1 Mayıs tutsakları, Marmara 6 No’lu Cezaevi’nden gönderdikleri mektupta, cezaevindeki hak gasplarına dikkat çekti. Tutsaklar, ‘Bizlere dayatılan bu insan hakları ihlallerine karşı direnmeye devam edeceğiz. Tüm kamuoyunu Marmara 6 No’lu Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine karşı ses çıkarmaya, mücadelemizi duyurmaya çağırıyoruz’ dedi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul ve Kocaeli illerinde 28 Nisan’da yapılan ev baskınlarında en az 46 kişiyi “1 Mayıs öncesinde eylem gerçekleştirebilecekleri” iddiasıyla gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilen gözaltılardan 14 kişi “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Marmara 6 No’lu Cezaevi’nde 5 aydır tutuklu bulunan Yusuf Çelik, 1 Mayıs tutukluları olarak cezaevinde yaşadıkları hak ihlallerine dair Mezopotamya Ajansı’na mektup gönderdi.
‘İşkence ile gözaltına alındılar’
1 Mayıs tutuklularının “işkence” ile gözaltına alındığı vurgulanan mektupta, şu ifadeler yer aldı:
“28 Nisan sabahı İstanbul’da düzenlenen ev baskınları sonucu polis işkencesiyle, hiçbir delil ve kanıt olmamasına rağmen ‘1 Mayıs tarihinde Taksim’de taşlı sopalı eylem yapabilirler’ iddiası ile tutuklanan 1 Mayıs tutsaklarıyız. Bizlerin ‘önleyici tedbir’ denilerek uydurma gerekçelerle tutuklanmasının sebebi; emekçilerin, kadınların ve LGBTİ+’ların gasp edilmiş haklarını ve insani taleplerini Taksim Meydanı’nda dile getirmek iradesini kuşanan, ezilen tüm kesimlerin Taksim iradesini sahiplenmemizdir.”
‘4 arkadaşımız yerde yatıyor’
Tutuklandıkları tarihten bu yana yaşadıkları hak ihlallerine değinilen mektupta, şöyle belirtildi:
“Bu hakları savunduğumuz için 5 aydır tutsağız. Bulunduğumuz hapishanenin kapasitesi 1.700’dür; ancak 4 bin civarı tutsak bulunmaktadır. Bizler 11 kişi kalmaktayız. Koğuşumuz; içerisinde hücreler, tuvalet ve ortak alanın da bulunduğu 50 metrekarelik bir alandır. Bu, tutsak başına düşen metrekarenin 5 metrekareden az olduğu anlamına gelmektedir. 3 tane hücrenin bulunduğu koğuşumuzda yeterli alan bulunmaması nedeniyle 2 hücrede ikişer kişi, bir hücrede 3 kişi kalıyoruz. Kalan 4 arkadaşımız koridorda ve ortak alanda bulunan ranzalarda ya da yerde uyumakta.”
Yaşam alanı 24 saat izleniyor
Yaşam alanlarının 24 saat kameralarla izlendiği vurgulanan mektupta, “Özel alanımızın kayıt altına alınması kabul edilebilir bir uygulama değil. Savcılık, ‘Kamera özel alanı görmüyor’ gerekçesiyle taciz uygulamasında ısrar etmektedir…” denilirken, mektubun bundan sonraki kısmının makasla kesilerek sansürlendiği görüldü.
Mektup sansürlendi
Mektubun devamında, “Koğuşumuzda hipertansiyonu ve Parkinson hastalığı olan tutsaklar ile yaşı ilerlemiş kişiler de var. Bu tutsaklar havalandırmaya inerken merdiven inmek zorunda olduğu için havalandırma hakkından yararlanamamakta ve güneş ışığı alamamaktadır. Sabah 07.00’de açılması gereken havalandırmaya bizler en erken 09.00’da, sayım sonrasında çıkabiliyoruz…” ifadelerine yer verilen mektubun sonraki kısmının da karalanarak sansürlendiği belirtildi.
Sağlık hakkına erişemiyorlar
Cezaevi kapasitesinin üzerinde tutsak olmasının yanında çalışan sağlık personeli sayısının da yetersiz olduğu belirtilen mektupta, sağlık hizmetlerine erişim hakkının açıkça ihlal edildiğinin altı çizildi.
Mektupta şu ifadelere yer verildi:
“Her gün revir dilekçesi yazmamıza rağmen dilekçelerimize herhangi bir yanıt verilmemektedir. Revire bir ay sonra götürülüyoruz. Gittiğimizde de ezbere ilaçlar yazılarak geri gönderiliyoruz. Hastaneye sevk süreçlerimiz ayları bulmakta. Hapishane musluklarından akan sular çok çamurlu ve kireçli olup insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Birçok tutsak bu sebepten kaynaklı cilt problemleri yaşamaktadır. Bu kirli su problemi uzun yıllardır süren bir sorun olmasına rağmen herhangi bir adım atılmamakta ve tutsakların temiz suya erişim hakkı açıkça ihlal edilmektedir.”
Kitap yasağı
Tutsaklara gönderilen birçok kitabın, haklarında herhangi bir yasak veya toplatılma kararı bulunmamasına rağmen verilmediği ifade edilen mektupta, “Herhangi bir resmi kurumca yasaklanma ve toplatılma kararı olmayan bir kitap nasıl o hapishanenin ‘düzenini tehlikeye sokabilir?’ Bu sorunun elle tutulur hiçbir cevabı yoktur. Bu keyfi yasak uygulamasının yanında bir de 5 kitap sınırı var” denildi.
Kamuoyuna çağrı
Mektup şu ifadelerle son buldu:
“Ülkedeki devrimcilerin, insan hakları savunucularının, sendikacıların, gazetecilerin, akademisyenlerin; özetle bu sisteme ses çıkaran, sisteme karşı en ufak duyarlılık duyan herkesin hapishanede tutsak edilerek seslerinin susturulmaya çalışılması, bu hak ihlallerinin de ana sebebidir. Devlet, bu hak ihlallerine çözüm olarak yeni tipte birçok hapishane inşa ederek baskı ve yasakları artırmaktadır. Bu baskı ve yasaklar başta devrimci tutsaklar olmak üzere tüm tutsaklar için sistematik, derin bir insan hakları krizine dönüşmüş durumdadır. Biz devrimci tutsaklar, bizlere dayatılan bu insan hakları ihlallerine karşı direnmeye ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz. Tüm kamuoyunu Marmara 6 No’lu Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine karşı ses çıkarmaya, mücadelemizi duyurmaya çağırıyoruz.”
HABER MERKEZİ









