Abdullah Öcalan’ın 1998’de Rusya’dan İtalya’ya geçişine eşlik eden dönemin eski milletvekili Ramon Mantovani, Abdullah Öcalan’ın o dönem Avrupa’ya barış müzakeresi için geldiğini belirterek, ‘Ben Öcalan’ın düşüncesinde esaslı bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan ve 23 devlet ile bağlı örgütün geliştirdiği uluslararası komplo, 130 gün sonra 15 Şubat 1999’da Türkiye’de sonlandırıldı. Kürt sorununa demokratik çözüm arayışı kapsamında Suriye’den ayrılarak Yunanistan, Rusya ve İtalya’ya geçen Abdullah Öcalan’ın Avrupa’da kalmasına yönelik girişimler, uluslararası komplo ile birlikte sonuçsuz bırakıldı.
Abdullah Öcalan’ın 1998’de Rusya’dan İtalya’ya geçişinde kendisine uçakta eşlik eden, dönemin İtalya Yeniden Kuruluş Komünist Partisi milletvekili Ramon Mantovani, o dönemde yaşananları anlattı. Mantovani, partisinin 1991’de kurulduğunu ve kuruluşundan bu yana Kürtlerle dayanışma içinde olduğunu kaydetti. Abdullah Öcalan’ın İtalya’ya gelişinden bir yıl önce de Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendisiyle iletişime geçerek parlamentoda yeni bir girişim başlatmasını istediğini belirten Mantovani, bu girişimin Kürt mücadelesinde yeni bir süreci desteklemeyi ve çatışmanın barış müzakereleri yoluyla çözülmesini amaçladığını dile getirdi.
‘Devrimci güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini düşünüyorduk’
O dönem Abdullah Öcalan’ın partisinden bir heyetle görüşmek istediğini kendisine ilettiğini aktaran Mantovani, Eylül 1998’de gerçekleşen ve partisinin günlük gazetesi ‘Liberazione’ tarafından kamuoyuna duyurulan ilk görüşmeyi şöyle anlattı:
“Eylül 1998’de, milletvekili Walter De Cesaris, Partinin Dışişleri Departmanında Barış Süreçlerinden Sorumlu Alfio Nicotra ve benim yer aldığım bir heyet, Ortadoğu’da Başkan Öcalan ile görüştü. Bu görüşme hem bizim için hem de Öcalan için önemliydi. Çünkü ilişkilerimizin, sol siyasi güçler arasındaki geleneksel dayanışmanın çok ötesine geçebileceğini gördük. Kapitalist küreselleşmenin yarattığı olumsuz gelişmeler konusunda aynı kaygıları taşıdığımızı ve benzer bir yaklaşımı paylaştığımızı gördük. Devrimci güçlerin dünyada yalnızca basit bir dayanışma ilişkisiyle yetinmeyip, birlikte düşünmesi ve hareket etmesi gerektiğini düşünüyorduk.”
‘İtalya’ya gelmesi konusunda harekete geçtik’
Mantovani, Abdullah Öcalan’ın Suriye’den zorla çıkarılışını uluslararası basından öğrendiğini aktardı. Kısa bir süre sonra Rusya Federasyonu Komünist Partisi tarafından Abdullah Öcalan’ın Rusya’da bulunduğu ve Duma’nın konuyu görüşerek siyasi sığınma hakkı tanınması yönünde karar alabileceği bilgisinin kendisine ulaştığını aktaran Mantovani, 10 Kasım 1998’in geç saatlerine kadar başka bir bilgi almadığını söyledi.
