ABD ve İran arasındaki ateşkesin ‘yeni bir savaşa hazırlık’ olduğunu söyleyen YRK Komutanlığı üyesi Şoreş Alan, ‘Kürtler olmadan yeni İran kurulamaz. Gelecek yüzyılda özgürce yaşamak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Bu nedenle her Kürt bireyi kendisini gelecek aşamaya iyi hazırlamalı ve örgütlenmelidir‘ dedi
ABD-İsrail ve İran arasında devam eden savaş ile Kürtlerin bu savaşta durduğu pozisyona dair hazırladığımız dosya haberimizin üçüncü bölümünü, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) askeri kanadının hazırlıkları ve çözüm önerilerine ayırdık. PJAK’ın askeri kanadı olan HPJ ve YRK’nin komutanlarına göre, Ortadoğu çok daha büyük bir savaşın eşiğinde.
Yekîneyên Parastina Rojhilatê Kurdistan (YRK) Komutanlığı üyesi Şoreş Alan, ABD-İran arasındaki kırılgan müzakere tartışmalarının “yeni bir savaşa hazırlık” olduğunu söyledi. Şoreş Alan, kendi güçlerini de bu kapsamda hazırladıklarını ifade etti.
- “3. Dünya Savaşı” olarak değerlendirilen ABD-İsrail ve İran savaşının Ortadoğu’daki dengeleri değiştireceği belirtiliyor. Hegemon güçlerin hedefleri neler, bu savaşta hangi güç neyi hedefliyor?
ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş yeni başlamış bir savaş değil. Kısa sürede bitecek bir savaş da değil. İran İslam Cumhuriyeti’nin 47 yıl önceki kuruluşundan bu yana devam eden bir savaş. Çatışma aşamasına ulaşan bu savaş, şiddetli ve kriz dolu bir şekilde yürütülmektedir. Bugün yaşanan savaş son 47 yılın bir sonucudur. ABD ve İsrail, sistemi kendi arzularına göre değiştirmeyi gerekli gördüler. Bu sadece, Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere ve Fransa öncülüğünde oluşturulan İran sistemini değiştirmek için değil; genel sistemi değiştirmek istedikleri içindir. O zamandan bu yana Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı merkezli enerji kaynakları üzerinden savaş yürütülmektedir. Bu nedenle bu bir iktidar savaşıdır.
Önümüzdeki 100 yıl içinde egemenliği ele geçirmek ve çıkarlarını büyütmek isteyen farklı güçlerin çıkar savaşıdır. Bölgemiz, tüm dünyayı doyurma potansiyeline sahip stratejik ve jeopolitik bir bölgedir. Dolayısıyla bugünkü savaş zirve noktasına ulaşmıştır. Yeni bir sistem inşa edilmek isteniyor. Enerji çıkarları savaşı veriliyor. Bu savaşın bölgeye hakim olmak isteyen güçlerin savaşı olduğunu söyleyebiliriz.
- 12 gün devam eden savaş bunun bir ön adımı mıydı?
Geçtiğimiz yıl İsrail ve İran 12 günlük bir savaş yürüttü. Amerika Birleşik Devletleri son gün savaşa dahil oldu. Aslında ABD ilk günden beri işin içindeydi ancak son gün resmi olarak katıldı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcıydı. Bu kez de 40 gün sürdü ancak gerçekte bu savaş bu şekilde sona ermez. İran, komuta, askeri, ideolojik ve siyasi yönetim açısından büyük bir darbe aldı. Dini lider öldürüldü. Genelkurmay başkanı da dahil olmak üzere en üst düzey askeri ve siyasi yetkililer öldürüldü. İktidarda sadece tek bir yönetim kaldı. Bu yönetim kimdir? Sistemi bugüne kadar esas olarak yürüten yapıdır. İran öyle bir sistemdir ki; herkes eğer yönetim devrilirse, yani Hamaney öldürülürse İran’ın çökeceğini düşünüyordu. Bir yönden bu yanlıştı. İran’ın ideolojik bir sisteme, bir temele ve idari bir yapıya sahip olduğunu, bu yapının devam ettiğini anlamadılar.
