemiz, bir yandan Kürt meselesini, Kürt Hareketi’nin tarihsel birikiminden kopararak ‘çözmeye’ çalışan yaklaşımlara karşı dururken, diğer yandan rejimin antidemokratik uygulamalarına da karşı durmayı gerektirir
Cengiz Çiçek*
DEM Parti, eylül ayında kongreye gidiyor. Bu kongre, olağan dönemlerin ötesinde bir siyasal zeminde gerçekleştirilecek. Türkiye’nin hemen her siyasal gündemi; yeni kutuplaşmaların, yeni yarılmaların, yeni yönelimlerin ve yeni mücadele zeminlerinin ortaya çıktığı bir döneme işaret ediyor.
Küresel kapitalizmin krizi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan emperyalist savaş ortamında, İkinci Dünya Savaşı sonrasına dayalı uluslararası hukuk nizamı başta olmak üzere yerleşik olan birçok şeyin aşınmaya yüz tuttuğunu deneyimliyoruz. İran-ABD/İsrail savaşında da görüldüğü üzere yeni düzen arayışında tek belirleyenin hegemonik devletler olmadığı, neredeyse her bölgesel ulus-devletin de kendi oyun alanını kurduğu, tek kutuplu çok merkezli bir belirsizlik çağından geçiyoruz. Sadece ülkemizde değil tüm bölge ve küresel düzlemde ezilen, emekçi halkların kaderlerinin her zamankinden daha fazla birbirine bağlandığı bu tarihsel eşikteyiz. Böylesi bir zaman diliminde, partimizi-birleşik mücadelemizi, dönemin enternasyonalinin önemli bir paydaşı olarak görmek ve yeni dönem tartışmalarını bu ufukla ele almak, önemli bir sıçrama zemini yaratacaktır.
Bu nedenle kongre, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt arayan bir buluşma değil; aynı zamanda yakın geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin temel yönelimleri belirleyecek tarihsel bir süreç ve eşik niteliği taşıyor. Bu niteliği, ona yalnızca mevcut sorunlara değil, önümüzdeki dönemin siyasal ve örgütsel ihtiyaçlarına da cevap üretme sorumluluğu yüklüyor.
Yeni bir başlangıç
Kürdistan ve Türkiye halklarının bugüne kadar ortaya çıkardığı ezilenlerin tarihsel ittifakının en ileri siyasal ifadesi olma iddiasındaki bir partinin kongresi olması da beklentileri büyütüyor. İçinden geçtiğimiz olağanüstü siyasal iklim, kongrenin de bu dönemin ihtiyaçlarına uygun bir yeniden kuruluş perspektifiyle ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Her şey yeniden şekillenirken, DEM Partimizi de kendi amaçlarına uygun biçimde yeniden yapılandırmalıyız. Bu yönüyle kongre, yalnızca bir olağan kongre değil; aynı zamanda yeni bir başlangıcın ve yeni bir siyasal eşiğin ifadesidir.
Kongre sürecini, HDK ve HDP’den devralınan siyasal mirasın doğal bir gereği olarak, tüm yönetim kademeleri, bileşenler ve etkileşim içinde olunan siyasal-toplumsal öznelerle yürütülecek tartışmalar, konferanslar ve ortak değerlendirmeler eşliğinde ele almalıyız. Tüzük ve program değişiklikleri de dâhil olmak üzere bu süreci, kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci olarak değerlendirmeliyiz.
Yeni döneme ilişkin tartışmaları yalnızca DEM Parti’nin mevcut kurulları ve yöneticileriyle sınırlı, içe kapanmış bir zemine hapsetmek, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri olacaktır.
Çünkü söz konusu olan, askıda duran, boşlukta salınan bir yapı değildir; kendisini Kürdistan ve Türkiye ezilenlerinin tarihsel ittifakı olarak tanımlayan ve stratejik hedefi demokratik halk yönetimi olan bir siyasal mücadele aracıdır.
İki temel aks
DEM Parti, Kürt meselesinin demokratik çözümünü programına alan ve bunun siyasal savunuculuğunu üstlenen bir partidir. Bu nedenle, kimi dönemlerde Kürt meselesinin ele alınış biçiminin ve aldığı konjonktürel durumun yarattığı gerilimlerin tam merkezinde yer alması da kaçınılmazdır.
