Sürecin devam etmesi için hareket olarak samimi ve ciddi adımlar attıklarını ifade eden PAJK Koordinasyon Üyesi Evîndar Ararat, attıkları adımların şartının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü olduğunu söyledi
STÊRK TV’de yayınlanan Özel Program’a katılan PAJK Koordinasyon Üyesi Evîndar Ararat, Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komployu ve Barış ve Demokratik Toplum sürecindeki gelişmeleri değerlendirdi.
Nagihan Akarsel, Gurbetelli Ersöz, Gülnaz Karataş (Bêrîtan) (Gülnaz Karataş), Rojin Gewda ve Arîn Mîrkan şahsında Ekim ayı şehitlerini anan Ararat, bu şehitlerin Kürt halkının varlığını ortaya koymak açısından; Kürtlerin ve kadınların tarihinin gizlendiği, yok sayıldığı bir ortamda kadın tarihini yeniden yazdığını ve dünya kadınlarının ortak mirasına dönüştürdüğünü belirtti.
Uluslararası Komplo
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük gerçekleştirilen Uluslararası Komplo’yu kınayan Evîndar Ararat, “Bu yıl 28. yılı bitiyor, komplonun yıldönümünün 29. yılına giriyoruz. 9 Ekim 1998’de, daha önceden planı yapılmış olan bu süreç gerçekleştirildi. Suriye devletine baskı yapıldı ve Önderlik Suriye’den çıkmak zorunda bırakıldı. Böylece komplo artık fiilen devreye girdi. 28 yıldır Önderlik İmralı’da eşsiz ve zorlu bir direniş yürütüyor. Önderliğin bütün çabaları aslında şuna yönelikti; bir muhatap bulmak ve bu sorunun artık çözülmesi gerektiğini ortaya koymaktı. Kürt halkının siyasi ve hukuki haklarının tanındığı, demokratik bir çözümün temelinde Kürt halkının statüsünün kabul edildiği bir muhataplığın yaratılması için Önderlik mücadele yürüttü. Tabii komplo gerçekleştirildiğinde amaç buydu. Yani komplo, Önderliği bu biçimde tasfiye etmeyi hedefliyordu.
Önderliğin düşünceleri kapitalist sisteme karşıydı. Yani kapitalist sistemin, hegemonik güçlerin kendi varlıklarını veya kendi dizaynlarını ve politikalarını mezhep çatışmaları, ulusal çatışmalar ve ezilenler arasındaki çatışmalar temelinde kurduklarını görüyoruz. Halkların birliğinin oluşmasını istemediler. Halkların özgürleşmesini istemediler. Önderlik ise bunun karşısında halkların birliğini esas aldı. Bir diğer konu da kadın özgürlüğüdür. PKK devrimi içerisinde PKK’nin en temel farkı neydi? Kadının bu devrime öncü olarak katılmasıydı. Bugün dünyaya baktığımızda kapitalist modernite sisteminin kadınlara yönelik katliamları, kadınlara yönelik baskıları ve politikaları ile Önderliğin geliştirdiği kadın özgürlük çizgisi birbirine tamamen zıt iki yaklaşım oluşturuyordu. Bu nedenle komployu kadınlara yönelik, kadın mücadelesine yönelik bir komplo olarak da tanımlıyoruz.
Kadının bu devrimin öncüsü olduğuna inandı; onun önünü açtı, perspektif verdi. Kadın ordulaşmasını, kadın partileşmesini ve kadının devrim içerisinde örgütlenmesini giderek daha da geliştirdi ve genişletti. Yani devrimi kadın özgürlüğüne bağladı. Hegemonik güçler bunu temel bir tehdit olarak gördüler. Bu nedenle komployu ele aldığımızda şunu söyleyebiliriz; komplo Önderliğin fiziki olarak esir alınması temelinde ortaya çıktı ama asıl saldırı çok daha ağırdı. Asıl saldırı ideolojik bir saldırıydı. Önderliğin İmralı’da komploya karşı mücadelesi de devam ediyor. Aynı zamanda Kürt halkının özgürlük hareketi ve kadın hareketi olarak biz de mücadelemizi sürdürüyoruz. Bunu paradigmasal, ideolojik, örgütsel ve tarihsel bir mücadele olarak görüyoruz” diye konuştu.