- Bu savaşta öne çıkan en önemli nokta halkların tutumuydu. Uzun yıllardır rejime karşı mücadele veren halklar, dış müdahaleye destek vermedi. Halkların bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce halklar bu süreçte dönüşümü sağlayabilecek bir güç olmayı başarabildi mi?
İran’daki muhalif güçler, hem içeride hem dışarıda İran rejimine karşı bir güç olmayı başaramadılar. İran halkı, İslam Cumhuriyeti’ne ne kadar karşıysa, dış müdahalelere de o kadar karşıdır. Bu genel olarak bir Ortadoğu kültürüdür. Bu kültür direnir. İran’da savaşan güç, kısmen bu kültürden gelir. 2 bin 500 yıllık medeniyet referansları olsa da gerçekte bundan çok daha eskidir. İran halkları güçlü bir toplumsal güce ve güçlü bir tarihsel tecrübeye sahiptir. Tüm bunlardan ders çıkarmıştır; bu yüzden halk merkezi hükümeti kabul etmiyor ve bir alternatif sunuyor. Halk her birkaç yılda bir güçlü ayaklanmalar yapmış olsa da, 2022-2023 yıllarındaki ‘jin, jiyan, azadî’ isyanı eşsizdi ve dünyayı sarstı. ‘Jin, jiyan, azadî’nin yükselişi İran’ın, Ortadoğu’nun ve dünyanın çehresini değiştirdi. Bu, kadınlar tarafından yönetilen bir devrim dönemiydi. İranlı ulusların; Kürt, Beluç, Türkmen, Azeri, Arap ve diğer tüm ulusların kadınlarının ve gençlerinin manevi gücü yüksektir. İlk sosyalizm İran’da hala canlıdır. Diğer hiçbir ülkenin aksine toplum mücadelesini sürdürüyor. Devleti kabul etmiyor ama aynı zamanda dış müdahaleyi de kabul etmiyor.
- ABD ile İran arasında devam eden bir süreç var. Bu müzakere süreci başarıya ulaşır mı?
İran, bir anlaşma veya müzakere gelişecekse ABD ve İsrail’in şartlarını yerine getirmek zorundadır. Ancak sistem (İran) teslimiyeti kolayca kabul etmez. Müzakere ettikleri maddeler üzerinde hala anlaşmış değiller. Fikir ayrılıkları var, bu yüzden bu durum yeni bir savaş aşamasına hazırlık olabilir. ‘Ateşkes’ denilen aşama, yeni bir savaşa hazırlık içindir. Kuşkusuz ABD ve İsrail’in ateşkese ihtiyacı vardı çünkü sonuç alamadılar. İran’ın da toparlanmaya ihtiyacı vardı ve aslında çeşitli bahanelerle ateşkesi uzatıyor. Tüm bunlar daha kapsamlı ve daha şiddetli bir savaş için hazırlıktır. Bu yüzden herkes kendini buna göre hazırlamak istiyor.
- Bu savaşa karşı siz hangi noktada duruyorsunuz?
Ortadoğu’da yaşayan halklar hiçbir savaşın başarıya ulaşmadığını gördü. Bölgedeki savaş her şeyden önce halkların çıkarına değildir; bu yüzden biz hattımızı belirledik. Biz demokratik bir toplum ve halkların savunulması temelinde üçüncü mücadele hattıyız. Bu nedenle savaşın yanında değil, karşısında olduk. Önder Apo’nun (Abdullah Öcalan) 1993’ten beri üzerinde ısrar ettiği felsefesine göre; Ortadoğu sorununun tek çözüm yolu barış ve demokratik toplum temelidir. Biz bu yaklaşımda ısrar ediyoruz ve hâlâ bu savaşın sonuçsuz olduğuna inanıyoruz.