Mantovani, o sırada İtalya’da bulunan Kürt yöneticiler tarafından Abdullah Öcalan’ın Rusya’da tehlikede olduğu konusunda bilgilendirildiğini belirterek, hükümetin ve istihbarat teşkilatlarının bir bölümünün Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmek istediğini ifade etti. Mantovani, o süreci şöyle anlattı:
“Bana, Başkan’ın başka alternatifleri olmasına rağmen İtalya’ya gelmeye karar verdiğini söylediler. Bunun bir nedeni, İtalyan Parlamentosu’nun Kürt meselesi konusunda en ileri tutumu almış olması, diğer nedeni ise bir AB ve NATO ülkesinde, barış süreçlerini teşvik etme ve bu süreçlere dâhil olma konusunda önemli bir geleneğe sahip bir ülkede bir çağrı ve barış müzakeresi önerisi yapmak istemesiydi. Biz de Başkan’ın İtalya’ya gelmesi ve siyasi sığınma statüsü elde etmesine yardımcı olmak için derhal harekete geçtik. Her şeyin mümkün olan en iyi şekilde ilerlemesi için bu konuda bir şekilde yardımcı olabilecek tüm kurum ve yapılarla temasa geçtik. İtalya’daki kurumsal temaslarımız ve diğer ülkelerle olan temaslarımız hakkında daha fazla ayrıntı vermeyeceğim. Çok sayıda nedenden dolayı bu kolay olmadı. Türkiye protesto edecek ve misillemede bulunacaktı; nitekim yılın başında kabul edilen karar nedeniyle de bunu zaten yapmıştı. Türkiye’nin çıkardığı yakalama emirlerinin yanı sıra, Almanya’nın da Öcalan hakkında çıkardığı uluslararası bir yakalama emri vardı. Daha en başından, Başkan’ın İtalya’ya varır varmaz, özellikle Alman yakalama emri nedeniyle tutuklanacağı ve Almanya’nın iade talebine İtalya’nın olumlu yanıt vermek zorunda kalacağı açıktı. Tüm zorluklara rağmen Başkan’ın İtalya’ya seyahat edebilmesi için gerekli koşulları hazırlamayı başardık.”
‘Barış müzakeresi yapmak istiyordu’
Hazırlıkların ardından Kürt bir yetkilinin eşliğinde Moskova’ya gittiğini ve Abdullah Öcalan ile görüştüğünü belirten Mantovani, “Kendisine İtalya’daki durumu ve neler olacağını anlattım. Tutuklanacaktı ancak cezaevine götürülmek yerine, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle hastaneye sevk edilecekti. Uygulama gereği, çok kısa bir süre içinde bir hakim, Almanya’dan gelebilecek olası bir iade talebi sonuçlanana kadar onu kesinlikle serbest bırakacaktı. Elbette, başka alternatifleri varsa bunları değerlendirmesini söyledim. Çünkü ne kadar çaba göstermiş olursak olalım, fiilen egemenliği sınırlı bir ülke olan İtalya’da, Türkiye’nin ABD ve ABD’ye tabi olduğu herkesçe bilinen İtalya üzerindeki baskısı her an öngörülemeyen durumlara yol açabilirdi” diye aktardı.
Abdullah Öcalan’ın, kendisine başka alternatifleri olmasına rağmen İtalya’ya gelme konusunda kararlı olduğunu söylediğini aktaran Mantovani, “Çünkü bir zorluğu fırsata dönüştürmek istiyordu. Tam da İtalya gibi, Vatikan’ın da bulunduğu ve bu nedenle dünyanın her yerinde çok iyi tanınan bir ülkeye gelerek, barış müzakeresi yapmak istiyordu. Bunu, olası bir müzakerenin hedefi olarak artık bağımsız bir Kürt devletini göstermeden yapmak istiyordu. Ayrıca Almanya’ya iade edilmesinin kendisi açısından bir sorun olmadığını söyledi. Kendisine yöneltilen suçlamaların tamamen dayanaksız olduğunu düşünüyor ve herhangi bir yargılamada haklı çıkacağını değerlendiriyordu” diye kaydetti.
