Bilindiği gibi, 15 Ağustos 1984 yılında PKK militanları, Eruh ve Şırnak şehirlerini basmışlardı. Baskında, silahlı kurumları dahil bütün devlet kurumları hedef alınmış ve etkisizleştirilmişti. Ayrıca gece boyunca eylemin amacı ve PKK hakkında halka propaganda yapılmıştır. Bu baskınlarla Kürt halkı, PKK öncülüğünde, sömürgeciliğe karşı silahlı mücadeleyi başlatmış oluyordu. Söz konusu eylemin anlamını ve önemini anlamak için, o dönemin koşullarına ve o koşullarda böyle bir eyleme nasıl, hangi motivasyonla karar verilebildiğine bakmak gerekiyor.
Bu eylemlerin yapıldığı koşullarda, bütün toplumsal kesimleri bastırmış olan 12 Eylül faşizminin karanlığı, en yoğun haliyle sürdürülmekteydi. Ezilen hiçbir kesim, hak arama imkanına sahip değildi. Demokratik hak ve talepler gasp edilmiş, legal kurumların çok büyük bir kısmı kapatılmış, kapatılmayanların da seslerini kesilmişti. Devrimci yapıların hemen hepsi, bütün bağlantıları ve ilişkileriyle açığa çıkartılmış ve kadrolarının çok büyük bir kısmı ya tutuklanmış veya bir biçimde katledilmişlerdi. Tutuklanan devrimciler, aydınlar, yazarlar sanatçılar, işkencelerle veya uzun süreli gözaltılarla etkisizleştirilmişlerdi.
Bütün bu işkenceleri, Kürt halkı, aydınları, devrimcileri ve yurtsever PKK kadroları, Kürt olmanın farkıyla, yani misliyle, yaşamışlardı. Öyle olduğu için Diyarbakır Zindanı, PKK’nin öncü kadrolarının direnişiyle tarihe geçti. Mazlum Doğan’ın başlattığı direniş, 17 Mayıs 1982 yılında bedenlerini ateşe veren Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner tarafından sürdürülmüştür. Daha sonra direniş bayrağı, PKK liderlerinden Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek tarafından devralınmıştı. Günler kan ve zulümle yaşanıyordu.
12 Eylül Faşizmi’nin zulmüne karşı Diyarbakır Zindanı’nda bu direnişler sürdürülürken, dağlardan da özgürlük mücadelesinin başka bir hazırlığı yapılmıştır. Belirtilen hazırlıklardan sonra, Komutan Egîd’in önderliğinde 15 Ağustos Atılımı gerçekleştirilmiştir. Beklemedikleri bu baskınların yapılması, herkesten önce devletin bütün kurum ve yetkililerini şok etmiştir. Devletin bu şaşkınlığına yol açan sadece eylemin yapılacağının tespit edilememiş olması değildir. Daha önemlisi, eylemin niteliği ve kapsamıydı. O güne kadar, Kürt halkı da dahil Türkiye halkları, çok değişik yöntemlerle hak alma mücadelesini sürdürmüşlerdi. 15- 16 Haziran işçi direnişleri, okul, fabrika ve toprak işgalleri, lokal düzeylerde polisle veya askerle çatışmalar, o dönem yaşanmış çeşitli mücadele biçimleriydi. Ama ordusuyla, emniyetiyle, kaymakamlığıyla, yani bir bütün olarak sömürgeci devlet yapısını hedef alan böylesine planlı bir eylem, o dönemde, ilk defa yapılmıştı. Bu eylemle devlete ve sömürgeciliğe çok etkili ve net bir mesaj verilmiştir. Başarıyla gerçekleştirilen bu baskınlarla, sömürgecilerin zulmünün yenilmez olmadığı halklara da gösterilmiştir.
Belirtilen baskınların en özgün tarafı daha öğreticiydi. Bu eylem, klasik, alışıldık, rutin eylem biçimlerinin dışında, nihai hedefe ve kazanmaya kilitlenmiş bir eylem olarak da çok dikkat çekiciydi. Ezberlere ve dogmalara takılıp kalmayan, amaca hizmet eden, yeni ve yaratıcı yöntem ve araçları denemekten korkmayan bu cesur ve özgüvenli tutum, PKK’yi diğer Kürt ve Türkiyeli devrimci örgütlerden farklı kılan ve başarılı olmasında etkili olan en temel özelliklerinden birisi olmuştur.
Kürt siyasetinin bu özelliği, bugün Sayın Öcalan tarafından bir kez daha devreye konmuştur. Sayın Öcalan bilinen ve denenmiş yöntemlerden farklı bir yöntemle, Kürtlerin ve Türkiye halklarının demokrasi mücadelesinin önünü açmaya çalışmaktadır. Bu amaçla yapılanlarla Kürt sorunu ve bu sorunun çözümünün dayattığı gerçeği, devletin resmen kabul ettiği ve müzakere etmek zorunda kaldığı bir noktaya gelmiştir. O nedenle Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa, 15 Ağustos Atılımı’nın ve sayın Öcalan’ın geliştirdiği bu yaratıcı politikaların sonucudur.
Yani Kürtler, 50 yılı aşkın bir silahlı mücadelenin sonucunda, kesin ve mutlak bir zafer kazanmadıklarının bilincindedirler. Dolayısıyla gelinen noktada Kürtler, 15 Ağustos Atılımı’yla elde etmek istedikleri özgürlüklerini, bugün demokratik yöntemlerle sürdürecekleri mücadeleyle kazanmak istemektedirler. Elbette mevcut yasanın amaca uygun düzeyde olmadığı, birçok noktada kabul edilemez olduğu ortadadır. Bu anlamda eksiklikleri sayıp dökmek, önemli ve gereklidir. Ancak asıl yapılması gereken, yetersizlikleri gidermek için mücadeleyi yaygınlaştırmak ve büyütmektir.
Tam bu noktada Kürt halkının demokratik talepleri, Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, ana dilde eğitim, yerel yönetimlerde demokratikleşme, sadece Kürtlerin talepleri olarak tartışılmamalıdır. Bu talepler, uğruna mücadele, bütün ezilenlerin mücadelesi olmalıdır. Bunun için bütün halklar ve ezilenler, birbirlerinin taleplerine sahip çıkarak demokrasi mücadelesini, zafere taşıyabilirler. Böylece ortaya çıkan tarihi fırsat heba edilmemiş hem ezilenlerin talepleri gerçekleşmiş hem de 15 Ağustos Atılımı’yla istenen özgürlük kazanılmış olur.