Kürtler artık savunmasız değildir. Birinci Dünya Savaşı’ndaki karar, Türkiye ve diğer devletlerin kurulmasıydı. Küçük veya zayıf olsa da bugün bir güvenlik gücü mevcuttur. Bu, Kürt halkı içinde güvenlik güçlerine dair bir bilinç oluştuğu anlamına gelir. Bu Kürtler için önemlidir. Kürtler bugün siyasi karar verme iradesine de sahiptir. Kürtler, Birinci Dünya Savaşı dönemindeki gibi değildir. Kürtlerin durumu isyan aşamasını geçmiş, siyasi bir karar ve irade aşamasına gelmiştir. Bu anlamda PJAK olarak biz de siyasi bir iradeye sahibiz. Bu irade, Kürt halkının genel iradesinin bir parçasıdır. Bu yüzden her karar halkın yararına olmalıdır. Birçok parti Kürtleri savaşa teşvik etmeye çalıştı. Kürtlerin savaşa katılması için hangi garantiler var? Neden savaşmalıyız? Kimin çıkarları için savaşmalıyız? Biz kendi savaş felsefemize, yani Sayın Öcalan’ın düşünceleri çerçevesindeki ‘meşru savunma’ kararı aldık. Bu çerçevede, tüm dünya bize karşı savaşsa bile kendimizi savunuruz; dünyayı fethedecek gücümüz olsa bile kimseye saldırmayız. Kendimizi Kürt halkının savunma gücü olarak tanımladık. Partimizin siyasi iradesine ve Kürt halkının çıkarlarına göre kararlar alıyoruz ve mücadele alanında pratik bir gücümüz var.
- İran’da nasıl bir sistem ve güce sahipsiniz? Halka yönelik bir saldırı olması halinde harekete geçeceğinize dair açıklamalarınız oldu. İşaret ettiğiniz “saldırı” ile hangi sınırı tanımlıyorsunuz?
YRK ve HPJ’yi Rojhilat’ın her yerine yaymış durumdayız. Ayrıca Rojhilat’ta 20 yılı aşkın bir gerilla tecrübemiz var. Aras Nehri kıyılarından Loristan’a kadar tüm Rojhilat dağlarını gezdik. Doğu Savunma Güçleri olarak, halkımıza yönelik saldırı olan her yerde onları savunmaya hazırız. Ancak bunu kendi kararımızla yapacağımızı söylüyoruz. Siyasi irademize ve Kürt halkının gelecekteki çıkarlarına göre karar vereceğiz. Kürt halkının geleceğinin nasıl olacağını bilmek zorundayız ve buna göre gerekeni yapmaya hazırız. Başkasının istediğini değil, kendi kararlarımızı uygularız. Kimse bizi istemediğimiz bir şeye zorlayamaz.
Bildiğiniz gibi tüm dünya medyası Kürtlerin sınır ötesinde müdahaleye hazır olduğundan bahsetti. Kürtler neden bir ülkenin sınırını geçmek zorunda olsun? Güçlerimiz İran’ın doğu sınırlarında zaten bulunuyor. Biz dijital medyadan değil, gerçeklikten bahsediyoruz; biz oralarda varız. Bu konuda tecrübemiz var. Rojhilat halkı, nasıl ve nerede örgütleneceği konusunda bir bilince sahiptir. Bu sadece Rojhilat için geçerli değil; nerede bir sorun olduysa Rojhilat halkı orada hazırdı. Biz halkımızı iyi tanıyoruz. Halkımızın örgütlülük düzeyini biliyoruz. Ayrıca devrimin ulusların eseri olduğuna inanıyoruz.
Halkımız, ne zaman savunmaya ihtiyaç duyulacağını bilecek ve ne zaman kendisini savunacağına karar verecek bir noktaya gelmiştir. Her saldırıya uğradığında kendisini savunmaya hazırdır. Gücümüzün az ya da çok olması değil, halkın bilinci önemlidir. Biz halkın bilincine güveniyoruz. Kürt halkının bilinci, ne zaman hangi kararı vereceğini anlayan bir bilinçtir; ancak siyasi kararlar kritiktir. Biz siyasi kararlarımıza göre hareket ediyoruz, buna karşılık halk da ne yapacağına karar verecek düzeydedir. Kürdistan’daki bölge savaşı deneyimi, halkımızı nasıl daha iyi ve düzenli koruyacağımızı bize öğretti. Günümüz savaş bilimini biliyoruz. Sürekli eğitim halinde olan bir gücüz. Çalışıyoruz ve alan mücadelesi için hazırız.