‘Uçakta siyaset konuştuk’
“Böylece Roma’ya giden ilk uçağa bindik” diyen Mantovani, yolculuk sırasında ve sonrasında yaşananları ise şöyle anlattı:
“Uçakta siyaset konuştuk. Kendisine, İtalya’daki yeni siyasi durumu anlattım. Önceki hükümetin, bizim hükümetle yaşadığımız anlaşmazlık nedeniyle düşmesinin ardından D’Alema başkanlığında yeni bir hükümet kurulmuştu ve biz de bu yeni hükümete muhalefet ediyorduk. Bunun yanı sıra, İtalyan ve Türk futbolu gibi konulardan da konuştuk. Daha sonra ayrıntılı olarak anlatacağım üzere, varışta ne yapılması gerektiğine ilişkin verdiğim talimatlar son derece önemli bir ayrıntıydı. En doğru yolun şu olduğunu söyledim. Başkan, sekreteri ve benimle birlikte seyahat eden, İtalyanca bilen Kürt kişi, diplomatik geçişlere ayrılan sınır kapısına giderek kimliklerini belirtmeli ve siyasi sığınma talebinde bulunmalıydı. Kendisine eşlik eden diğer kişiler (toplam dört ya da beş kişi) ile ben ise normal sınır kapısından geçecektik. Milletvekili olarak hizmet pasaportum olmasına rağmen Başkan’a diplomatik geçişte eşlik etmeyecektim. Çünkü parti olarak bu süreçteki rolümüzün gizli tutulmasının daha doğru olacağını değerlendirmiştik. Böylece Başkan’ın İtalya’daki varlığının taşıdığı önem ve verdiği barış mesajının, müdahil olduğumuzun öğrenilmesi halinde İtalyan siyasetinde kaçınılmaz olarak başlayacak küçük ve dar kapsamlı siyasi tartışmaların gölgesinde kalmasının önüne geçmek istiyorduk.”
Her şeyin öngördükleri gibi gittiğini belirten Mantovani, “Başkan siyasi sığınma talebinde bulundu, tutuklandı ve sekreteri ile kendisine tercümanlık yapan Kürt kişiyle birlikte çok sayıda polis tarafından götürüldü. Roma dışında bir hastaneye sevk edildi. İtalya Cumhuriyeti milletvekilleri olan iki önemli avukat, Giuliano Pisapia ve Luigi Saraceni tarafından hukuki desteği sağlandı ve birkaç gün sonra bir hakim tarafından serbest bırakıldı. İtalya’daki Kürtler ofisi, İtalyan istihbaratının da yardımıyla Roma’nın dışında bir villa kiraladı. Burası, Öcalan’ın İtalya’dan ayrılana kadar ikamet ettiği yer oldu. Villa, İtalyan özel kuvvetlerinin en geniş güvenlik önlemleriyle korundu hatta olası bir füze saldırısını önlemeye yönelik sistemler dahi kuruldu” dedi.
‘Türkiye, milyarlarca avro değerindeki çok sayıda ihaleyi iptal etti’
Mantovani ayrıca Abdullah Öcalan’ın İtalya’ya varmasının ardından ülkede ve uluslararası çapta yaşanan gelişmelere de dikkat çekti. Mantovani, “Ecevit başkanlığındaki Türkiye hükümeti, milyarlarca avro değerindeki çok sayıda askeri ve sivil ihaleyi iptal etti, büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere geri çağırdı ve İtalya ile İtalyan hükümetine karşı bir kampanya başlattı. Ayrıca Öcalan’ın Türkiye’ye iade edilmesini talep etti. Bildiğim kadarıyla D’Alema, hem gizli temaslarda hem de kamuoyu önünde Almanya’nın Öcalan’ın iadesini talep etmesi konusunda ısrarcı oldu. Ancak Almanya bunu hiçbir zaman yapmadı. ABD hükümeti, Dışişleri Bakanı Madeleine Albright aracılığıyla kamuoyu önünde İtalya’dan Öcalan’ı Türkiye’ye iade etmesini istedi. Bu talep, ABD’yi ilgilendirmeyen, yalnızca İtalya ile Türkiye arasındaki bir meseleye yönelik son derece ciddi bir müdahale olmasının yanı sıra, bir tür ’emir’ olarak nitelendirebileceğimiz bu çağrı, İtalyan hükümetinden kendi ülkesinin yasalarını ihlal etmesini istemesi nedeniyle daha da ciddi bir nitelik taşıyordu. Çünkü İtalya’da, hakkında ölüm cezası verilebilecek bir ülkeye tutuklu iade edilmesini engelleyen yasalar bulunuyordu. ABD hükümeti bunu, yalnızca İtalya’nın ölüm cezasına çarptırılma ihtimali bulunan ABD vatandaşlarının iade taleplerini daha önce hiçbir zaman kabul etmemiş olması nedeniyle bile göz ardı edemezdi. Üstelik bu tür birkaç vaka da yaşanmıştı” diye anlattı.