‘Statüsü için mücadelemizi kesintisiz’
Komploya karşı verilen mücadeleden bahseden Evîndar Ararat, “Artık Önderliğin paradigması, kadın devrimi ve PKK öncülüğündeki devrimin kazanımları Ortadoğu halklarının ve dünyanın ortak mirası haline geldi. Komplonun boşa çıkarılmasını sağlayan hamleler; Önderliğin perspektifi, Önderliğin direnişi, halkın ve gerillanın mücadelesi ve bu hareketin kadrolarının mücadelesi temelinde geliştirildi. Bugün Önderlik hâlâ İmralı sisteminde esir tutuluyor. Rêber Apo fiziki olarak özgürleşene kadar, Kürt halkının statüsü bütün Kürdistan parçalarında güvence altına alınana kadar yeni komplolar için mevcut olmaya devam edecektir. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekir. Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü ve Kürt halkının statüsü için mücadelemizi kesintisiz, daha radikal ve daha güçlü bir biçimde sürdürmemiz gerekiyor” diye belirtti.
‘Devlet güven vermiyor’
Barış ve Demokratik Toplum sürecine değinen Evîndar Ararat, “Tarihi bir süreçtir. Meclis sürecinde bir komisyon oluşturuldu. Rêber Apo ile bir görüşme gerçekleştirdiler. Bu görüşmeye ilişkin bir rapor hazırladılar. Fakat rapordan bazı şeyleri cımbızlayıp, çok korkakça bir biçimde görüşmenin içeriğini tanımladılar ve kamuoyuna açıkladılar. Bunun ardından Meclis’te sürecin yürütülmesi için yeni bir kurul oluşturulması gerektiği yönünde tartışmalar yapıldı. Devlet tarafında yapılan şeyler bunlar. Sürecin ilerleyebilmesi için devlet tarafının hareketimize, halka ve kamuoyuna güven vermesi gerekiyor. Öyle adımlar atılmalı ki insan gerçekten ‘Bu devlet ciddidir; bu süreci barış temelinde yürütecek, halkın haklarını güvence altına alacak ve aynı zamanda demokratik bir devlet yaratacak’ diyebilsin. Fakat şu noktada bu güveni vermiyor” dedi.
“Hatta şunu söyleyebiliriz; hem Rêber Apo tarafında hem Kürt halkı, özgürlük hareketi tarafında adım atan tek taraf biziz” diyen Evîndar Ararat, şöyle konuştu:
“Yani stratejik adımlar atan tek taraf biziz ve Önderliktir. Devlet tarafında stratejik adımlar atılmadı. Tamam, Meclis’te bir kez bu konu tartışıldı. Ama bu süreç ‘Kürt sorununun çözümü’ veya ‘Türkiye’nin demokratikleşmesi’ adına yürütülmüyor. Daha çok ‘terörsüz Türkiye’, ‘terörsüz bölge’ gibi ifadeler kullanılıyor. Yani ‘terör’ kelimesi yine temel alınıyor. Aslında devlet, sözde çözüm ve barış için tartışmalar yürütüyor; diyalog ve müzakere yürütüyor ama buna rağmen ‘terör’ tanımını kullanmaya devam ediyor. Bu dil ve bu zihniyet, devletin stratejik bir adım atmadığını gösteriyor.”
