Nobel Barış Ödülü sahibi, 94 yaşındaki Adolfo Pérez Esquivel, Plaza de Mayo’da açlık grevine başladı. Burada durup, tekrar cümlenin başına dönmemeniz için yaşını tekrar yazayım: 94. Arjantin’in, yeni moda söylemle “ultra sağcı”, yani bizim deyimimizle “faşist” devlet başkanı Milei’nin, halkın sahip olduğu bütün hakları yok etti. Kendi deyimiyle çöpe attı. İşte bütün bunlara karşı, simgesel direniş meydanında başlayan bu eylem; “Ayuno para despertar conciencias – Vicdanları uyandırmak için oruç”, Arjantin’de büyüyen açlık, dışlanma, şiddet ve toplumsal çöküş karşısında sessiz kalmamak için.
Eylem, yalnızca bireysel bir aç kalma biçimi değil; halkı düşünmeye, konuşmaya, örgütlenmeye ve yeniden özne olmaya çağıran kamusal ve ortak bir tanıklık olarak tarif ediliyor. Eylemin başında okunan bildiride, “Açlığı teşhir etmek için oruç tutuyoruz; yaşamı savunmak için bir araya geliyoruz; umudu ayakta tutmak için dua ediyoruz” diyorlardı.
Bundan iki yıl kadar önce Buenos Aires’te Adolfo Pérez Esquivel’in evinde biz konuşurken de kendi şiddet kullanmadan yıllarca sürdürdüğü direnişini, başka bir deyimle hayatını şöyle tanımlıyordu: “Şiddete karşı diğer şiddetle mücadele ederseniz, iki şiddet biçiminiz olur ama çatışmanın çözümü yoktur. Bu yüzden stratejileri değiştirmelisiniz. Toplumu anlamak için sadece bir strateji değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi yaratmalıyız. Mahatma Gandhi’nin Hindistan’daki mücadelesinin ne olduğunu daha çok takip ediyordum. Hindistan’da, Gandhi’nin yoldaşlarıyla birlikteydim, Luther King de iyi bir örnek ve Latin Amerika’da çok fazla şiddet içermeyen mücadele var. Hélder Câmara gibi mücadeleciler ya da MST – Topraksızlar Hareketi, şiddet içermeyen mücadelelerdir.
Mesela kadınlar, şiddet içermeyen mücadeleler ile toplumsal, politik, ekonomik alanları fethettiler. 91 yaşında Universidad de Buenos Aires’te ders vermeye devam ediyorum. Öğrencilerimin %70’i kadın, yani kadınlar erkeklerin daha önce reddettiği alanları ele geçirdiler; tıpta, bilimde, kültürde, ekonomide, siyasette. Ve bir silaha ihtiyaçları yoktu, kapasiteye ve sosyal organizasyona ihtiyaçları vardı.
Biz burada diktatörlüğe karşı mücadelede, sadece Arjantin’de değil, Latin Amerika’da toplumsal örgütlenmeler içindeydik ve diktatörlükle yüzleştik. Sonuçlarına katlandık: hapishaneler, işkence, sürgün. Ama bu toplumu değiştirmek için başka bir bakış açımız, başka bir stratejimiz var çünkü bunu yapmazsak bunu değiştiremeyeceğiz.”
Birlikte yemek yiyorduk. Arkasında henüz çizmeye devam ettiği dev bir tabloda “İsa’nın Son Yemeği” vardı. Tabloda İsa’ya yemekte eşlik edenler devrimcilerdi ama. Magdalena da İsa’nın yanı başındaydı. “Onun olmaması mümkün değil” diyordu. “Hristiyan Devrimci – Teología de la Liberación” mensubuydu zaten Adolfo Pérez; hani “Ben yoksullara ekmek dağıtıyorum, bana aziz diyorlar. Bu ekmeği niye bulamadıklarını soruyorum, komünist diyorlar” diyenlerdendi yani.
“Bak, mücadele nefes almak gibidir, özgürlüğün havasını solumazsan yaptığın hiçbir işe yaramaz. Halklar kendilerini özgürleştirmeli, erkekler ve kadınlar kendilerini özgürleştirmeli. Ben bir eğitimciyim ve onlara her zaman söylüyorum, eğitimin amacı nedir? Üniversiteden mimar, mühendis, doktor çıkarmak mı? Tamam meslek ama yetmez çünkü profesyoneller olabiliriz ama köle aklıyla değil. Önemli olan özgür, eleştirel vicdanlı, değerleri olan kadın ve erkekler yetiştirmektir. Komşuya yardım etmektir. Mesela ev yapmak sadece para kazanmak için değil, yaşam alanı yaratmaktır… Hayat beni birçok savaşa, çatışmaya, katliamlara götürdü ama aynı zamanda özgür insanların neşesini ve özgürlüğünü paylaştığımız topluluklarda buldum kendimi; işte bu ama umudumuzu kaybetmemeliyiz” diyordu.
94 yaşında, bir eylemci Plaza de Mayo Meydanı’nda açlık grevinde! İnsan kıskanıyor, böyle Nobel ödülü sahibi insanların olduğu ülkeleri…
Çok genç ve çok tehlikeli…









