28 bin Kürtçe şarkıyı inceleyen ve 4 bin 971’inin Türkçeleştirildiğini tespit eden Müzikolog Veysi Varlı, ‘Rol ve misyonumuzu yerine getirmiş olsaydık bu şarkıları biz Kürtçe söyleyecektik. Kürt sanatçılar kendi bahçelerine sahip çıkmalı’ dedi
Kürtlerde toplumsal hafızanın ve kültürel kimliğin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan en önemli kültürel mekanizmalardan biri olarak görülen müzik, özellikle son yıllarda “üretimsizlik”, “tıkanma” ya da “kendini tekrar etme” eleştirilerinin hedefinde. Bu durum telif, dağıtım ve tanıtım, sponsorluk, dijital çağın zorlukları, yasaklar ve ekonomik sıkıntılar gibi hususlarla gerekçelendirilse de sanatçıların yeni ve kalıcı eserler üretmekte güçlük çektiği de bir gerçek. Günümüzde sanatçıların birçoğu düğün salonları ya da ritmik halay müziklerine hapsolmuş durumda. Birçok sanatçı da farklı eserleri orijinalinden farklı bir tarzda icra etmenin (cover) ötesine geçmiyor.
Kürt müziğinde yaşanan tıkanma hakkında konuşan müzikolog Veysi Varlı, söz konusu eleştirileri bunlarla sınırlı tutmadı. Veysi Varlı, “Bir eserin Kürtçe icra edilmesi ile o eserin Kürt müzik geleneğinin müzikal özelliklerini taşıması aynı şey değildir. Eserin dilinin Kürtçe olması, onun aynı zamanda geleneksel Kürt müziğinin melodik, modal, ritmik veya icraya ilişkin özelliklerini taşıdığı anlamına gelmez” diye belirtti.
“Bugün Kürt müziği adı altında üretilen şeylerin ne kadarı Kürt müzikal hafızasının devamıdır; ne kadarı ise yalnızca Kürtçe bir kimlik etiketi taşıyan yeni bir müzik biçimidir?” diye soran Veysi Varlı, mevcut kurumlara dair de birçok eleştiride bulundu. Veysi Varlı, Kürt kültür ve sanat kurumlarının sorumluluğunun sadece Kürtçe eserler üretmek ya da festivaller düzenlemek olmadığına vurgu yaparak, “Temel sorumluluk Kürt müziğini araştırmak, belgelemek, öğretmek, arşivlemek, gelecek kuşaklara aktarmak ve bu birikim üzerinden çağdaş müzikal üretimin gelişmesini sağlamaktır” dedi.
‘Artistik ve taklitçi yaklaşıyoruz’
Veysi Varlı, Kürt müziğine yönelik son yıllardaki “üretimsizlik” eleştirilerine dair, Kürdistan coğrafyasında müziğin rol ve misyonu öldürülüyor. Kürt müziği 3 ayrı tarzda icra edilir. Ritmik ezgiler, gevşek ritimli ezgiler, serbest ölçü ve ritimli ezgiler, ki bu serbest ölçülü ve ritimli ezgilere Türk halk müziğinde uzun hava deniliyor. Kürt müziğinin serbest ölçü ve ritmine sahip ezgilerin yüzde 95’i kadın ağızlı ve yaratıcısı kadındır. Ancak kadınlar bu rolünü unuttu. Rol ve misyonumuzu oynamıyoruz. Artistik ve taklitçi yaklaşıyoruz” dedi.
‘Taklit bize göre bir üretim değildir’
Üretimsizliğin yanı sıra yeni üretimlerin çoğunluğu da eski şarkıların yeniden yorumlanmasına dair konuşan Veysi Varlı, şu ifadeleri kullandı:
“Kendi müziğinin makamını yok ediyorsun. Müziğinin ilkelerini, ritmini ve usulünü yok ediyorsun. Sadece 3 ritme getiriyorsun. Ancak benim müziğimde kendine has ölçü ve ritim kalıpları var. Örnek vermek gerekirse sadece 6-8’lik ölçüye sahip ritim kalıbımız iki şekilde vuruluyor. Birisi hüzün, diğeri dansal olmak üzerinedir. Ancak batıda bu yok. Bu da kendini yok etmektir, yenilenmek değildir. Taklittir. Taklit de bize göre bir üretim değildir. Biz şarkılarımızı Newroz makamından çıkarıyoruz, Beyat, Huseynî, Şehnaz, Gulîzer, Kuçek, Gerdan’ı yok ediyoruz; hepsini la majör, do minör, re majör, re minör v.b. tarzlara çeviriyoruz. Bu da bizi yok oluşa götürüyor. 1907’de İngiltere’de bizden isteneni yapıyoruz. ‘Kim hangi dilde söylerse söylesin, benim gibi söylemek zorunda…’ Biz de onlar gibi söylüyoruz.”