Fiziki özgürlük şartı
Evîndar Ararat devamla şunları ekledi:
“Türk devletine karşı silahlı savaşın tamamen ortadan kalkması için şart şuydu; Önderliğin özgür olması gerekiyordu. Fiziki olarak özgür olması ve İmralı’dan çıkması gerekiyordu. Önderliğin fiziki özgürlüğünü göremiyoruz. Bir gazetecinin bile gidip Önderlikle görüşmesine izin verilmiyor. Önderliğe normal bir tutukluya uygulanan muamele bile uygulanmıyor. Telefon hakkı yok, mektup gönderme hakkı yok. Ailesiyle düzenli olarak haftalık görüşme hakkı yok. Bir gazeteci, veya bir aydın ya da siyasetçi Önderlikle görüşmeye gidemiyor. Böyle bir şey yok. Sadece ayda bir kez DEM Parti heyetinin İmralı’ya gidip görüşme yaptığını gördük. Devlet yetkililerinin Önderlikle görüşmeleri konusunda da, hangi dönemlerde ve ne tür görüşmeler yapıldığını bilmiyoruz. Ama tecrit ortadan kalkmış değil. Çok gizli bir tecridi sürdürmek istiyorlar. Fakat kamuoyunda öyle bir atmosfer yaratıyorlar ki devlet çok ciddiymiş, devlet adım atacakmış, devlet çözümü geliştirecekmiş gibi bir görüntü veriliyor. Fakat dil değişmedi. ‘Terör, terör, terör.’ Sürekli ‘terör’ üzerinden hareket ediliyor.”
Oyalama politikası
“Bizim tarafımızda samimi ve ciddi adımlar atılıyor, süreç ilerletiliyor” diyen Evîndar Ararat, devlet tarafından oylamanın olduğunu belirterek, “Halk içerisinde bir değerlendirme var, bizde de, halkta da bir kuşku var, seçim hesapları yapmaları mı yapılıyor, Ortadoğu’daki gelişmeler, İran’ın durumu, Yemen’in durumu, Irak’ın durumu görerek ona göre adım atmak gibi hesapları mı var. Örneğin Türk devleti Ortadoğu’daki Üçüncü Dünya Savaşı’nın yarattığı çatışmalara ilişkin bir şey yapmak istiyorsa, öncelikle içerideki Kürt sorununu çözmesi gerekiyor. ‘İçeride kendi cephesini sağlamlaştıralım’ diyor. Cepheyi sağlamlaştırmak, ‘terör’ söylemiyle olmaz. Cepheyi sağlamlaştırmak halkların ittifakıdır, toplumun ittifakıdır. Türkiye devletinin demokratikleşmesidir. Bunlar gerçekleşmezse bu süreç ilerlemez” diye belirtti.
‘Sadece sözler var pratik yok’
Evîndar Ararat devamında şunları söyledi:
“Bu süreç ilerliyor” diyorlar. Evet, kendi mantıklarına göre PKK feshedildi, Türk devletine karşı silah kullanmayacağımız yönünde karar aldık, bir kurul oluşturuldu, DEM Parti heyetinin görüşmeleri ve İmralı görüşmeleri sürdürülüyor. Bunu biliyoruz. Ama ‘Siz bu adımı atın, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler gelecek, hatta Önder Apo’nun örgütüyle rahatça çalışma yapacak, bu süreç ilerleyecek’ deniliyor. Sadece sözler var. Aylar geçiyor ama pratikte hiçbir adım yok. Buna rağmen sürekli bizden şart olarak yeni adımlar atmamız isteniyor. Burada bir kandırmaca var. Yani burada bir oyun var. Bu nedenle halkımızın dikkatli olması gerekiyor. Sürekli çağrı yapılıyor; ‘Rêber Apo fiziki olarak özgür olmalı, aramızda olmalı, bunu görmemiz gerekiyor’ diye. Ama biz bekleyelim, zaten İmralı’da Rêber Apo ile görüşmeler yapılıyor, hareket de zaten süreci değerlendiriyor diyor. Böyle adımlar atılmaz.”
‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu’
“Biz bütün yükü Rêber Apo’nun üzerine atamayız” diyen Evîndar Ararat şunları belirtti:
“Ne Önderlik çizgisinde yürüyen kadrolar olarak, ne hareket olarak, ne halk olarak ne de dostlarımız olarak bunu yapamayız. Zaten Önderlik orada her türlü mücadeleyi yürütüyor deyip kenara çekilemeyiz. Peki dışarıda ne olacak? Hareket olarak sürekli ‘Haydi, biz adım atalım’ diyoruz ama Önderliğin şartlarında hiçbir değişiklik olmazsa bizim de daha fazla adım atmamız mümkün değil. Yani sürecin kilitlenmesi söz konusu olur. Bu kilitlenmeyi yaratan taraf biz değiliz. Devlet tarafında yaratılıyor. Biz her türlü adımı attık. Mesela kurul konusunda, bizim ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu’ dediğimiz bir kurulun oluşturulmasını istiyoruz. Onlar ise başka bir isim veriyorlar; ‘silahsızlandırma ve stratejik koordinasyon kurulu’ gibi bir isim kullanıyorlar. Yani sözde Önderliğin orada yer almasını istiyorlar. Fakat kamuoyuna açıkça ‘Abdullah Öcalan bu sürecin müzakerecisi, bu hareketin Önderi olarak bu kurulda yer alacaktır’ demeye cesaret edemiyorlar. Bunu bile söyleyemiyorlar.”
Cesur adımlar atmalı
“Madem devlet bu soruna el attı o zaman daha cesur adımlar atması lazım” diyen Evîndar Ararat, “Apocu harekete inananlar, bizi kandırmalarına izin vermemeliyiz. Biz kendi mücadelemiz ve kendi örgütlenmemizle, eğer devlet tarafından bir oyun varsa bunu boşa çıkarabiliriz. Ya da devlet tarafında bir niyet varsa, daha cesur adımlar atabilmeleri için onlara cesaret vermemiz gerekiyor. Bu nedenle beklemememiz gerekiyor. Örneğin kesintisiz eylemler olmalı, toplum örgütlenmeli. Bu süreç başarısız olsa da, bu süreç başarıya ulaşsa da sonuçta demokratik ve örgütlü bir topluma ihtiyacımız var; yani bizim ihtiyacımız olan şey budur” dedi.
Birlikte mücadele vurgusu
Birlikte mücadele vurgusu yapan Evîndar Ararat şunları belirtti:
“Birincisi; toplumun örgütlenmesine ağırlık vermemiz gerekiyor. İkincisi, Türkiye halkına bu süreci daha iyi tanıtmamız ve Türkiye halkının desteğini geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye cephesinde de, örneğin Türk devletinin siyaseti nedir? Şöyle bir algı oluşturmaya çalışıyorlar; “İşte bizimle ittifak yapıyorlar, zaten süreç yürüyor, DEM Parti de aslında AKP’nin hesabına göre hareket ediyor” gibi. Bu temelde mevcut muhalefeti zaten parçalıyorlar. Bir araya gelmesini engelliyorlar ve kayyum uygulaması da kadar devam ediyor. Toplumun bir kesimi biraz sesini yükselttiğinde, muhalefetin gücünü ortaya çıkardığında onu parçalıyorlar, iradesini kırıyorlar. İşte bu açıdan da muhalefetin, toplumsal muhalefet gücünün, toplumun buna inanması gerekiyor. Yani demokrasi mücadelesi ve demokratik bir cumhuriyet kurma mücadelesi için bu sürece destek vermek gerekiyor. Bu nedenle Türkiye’nin demokratikleştirilmesi için, barış için Türkiye’deki bütün toplumsal muhalefet güçleriyle, kurumlarla, aydınlarla, sanatçılarla ortak hareket etmemiz gerekir. Suriye’de olsun, İran’da olsun, Irak’ta olsun, Türkiye’de olsun; her yerde kendi kimliğiyle, hukuki ve siyasi açıdan tanınmış, özgür ve demokratik bir ülke/devlet içerisinde yaşamını sürdürebilmesi gerekiyor. Bu nedenle demokrasi mücadelesi, barış mücadelesi ve Kürt sorununun çözümü mücadelesi birbirine bağlıdır. İşte bu nedenle demokrasi mücadelesinin, demokratik devlet mücadelesinin, barış mücadelesinin ve Kürt halkının haklarının güvence altına alınması mücadelesinin birlikte yürütülmesi gerekiyor.”