‘ABD istihbarat servisi basına sızdırdı’
Baskının kamuoyunun önünde kalmayıp “perde arkasında da” devam ettiğini ifade eden Mantovani, kendisinin Abdullah Öcalan’ın İtalya’ya gelişindeki rolüne ilişkin haberlerin nasıl ortaya çıktığını da şöyle anlattı:
“Kamuoyu önünde bu denli baskı yapılmış olması, perde arkasında ne kadar çok ve ne denli yoğun baskı uygulandığını tahmin etmeyi mümkün kılıyor. Bunlardan biri, Benim Başkan Öcalan’ın İtalya’ya gelişindeki rolüme ilişkin haberin ortaya çıkmasını da sağlamaktı. Öcalan’la aynı uçakta bir İtalyan milletvekili ile iki Yunan milletvekilinin bulunduğuna ilişkin haberin Yunanistan’da basına sızdırılmasını sağlayanlar ABD istihbarat servisleriydi. Bu haber yanlıştı; çünkü uçakta yalnızca ben vardım. Ancak İtalyan basınının ‘suçluyu’ bulmak için harekete geçmesini sağlamak açısından oldukça işe yaradı. Bundan birkaç ay önce, partimin gazetesi Ortadoğu’da Öcalan’la gerçekleştirdiğimiz görüşmelere ilişkin, fotoğrafların da yer aldığı bir haber yayımlamıştı. Bunun üzerine bazı gazeteciler, şüphelerini doğrulatmak için benden veya partiden bilgi almaya başladı. Ayrıca sağ görüşlü bir milletvekili bana, Silvio Berlusconi’nin iç politika konularında bir basın toplantısı düzenleyeceğini ve bu toplantıda, İtalya’ya bir ‘teröristi getirmekle’ suçlayacağı kişinin ben olduğumu açıklayacağını söyledi. O dönemde PKK, AB’nin terör örgütleri listesinde yer almıyordu. Berlusconi ayrıca beni ülkeye milyarlarca avro tutarında ciddi bir ekonomik zarar vermekle ve İtalya ile Türkiye gibi müttefik iki ülke arasında ciddi bir diplomatik krize yol açmakla suçlayacaktı. Bu nedenle 25 Kasım 1998’de, Berlusconi’den önce bir basın toplantısı düzenlemek zorunda kaldım. Bu toplantıda, Öcalan’ın talebi üzerine onun İtalya’ya gelerek siyasi sığınma talebinde bulunmasına, tek taraflı ateşkes ilan etmesine ve Türkiye’ye bir barış müzakeresi önerisinde bulunmasına yardımcı olduğumu açıkladım.”
‘Hükümete ve ülkeye zarar verme amacım olduğu söylendi’
Yaşananların ardından siyasi bir tartışma ortamının doğduğunu ifade eden Mantovani, gazete ve televizyonların büyük bölümünün Abdullah Öcalan’ı İtalya’ya “getirenin” kendisi olduğunu söylediğini, bunun da hükümete ve ülkeye zarar verme amacı taşıdığının ileri sürüldüğünü belirtti. Dönemin tartışmalı ortamını Mantovani şu şekilde anlattı:
“D’Alema bir kez olsun, tamamen katılabileceğim bir şey söyledi. ‘Öcalan bana getirilecek birine benzemiyor’ dedi. Ona nasıl hak vermezsiniz ki? On milyonlarca insanlık bir halkın lideri, 1980’lerin başından bu yana ABD’den sonra NATO’nun en güçlü ordusuna karşı koyan bir gerilla hareketinin başındaki kişi, İtalyan gazetecilerin ve sağ partilerden, hatta merkez soldan siyasetçilerin büyük bölümüne göre, hükümete zorluk çıkarmak için benim tarafımdan İtalya’ya ‘getirilmişti.’ Üstelik bunu söyleyenler, hem son derece bilgisiz hem de fazlasıyla taraflı kişilerdi!”