- Kürtler, birçok farklı halkla birlikte yaşıyor. “Savunma” tutumunuz diğer halklar için de geçerli mi?
Elbette. Ayrım gözetmeksizin hepsini savunmaya hazırız. Aynı zamanda, talep ettikleri her yerde İran halkını da savunmaya hazırız. Onlara kendilerini nasıl savunacaklarına dair fikirler verebiliriz. Bir gerçek var ki; biz her ne kadar halkı savunsak da halk ancak kendi kendisini savunabilir. Bu yüzden devrim ulusların eseridir diyoruz. Halk bizzat bu devrimde yerini almalı ve buna hazırlanmalıdır. Başta da belirttiğim gibi savaş olacak ve sert geçecek. Kürtler bu savaşa girmek zorunda olmasa da aslında tam ortasındalar. Örneğin Başûr savaşa katılmadı ama Erbil, Duhok ve Süleymaniye gibi şehirlere yüzlerce füze ve drone saldırısı yapıldı. Ne Güney’in egemen gücü savaş kararı aldı ne de halk bu savaşa dahil oldu. Ancak katılsanız da katılmasanız da saldırı altındasınız. Güçlü teknolojiye sahip iki güç arasında savaşıyorsunuz. Bizim bir halkımız var; örgütlü ve bilinçli bir halk. Bu yüzden halkımız her bakımdan kendisini çetin bir savaşa hazırlamalıdır.
- Sözlerinizden yeni bir savaşın kapıda olduğu anlaşılıyor. Kürtlerin bu duruma karşı “hazırlık” yapması neden önemli?
Halkımıza ev ev, sokak sokak, köy köy, şehir şehir hazır olması çağrısını yapıyoruz. Bunun için kendilerini hazırlamalılar, farklı hazırlıklar yapmalılar. Bu, birileri için tehdit olduğumuz anlamına gelmez. Kürt halkı olarak kimseyi tehdit etmedik ama komşularımız güç açısından akılcı güçler değil. Bu devletler her zaman Kürtlerin boyun eğmesini istedi. Ama Kürtler asla kimseye boyun eğmedi. Her güç bunu bilmelidir: Kürtler savunmasız kalmayacaktır. Savunmalarını hiçbir güce emanet etmeyecekler. Her canlı, korunmazsa yok olur. Bu nedenle Kürt varlığı tehlike altındaydı; soykırım ve katliamlarla yüz yüze kaldı. Bu yüzden her yönden savunmaya ihtiyacı var. Biz bu savunma görevini başka bir güce devretmeyeceğiz. Halkımızın hazırlıklarını yaptığına ve yapmaya devam ettiğine inanıyoruz.
- Rejimin demokratikleşmesi durumunda sıraladığınız ihtimaller gerçekleşir mi? Siz nasıl bir İran’ın olması gerektiğine inanıyorsunuz?
Biz 2011’den bugüne kadar ateşkes ve eylemsizlik halindeydik. Rejimin sadece biz Kürtlerle değil, diğer uluslarla da ilişkilerini düzeltmesi ve kendini değiştirmesi için fırsatı vardı. Ekonomik durum, ifade özgürlüğü, eğitim ve savunma gibi alanlarda iyileştirme yapabilirdi ama elindeki imkanları kullanmadı. Bugün çöküş sürecinde olan bir rejimin değişebileceğine ve çözüm adımları atabileceğine artık inanmıyoruz. 2025 yılındaki 12 günlük savaştan önce bile İran’ın demokratik değişiklikler yapma fırsatı vardı. Bu nedenle artık İran için çok geç olduğuna inanıyoruz. Ancak yeni İran yönetimini devralmak ve ülkede yer edinmek isteyenler bilmelidir ki; Kürtler olmadan, diğer ulusların yeri doldurulmadan ‘yeni İran’ kurulamaz.