Toplumsal yozlaşma
Evîndar Ararat, kadın cinayetleri ve fon meselesini şu sözlerle değerlendirdi:
“Geçmişte yaşanan bunca dava, olay, cinayet, katliam, faili meçhul olay, kadınlar açısından da, toplum içerisinde tanınan bazı kişiler açısından da yeni davalar açıyorlar; sözde bu davaları aydınlatmak istiyorlar. Gülistan Doku cinayetini ele alalım, Rojin Kabaiş’i ele alalım. Farklı farklı olaylarda, devletin içerisinde belirli dönemlerde önemli roller üstlenmiş kişiler var. Peki gerçekten Türk devletinin yargısının amacı bu olayları aydınlatmak mı, yoksa bir iç hesaplaşma mı var?
Çeteleşme var
Aslında fon gündemi de biraz böyle. Yani bilmedikleri için değil. Biliyorlar. Zaten iktidar kendi sistemini yürütüyor. Ama şimdi yeniden kendi içerisinde bir iç hesaplaşma ortaya çıkıyor ve bundan halk zarar görüyor. Çeteleşme var, bunun okullara kadar yansıması söz konusu. Bazı kişilerin silahlanması artmış durumda, mafya örgütlenmeleri çoğalmış durumda, kaçakçılık artmış durumda. Mafya güçleri ve mafya örgütlenmeleri arasındaki çatışmalar da oldukça artmış durumda.
Kadınlara yönelik cinayetler, fuhuş, ajanlaştırma; bunların hepsinin bir ayağı devletin çerisindedir. Gençlere yönelik saldırı olayları, okullarda yaşananlar, öğretmenlere saldırılar oldu, okullara saldırılar oldu, sağlık çalışanlarına saldırılar oldu. Bunun sebebi nedir? Psikolojik, sosyolojik ve ekonomik sebebi nedir? Demek ki devletin bu çürümüş siyaseti artık toplumsal yaşama nüfuz ediyor. Toplumsal ahlakı bozuyor. Gençleri mafya ve çete örgütlenmelerinin içerisine çekiyor. Bu şekilde olmaz. Halkın da bu alanda kendi savunmasını birlik içerisinde geliştirmesi, kendi örgütlenmesini oluşturması ve bu antidemokratik, çürümüş sisteme karşı itirazını ortaya koyması gerekiyor.”
Demokratik zihniyet inşası
Kadınlar için “Adalet ve Hafıza Nöbeti” gibi çalışmalar önemli olduğunu belirten Evîndar Ararat, “Çünkü bir kadın öldürülüyor, haber iki dakika sürüyor, sonra geriye kalıyor. Mesela bu kadının katili kim, bunun sebebi neydi, onu bu cinayeti işlemeye iten neydi; bunlara ilişkin bir araştırma, bir teşhir, bir eğitim yapılıyor mu? Hayır. Kadın katliamların bir daha yaşanmaması için çok ağır bir cezanın devlet tarafından uygulanması konusunda da gerekli bir tutum gösterilmiyor.
Yani sadece kadın cinayetlerini gündeme getirmekle ya da kadına yönelik şiddet günüyle sınırlı kalmamalı. Daha toplumsal olmalı. Bu nedenle özellikle erkeklerin eğitimi konusunda daha fazla çalışma yapmamız gerekiyor. Egemen bir devletin, erkek egemen iktidarın dayattığı zihniyeti ortadan kaldırıp demokratik bir zihniyeti inşa edebilmemiz gerekiyor” diye konuştu.
HABER MERKEZİ