‘Kamera kayıtları ortadan kayboldu’
Tartışmalar siyasi boyutu aşarak yargıya taşınırken, hakkında soruşturma başlatıldığı bilgisini veren Mantovani, şöyle devam etti:
“Daha önce de söylediğim gibi, Başkan Öcalan’a Fiumicino Havalimanı’na vardığında sekreteri ve tercümanlık yapacak Kürt bir yöneticiyle birlikte diplomatik pasaportlara ayrılan geçiş noktasına gitmesini önermiştim. Öcalan’ın İtalya’ya gelmesine yardımcı olmadaki rolümü açıklamak zorunda kaldığımda, İtalyan yargısı hakkımda ‘yasa dışı girişe yardım etmek’ suçundan soruşturma başlattı. Bunun nedeni, devlet polisinin sınırda hazırladığı raporda gerçeğe aykırı bir bilgiye yer vermesiydi. Raporda, Öcalan’ın sahte bir pasaportla gizlice sınırı geçmeye çalıştığı ve kimliği tespit edilince tutuklandığı yazıyordu. Hakim, şüpheli sıfatıyla ifademi aldığında kendisine Başkan’ın havalimanında diplomatik geçiş noktasına başvurarak İtalya’ya giriş yaptığını anlattım. Bunun, gizlice ülkeye giriş yapmaya çalıştığı iddiasıyla bağdaşmadığını söyledim. Ayrıca İtalya’ya giriş yapılan bölümdeki güvenlik kamerası kayıtlarının incelenmesini talep ettim. Hakim bana inandı ve hakkımdaki soruşturmayı kapattı. Bana, bizzat kendisinin talep ettiği kayıtların ‘gizemli bir şekilde’ ortadan kaybolduğunu da söyledi. Başka bir ifadeyle, İtalyan hükümeti polise Öcalan’ın tutuklanmasına ilişkin rapora gerçeğe aykırı bilgi yazması talimatını vermiş olabilir. Ya da daha da kötüsü, emniyet yetkilileri hükümetin bilgisi dışında, ABD’nin talimatlarına uyarak rapora gerçeğe aykırı bilgi yazdırmış olabilir. Ne yazık ki İtalya tarihinde, saldırılar ve katliamlar sırasında buna benzer durumların birkaç kez yaşandığı örnekler bulunuyor. Dolayısıyla, başta ABD gibi güçler olmak üzere, Kürdistan’ın kaynaklarının, özellikle de su kaynaklarının sömürülmesinin devam etmesini isteyen çok uluslu şirketler, Türkiye ile yakın ilişkileri bulunan siyasi partiler ve diğer bazı aktörlerin, PKK’nin barış önerisinin hayata geçirilebilir hale gelmesini engellemek için harekete geçtiğine şüphe yok. Bu aktörler, zaman zaman birbirleriyle işbirliği de yaptılar. Türkiye ile yakın ilişkileri bulunan siyasi partilerden söz ederken, Ecevit’in Sosyalist Enternasyonal’e üye bir partinin başında olduğunu da unutmamak gerekir. Bu açıdan, Başkan’ın komplo hakkında yazdıkları konusunda kendisiyle tamamen aynı fikirdeyim.”
ABD’nin baskıları
Baskıların çok yönlü ilerlediğine dikkat çeken Mantovani, “İtalya açısından bakıldığında, daha önce sözünü ettiğim ABD hükümetinin kamuoyu önünde ve gizli olarak yaptığı baskılara, D’Alema hükümetine yönelik başka baskılar da eşlik etti. Bu baskılar, kendi hükümetlerinin talimatlarından ziyade ABD’nin talimatlarına bağlı olan İtalyan güvenlik birimlerinin en üst kademelerinden geliyordu. Ben de bundan haberdar oldum. Ancak elbette bunu, isimlerini açıklayamayacağım İtalyan siyasetçilerin ve hükümet yetkililerinin aktardıklarından biliyorum. İtalya Cumhuriyeti tarihini iyi bilen herkesin bildiği üzere, çeşitli ceza davalarında da ortaya konduğu gibi, devletin bazı kurumları 1960’lı, 1970’li ve hatta 1980’li yıllarda, İtalya Komünist Partisi’nin hükümete gelmesini engellemek amacıyla düzenlenen terör saldırılarının hazırlanması ve örtbas edilmesinde CIA ile işbirliği yaptı. Dolayısıyla, bu olayda da CIA’in İtalyan güvenlik teşkilatlarının üst kademelerinde bulunan ‘kendi’ adamlarını kullanmış olmasına şaşırmamak gerekir” diye belirtti.