Hele hele son iki yılda barış mücadelesi ve demokrasi mücadelesi arasındaki ilişkiye dair alevlenen tartışmalar, bu gerilimlere dair başlıca örneklerdendir. “Kürt meselesinin barışçıl ve toplumsal çözümü demokratikleşme mücadelesine, demokrasi mücadelesinin yükselmesi de Kürt meselesinin demokratik çözümüne hizmet eder” tespiti, teorik olarak doğru olsa da pratik siyasette aynı kolaylıkla karşılığını bulamamaktadır.
Eylül ayında gerçekleştirilecek kongre vesilesiyle yürütülecek yeniden yapılanma tartışmalarında bu iki temel sorumluluğu birlikte ele almak zorundayız. Bir yandan barış ve demokratik toplum sürecinin ihtiyaçlarını, diğer yandan ise iktidarın demokratik siyasete, emeğe, doğaya, yaşam tarzlarına ve toplumsal muhalefete yönelik baskıları karşısında demokrasi mücadelesini büyütme görevini, birleştiren bir siyasal ve örgütsel hat oluşturmalıyız.
Mücadelesinin diyalektiği
Daha yalın bir ifadeyle; DEM Parti ve bileşenleri olarak, barış mücadelesi ile demokrasi mücadelesinin tarihsel olarak kesiştiği ve aynı anda yükseldiği bir siyasal iklimi, özellikle pratik siyaset alanında yönetmeliyiz.
“Hükümet ve devletle bir diyalog süreci yürütülüyor; demokrasi mücadelesini bu sürecin sonrasına bırakalım” denilemeyeceği gibi, “İktidara karşı demokrasi mücadelesi önceliklidir; Kürt meselesi daha sonra ele alınmalıdır” yaklaşımı da doğru değildir.
Dolayısıyla temel mesele, barış ve demokrasi mücadelelerinin, birbirinin alternatifi olarak değil; aynı anda yürüyen, birbirini besleyen ve güçlendiren bir diyalektik içinde nasıl örgütleneceğinin ortaya konulmasıdır. Yeniden yapılanma sürecinin en güncel, en kritik ve çözüm bekleyen tartışma başlıklarından biri de budur.
DEM Parti ne Kürt meselesinin barışçıl çözümü mücadelesinden geri durabilir ne de Cumhuriyet’in demokratikleşmesi mücadelesinden uzaklaşabilir. Bu iki mücadele alanı, birbirinden bağımsız değil; iç içe geçmiş, birbirini besleyen ve birlikte ilerlemesi gereken temel siyasal sorumluluklardır.
Sorun, bu yaklaşımın teorik doğruluğunda değil; bunun pratik siyasette hangi araçlar, yöntemler ve örgütsel biçimlerle hayata geçirileceğindedir.
Bu nedenle yeniden yapılanma tartışmalarını, bu alanda daha güçlü siyasal söylemler, daha etkili örgütsel modeller ve daha sonuç alıcı eylem biçimleri üretme sorumluluğuyla ele almalıyız.
Güven kaybına dikkat
Ne kadar doğru olup olmadığından bağımsız olarak kabul etmek gerekir ki, Kürt siyasal hareketini ve DEM Parti’yi demokrasi mücadelesiyle arasına mesafe koymakla eleştiren yaklaşımlar, küçümsenmeyecek ölçüde yaygınlaşmış durumdadır.
Burada esas mesele, egemen ulusçu ideolojik çevrelerin eleştirileri değildir. Asıl dikkat edilmesi gereken, bu algının rejim karşıtı toplumsal kesimler içinde de belirli ölçülerde yaygınlık kazanmış olmasıdır.
Özellikle son yıllarda toplumsal muhalefet içinde üstlendiği rol sayesinde yalnızca kendi seçmeninde değil, daha önce DEM Parti’ye oy vermemiş kesimlerde de güven, itibar ve sempati kazanan siyasal gelenek, uzun yıllardan sonra ilk kez bu çevrelerde belirgin bir irtifa kaybı yaşamaktadır.
Bu nedenle, üçüncü yol/kutup siyasetinin toplumsal olarak genişleyebileceği kesimlerde ortaya çıkan güvensizlik ve olumsuz algıları, yeni dönemin siyasal hedefleri açısından soğukkanlı ve çözüm üretici bir yaklaşımla ele almalıyız.
Demokratik Cumhuriyet Bloğu
DEM Parti’nin yeniden yapılanmasını, yalnızca örgütsel bir düzenleme olarak değil; HDK ve HDP programlarında stratejik hedef olarak tanımlanan demokratik halk iktidarı perspektifinin günümüz koşullarında yeniden üretilmesi olarak görmeliyiz.