Yeni İran, tüm ulusların katılımıyla ve demokrasi temelinde yükselmelidir. Bu yapı, merkeziyetçi bir yönetim değil, demokratik bir yönetim çerçevesinde olmalıdır. Yani tüm yetkiler tek bir merkezde toplanmamalıdır. Halk artık bunu kabul etmiyor. Bu bağlamda Kürt siyasi iradesi tanınmalıdır. Kürtlerin egemen güçler arasında kendi siyasi öncülüğü olmalıdır. Bu, demokrasinin ilk şartıdır. Kendi siyasi iradesiyle karar verebilmelidir. Biz ‘devletimizi ayıralım’ demiyoruz ama halk irade sahibi olmalıdır. Yani bir Kürt yönetimi olmalıdır; bu her koşulda ilk şartımızdır. Bunun yanı sıra bir savunma gücü olmalıdır. Bu savunma gücü, merkezi bir çatı altında koordineli olabilir ama özellikle şehirlerin ve köylerin güvenliği bizzat Kürtlerin elinde olmalıdır. Diğer bir deyişle, Kürdistan bölgesinin hem siyasi yöneticisi hem de askeri komutanı Kürt olmalıdır.
- Dil, kültür ve ekonomik açıdan nasıl bir yol sunuyorsunuz?
Dil ve kültür dokunulmaz bir haktır. Dilimiz mutlaka korunmalıdır. Çocuklar okullarda kendi dilleriyle okumalıdır. Biz bir halkız, bu bir gerçekliktir. Biz neden mücadele ettik, neden silahlandık? İnsan varlığı dile bağlıdır; dilimizi konuşmazsak insanlığımızdan ne kalır? Bu yüzden şartlarımızdan biri dildir. Ayrıca Kürt ekonomisi, Kürt ekonomik yöneticilerine açılmalıdır. Çünkü Kürdistan’ın her parçasında halk üzerinde bir ambargo var. Kürdistan coğrafyası her şeye uygundur; buğday, arpa gibi yer üstü zenginliklerinden dağlardaki suya, petrol ve doğalgaz gibi yer altı kaynaklarına kadar her imkan vardır. Ancak halk yoksulluk içinde yaşıyor. Bu yüzden özgürlüğün yanı sıra ‘ekmeğe’ de ihtiyacımız var. Enerjimizi özgürce kullanabilmeli ve Kürtler için serbest ticaret imkanı olmalıdır. Taleplerimiz çok değil ama temeldir ve bunlardan asla vazgeçmeyeceğiz. Kürdistan’ın diğer parçalarıyla olan ilişkiler engellenmemelidir; yani demokratik bir Kürt birliği olmalıdır. Kürtler arası demokratik ilişkiler tehlikeli değil, aksine bir ihtiyaçtır. Bölge devletleri bilmelidir ki Kürtlerin varlığı onları zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Kürtler olmadan kimse kazanamaz. İran, İsrail ve ABD arasındaki savaş bunu göstermiştir. Kürtlerin geleceğine dair bir proje yoksa o süreç başarıya ulaşamaz.
- Tüm bunları birlikte yaşam koşulları açısından önemli bir noktada olarak ifade ediyorsunuz ancak bunlar çoğu zaman bir tehdit olarak algılanıyor…
Hegemonik güçler her zaman Sykes-Picot zihniyetiyle Kürtleri bir ‘tehdit’ olarak kullandı ve aradaki çelişkilerden beslendi. Oysa herkes bilmeli ki Kürtler kimse için tehdit değildir. Aksine özgür kadın felsefesiyle demokrasinin temelidir. Kadınların yönetimde ve savunmada nasıl bir güç haline geldiği artık bir gerçektir. Kürtler, Ortadoğu’da, İran’da ve Rojhilat’ta demokratikleşmenin garantisidir. Biz Kürtlerin yeni sistemin temeli olacağına inanıyor ve bunun için mücadelemizi sürdürüyoruz. Halkımıza ve diğer uluslara güveniyoruz. Kürt halkının iradesi temelinde her türlü ittifaka hazırız. Biz her zaman bize dayatılan savaşa karşı olduk; bu sorunları demokrasi, diyalog ve müzakere yoluyla çözmek istiyoruz.
- Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşması Rojhilat’ı nasıl etkiler?
Rojhilat ile diğer bölgeler arasında pek çok fark olsa da, bir yerde geliştirilen bir çözüm modeli diğer tüm parçalar için de bir temel oluşturabilir. Maalesef Türkiye devleti bunu henüz anlamış değil. Kürtlerin zayıflamasını umuyor. Hatta İran’da bile sürekli Kürtlerin aleyhine pozisyon alıyor. Bu durum Türkiye’nin geleceğini de etkileyecektir. Bu tavır Türkiye’yi de yıkıma götürür. Önder Apo, Türkiye’ye hem Türkiye’nin hem de Kürdistan’ın demokratikleşmesi için bir fırsat verdi. Türkiye devleti bu fırsatı iyi değerlendirmedi. Oysa iyi değerlendirseydi durum çok farklı olurdu.
Kürt kazanımları büyük bir tehdit altındadır. Kimileri bunu anlıyor, kimileri ise savaş rantından beslendikleri için anlamak istemiyor. Çünkü Türkiye devletinin büyük bir kısmı savaş çıkarları üzerine kurulmuştur. Ancak artık Sayın Öcalan’ın çözümünün sadece Türkiye ve Kürdistan için değil, tüm Ortadoğu için geçerli olduğunu anlıyorlar. Onun geliştirdiği model ve paradigma, on yıllardır üzerinde ısrar ettiği bir düşünce olarak bugün ‘demokratik entegrasyon’ çerçevesinde farklı bir aşamaya ulaştı. Bu, kendi siyasi iradenizle sürece katılmanız demektir. Demokratik entegrasyon bir teslimiyet değildir, devletin tüm imkanlarına gönüllü katılarak bunların size hizmet etmesini sağlamaktır. Bu aşamanın başarıyla gelişeceğine inanıyoruz. Sonuç alması vakit alabilir ancak gelişirse tüm İran ve Rojhilat’ı da etkileyecektir. Herkes bunun farkına varmalı ve bu sürecin başarısı için çalışmalıdır.
- Ortadoğu ve İran’da bu gidişatın değişeceğine inanıyor musunuz? Kürtlerin bunu belirleyici gücü var mı?
Halkımız yüksek bir bilinç düzeyine sahiptir. Bu tarihi aşamada Kürt halkı, önündeki yüz yılı belirleyecektir. Bir değişim ve bir savaş yaşanacak. Kürt halkı bu yeni sistemde ve yeni siyasette yerini almalıdır. Bu nedenle her bir Kürt tarihi değiştirmek ve tarihi savunmak için hazır olmalıdır. Mesele artık partizancılık meselesi değildir; mesele Kürt halkının önümüzdeki yüzyılda var olup olmayacağı meselesidir. Biz özgür olmaya karar verdik. Özellikle Kürt kadını özgürlüğe karar vermiştir ve herkes onunla birliktedir. Gelecek yüzyılda özgürce yaşamak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Gerekirse hepimiz bu uğurda kendimizi feda ederiz. Bu nedenle her Kürt bireyi kendisini gelecek aşamaya iyi hazırlamalı ve örgütlenmelidir. Birbirinizin etrafında kenetlenin, birbirinizin gücüne güvenin. Bugüne kadar var olan tüm ailevi, aşiretsel veya siyasi/entelektüel çelişkileri bir kenara bırakın; ‘özgür yaşam’ kararlılığıyla birleşin. Bugüne kadar örnek olduk, bugün de herkese örnek olma çağrısı yapıyoruz. Halkımızın kaybedecek bir şeyi yok; özgürlük yakındır, özgürce yaşayacağımız günler yoldadır.
Söyleşi: Adnan Bilen / MA