Korumanın geri çekileceği yönündeki tehditler
İtalyan hükümetinin bu baskıların ardından Abdullah Öcalan’a ülkeyi terk etmesi için baskı yaptığını aktaran Mantovani, “Bunu yaparken de doğru olan bir gerekçeyi öne sürdüler. İtalya’nın Türkiye’nin iade talebine olumsuz yanıt vermesinden bir dakika sonra bile, 1970’li yıllarda İtalya ile Türkiye arasında terörle mücadele amacıyla imzalanan ve 1980’deki askeri darbenin ardından Türkiye’de hiçbir zaman yürürlükten kaldırılmayan bir işbirliği anlaşması uyarınca, herhangi bir İtalyan hakimi Öcalan’ı tutuklayabilir ve Türk yargısının kendisine yönelttiği suçlamalar üzerinden yargılayabilirdi. Bunun yanı sıra, İtalyan polisinin özel kuvvetleri tarafından sağlanan korumanın kaldırılacağı tehdidinde bulundular. Tutuklanması ve olası bir yargılama konusunda avukatlar, yöneltilen suçlamaların genel nitelikte olması ve kendisine herhangi bir somut, kişisel kanlı eylemin isnat edilmemesi nedeniyle, geçici olarak serbest bırakılmasının ve yargılama sonucunda beraat etmesinin kesin olacağını söylediler. Korumanın geri çekileceği yönündeki tehditlere gelince, bunun bir blöf olduğunu söyledim. Çünkü korumayı geri çekmeleri halinde bunu kamuoyuna açıklar ve Öcalan’ın başına gelebilecek herhangi bir şeyden sorumlu olanların mahkemeye çıkarılmasını ve ardından hapse girmesini sağlardık” diye anlattı.
‘Yalnızca Öcalan ve PKK’nin verebileceği bir karardı’
Abdullah Öcalan ile bu süreçte uzun uzun konuştuğunu ve olası tutuklanmasının kısa süreceğini, yargılamanın ise beraatle sonuçlanacağını anlattığını aktaran Mantovani, “Kendisine tavsiyede bulunmaya kalkışmadım. Çünkü bu, yalnızca Öcalan ve PKK’nin verebileceği bir karardı. Bana doğrudan fikrimi sorsaydı bile bunu söylemem mümkün olmazdı. Çünkü PKK’nin mutlaka üzerinde çalıştığı diğer seçeneklerin neler olduğunu bilmiyordum. Yine de uzun bir görüşme yaptık. Bu görüşmede Öcalan, kendisine büyük saygı duymama neden olan bir noktayı özellikle vurguladı. Kendi güvenliği ve yaşamının kurtulmasından önce, olası bir tutuklanmasının ve bunun sonucunda barış müzakeresi önerisinin başarısızlığa uğramasının Kürt halkı tarafından kesin bir yenilgi olarak algılanacağını ve bunun da kaçınılmaz olarak umutsuzluk içindeki eğilimleri ve eylemleri güçlendireceğini söyledi. Bu nedenle İtalya’dan ayrılmaya ve başka bir seçenek aramaya yönelmişti” dedi. Mantovani, Abdullah Öcalan’ın İtalya’dan ayrılmasının ardından yaşananları sonradan öğrendiğini ve bu süreçte yer almadıklarını da ekledi.