Demokratik halk iktidarına giden yolun; halkın kendi örgütlü kanallarını kurduğu, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü doğrudan kullandığı meclisler, komünler ve toplumsal örgütlenmelerden geçtiği gerçeği yeniden kuruluşun temel dayanaklarından birisidir.
Bu stratejik hedef doğrultusunda, önemli bir eşik olan demokratik cumhuriyet hedefi için güçlü bir demokratik cumhuriyet bloğu ya da koalisyonu oluşturmak, yeniden yapılanma sürecinin temel siyasal görevlerinden biridir.
Peki bu blok hangi siyasal hatta karşı kurulacaktır?
Elbette temel hedef, Cumhuriyet’in demokratik dönüşümüdür. Ancak stratejik hedefler, güncel siyasal karşılıkları ortaya konulmadığında soyutlaşır ve siyasal etkisini yitirir.
Bugünün Türkiye’sinde demokratik cumhuriyet koalisyonunun karşısında duracağı temel siyasal güç; demokratik siyaseti yargı yoluyla dizayn etmeye çalışan, sermaye merkezli politikalarla emekçileri, doğayı ve toplumu nefessiz bırakan iktidar blokudur.
Dolayısıyla demokratik cumhuriyet koalisyonunun siyasal yönelimi, esas olarak iktidara dönüktür. Şüphesiz bu durum, sistem içi muhalefetle ideolojik ayrımların ortadan kalkacağı ya da ona eklemleneceği anlamına gelmez.
Üçüncü kutbun reorganizasyonu
Üçüncü yol mücadelemiz, her siyasal konjonktürde egemen iki blok karşısında eşit mesafede duran donuk ve değişmez bir pozisyon değildir. Tersine, somut siyasal koşulları dikkate alan, demokratik mücadeleyi büyütmeyi hedefleyen ve pozisyonunu ona göre belirleyen dinamik bir siyasal hattı ifade eder.
Bugün, ana muhalefetin müesses nizamın sınırları içine çekilmesi yönündeki girişimler karşısında; kendi tarihsel seyri içinde sola, Kürt meselesine ve demokratik değerlere yaklaşmış ya da yaklaşmak zorunda bırakılmış CHP’nin ve özellikle de etrafında kümelenen demokrasiye açık kesimlerin demokratik toplum güçleri açısından bu hatta tutunmasını sağlamak da önemli siyasal görevlerden biridir.
Dolayısıyla üçüncü yol mücadelemiz, bir yandan Kürt meselesini, Kürt Hareketi’nin tarihsel birikiminden ve değerlerinden kopararak “çözmeye” çalışan yaklaşımlara karşı dururken, diğer yandan rejime itiraz eden toplumsal ve siyasal kesimlerin tasfiyesine yönelik antidemokratik uygulamalara da karşı durmayı gerektirir.
Dem Parti’nin süreci, Kürt meselesini silahlı çatışma zemininden siyasal mücadele zeminine taşımayı demokratik mücadele için kritik bir halka olarak görmesi ve bu görevi yüklenmesiyle iktidarın anti-demokratik yönelim ve uygulamalarına karşı genel olarak demokrasi mücadelesinin açık ve aktif öznesi olarak rol oynamaya dönük çabası, birbiri ile çelişkili değildir. Bilakis birbirini güçlendiren iki siyasal yönelimdir.
Ayrıca, Kürt meselesinin şiddet zemininden siyasal zemine taşınması çabası, iktidar ile DEM Parti arasında “siyasal ateşkes” bulunduğu anlamına gelmez. Tersine, şiddetin devre dışı bırakılmasına paralel olarak siyasal mücadelenin temel mücadele zemini olarak geliştirilip güçlendirilmesini gerektirir. Aksi durum, siyasi olarak yanlış olmanın yanı sıra Dem Parti’yi yapısal ve paradigmal olarak karşıtı olarak konumlandığı, değiştirme iddiasıyla hareket ettiği düzen siyasetine yaklaştıracağı için mümkün değildir.
Kongremiz, bu gerilimi çözmeye, içine girdiğimiz yeniden yapılanma sürecini, bu bakımlardan da kolektif aklın rehberliğinde güçlü yanıtlar, kararlar ve pratikler üreten bir zemine dönüştürmeye vesile olmalıdır.
* DEM Parti İstanbul Milletvekili
Yarın: Yeniden yapılanmanın örgütsel zemini