‘Öcalan’ın düşüncesinde esaslı bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum’
Abdullah Öcalan’ın o dönemde kendisine anlattıklarıyla daha sonra ortaya koyduğu Demokratik Konfederalizm önerisi arasında süreklilik olduğunu belirten Mantovani, şöyle konuştu:
“Daha önce de söylediğim gibi, Başkan Öcalan, bağımsız bir Kürt devleti talebinden vazgeçme düşüncesindeydi. Kürt halkı ile Kürtlerin yaşadığı devletler arasındaki sorunların ele alınması ve çözülmesi, daha genel olarak da aynı topraklarda yaşayan farklı halklar arasındaki bir arada yaşama ve işbirliği sorunlarına çözüm bulunması amacıyla daha sonra ortaya koyduğu Demokratik Konfederalizm önerisi, o dönemde bana söz ettiği bu ‘vazgeçişin’ tutarlı bir devamıdır. Ben Öcalan’ın düşüncesinde esaslı bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Aksine, onun düşüncesinin yalnızca Kürt halkı için değil, dünyada kan dökülmesine yol açan ve günümüzde savaş yoluyla çözülmesi anlamını yitirmiş olan çok sayıda çatışma açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Öcalan’ın sözünü ettiği kadın devrimi de Ortadoğu’nun tamamında ve daha genel olarak dünyanın her yerinde gerçek demokratik değişimler için kesinlikle yeni ve vazgeçilmez bir fikir.”
‘Hala merkezi bir aktör’
Mantovani, Türkiye’de devam etmekte olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değindi. Daha önce de siyasi müzakerelere yönelik çeşitli girişimlerin olduğunu hatırlatan Mantovani, bunların Türkiye devletinin müzakereleri kesmesiyle başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi. Mantovani, “Başkan Öcalan’ın hala merkezi bir aktör olması, aynı zamanda PKK’nin Kürt halkını zorla ve şiddet içeren siyasi ve kültürel baskılarla asimile etme girişimine karşı gösterdiği direnişten kaynaklı. Bu girişim, Kürt halkının dilini, kültürünü ve geleneklerini yok sayarak onu bir tür apartheid düzeni içinde yaşamaya zorlamıştır. Başkan Öcalan’ın son dönemde ortaya koyduğu barış açılımları ve önerileri, onun ileri görüşlülüğünü ve halkına geçmişte sunduğu ve bugün de sunmaya devam ettiği katkıyı ortaya koyuyor. Farklı devletlerde yaşayan ve kimliklerini ve tarihlerini ortadan kaldırmak amacıyla her yerde sürekli zulme uğrayan on milyonlarca kişiden oluşan bir halk, asla yenilemeyeceğini ve yok edilemeyeceğini kanıtlamıştır. Öcalan’ın önerileri, bu halkın muhataplarına karşılıklı saygı ve demokratik bir arada yaşama ilkeleri temelinde sunduğu önerilerdir. Bu önerileri dikkate almamak yalnızca Kürtleri görmezden gelmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda Türkiye, Suriye, İran ve Irak halklarına çok ağır bedeller ödetmek anlamına geliyor” diye kaydetti.
‘Özgürlüğü tüm demokratların hedefi’
Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin hala devam ettiğine de dikkat çeken Mantovani, “Başkan Öcalan, hukuksuz, adaletsiz ve barış anlayışına aykırı bir biçimde hapsedilmişken, gerçekçi ve kalıcı bir barış sürecinin sonuçlandırılamayacağını düşünüyorum. Çünkü barış ancak birbirlerini karşılıklı olarak tanıyan ve artık hiçbir sorunu savaş yoluyla çözmemeye karar verenler arasında yapılabilir. Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması yalnızca Kürt halkının değil, dünyadaki tüm demokratların da hedefidir. Yıllardır Öcalan’ın Kürt halkının Nelson Mandela’sı olduğunu söylüyorum. Bu yalnızca maruz kaldığı insanlık dışı cezaevi koşullarına rağmen başı dik bir şekilde direnmesi ve barış arzusundan hiçbir zaman vazgeçmemesiyle ilgili değil. Aynı zamanda yazıları, tarihsel analizleri ve önerileri, savaşları, şiddeti ve her türlü tahakkümü ortadan kaldırarak dünyayı değiştirmek için mücadele eden insanların dünyanın dört bir yanında üzerinde çalıştığı bir düşünsel miras haline geldi” diye belirtti.
Haber: Deniz Karabudak \ MA