‘Rengimi, sözümü, sesimin sistemini yok ediyor’
Bu durumun büyük bir tehlike olduğunun altını çizen Veysi Varlı, “Müzik bir dildir, evrensel bir dildir. Ses (kelime) yoksa hangi dilde olursa olsun dinleyebilirsin. Hüzünlenebilirsin, eğlenebilirsin. Ancak işin içine söz girdiği zaman, ruh verildiği zaman, o ruhun senin ruhun olması gerekiyor. O ruhu kullanman gerekir. Sen bir Rast makamına sahip olan bir ezgiyiyi sahip olduğu makamı ortandan kaldırıp, ben Nihawendi söylüyorum diyemezsin. Bu benim rengimi, sözümü, sesimin sistemini yok ediyor. O da yenilik değildir” diye ekledi.
‘Gitar ve piyano sistemi ona benzemektir’
“Bugün bizim okullarımızda ya da belediyelerde gitar ve piyano dersleri veriliyor. Gitar ve piyano sistemi Kürt müziği için şudur: Kürt müziğini Türk alfebesine göre yazırsan, Ehmedê Xanê ‘Ahmede Hane’ olur. Piyano ve gitar sistemi de Kürt müziği için aynı şey” eleştirisi yapan Veysi Varlı, “Örneğin klarnet. 50-100 yıldır Kürdistan’da çalınıyor. Batılı bir enstrüman. Onunla deneme yaptılar, Kürt müziğinin hawelerini (Hawe makam anlamında kullanılır) hepsini vurabiliyorlar. Elezîz’de zurna yerine klarnet çalınır. Çünkü o sesi veriyor. Ancak gitarla o sistemi bulmazsın. Kullandığın zaman da ona benzersin. Mesele bu” diye ekledi.
‘Kurumlarımız da rol ve misyonlarını yerine getirmiyor’
Veysi Varlı bu durumu, “20 yıl önce “Lê Amedê Amedê” diyorduk, şimdi “Lê Amedê Amedspor” diyoruz. Acaba o durum mu değişti, yoksa bizim zihnimiz mi değişti. Bence zihnimiz değişti, bakışımız sömürgeciliğin etkisine girdi. Onlar istiyor, biz de onlara hizmet ediyoruz. Başka bir örnek; kurumlarımız da rol ve misyonlarını yerine getirmiyor. Erzurumlu birisi -ismini vermek istemiyorum- düğün ve konserlerinde 22 albümde 380 ezgi söylemiş. Bunlardan 10’unu Kürtçe söylemiş. Onları dinlediğinde Aydın’ın, Delil Dilanar’ın, Şemdin’in, yani Serhatlıların sesinin rengini (sewt) görüyorsun. Dağlı bir ses. Ancak 370 Kürtçe olan şarkıyı Türkçe söylemiş” diye örneklendirdi.
‘4 bin 971 Kürtçe şarkının Türkçeleştirildiğini tespit ettim’
Türkçeye çevrilmiş şarkılara dair ise Veysi Varlı, şu ifadeleri kullandı:
“Bu şarkıların Kürtçesini kim söylemiş, kimden dinleyebiliriz. hepsini tespit ettim. Kürt kültür hareketinin çalışanları ya da sanatçılarından hiçbirisi bu şarkıları söylememiş. Bu şarkıları Kürtçe söyleyenlerin hepsi bizim kültür kurumlarımızın dışında. Bizim kültürel hareketimizden uzak olanlar. Ancak bu hareketin içinde kendini büyütenler, hareket üzerine isim yapanlardan hiçbiri bu Kürtçe şarkıları söylememiş. Acaba o kişi mi suçlu yoksa biz mi suçluyuz. Bunu düşünmek lazım. Bana göre biz suçluyuz. Rol ve misyonumuzu yerine getirmemişiz. Rol ve misyonumuzu yerine getirmiş olsaydık bu şarkıları biz Kürtçe söyleyecektik. Biz gidip batılılar gibi söylüyoruz, dijital medyada kendimizi tanıtmak için taklit yapıyoruz, ancak kendi müziğimizin orjinalliğini seslendirmiyoruz. Birileri de alıp Türkçeleştirir.
28 bin şarkıyı önüme koydum. Bunlardan 4 bin 971 Kürtçe şarkının Türkçeleştirildiğini tespit ettim. Ancak benim ömrüm bin yıl da olsa bunların hepsinin notalarını yazamam, sözlerini deşifre edemem ve bir kaynakçaya dönüştüremem. Kültür kurumlarımızın yönetimlerine, kime dediysem kulağını kapattı. Kimse duymadı, kulak vermedi. Çünkü akademik bir çalışma, sahne üzerindeki bir çalışma değil.”
‘Şarkıları Türkçeleştirip kaydetmişler’
Veysi Varlı Kürtçe şarkıların Türkçeleştirme sürecine dair şunları anlattı:
“Ziya Gökalp 1913’de söylüyor: ‘Darülelhan kurun, memlekette duyulmamış çok şarkı var, onları toplamaya gidelim.’ Konservatuar kuruluyor. Béla Bartók, Donozotti gibi birkaç kişi Avrupa’dan getiriliyor. Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken, Nida Tüfekçi gibi onlarca insan… 1970’e kadar Kürdistan coğrafyasını geziyorlar. Antep’de 260 şarkıyı tek seferde topluyorlar. Amed’e 600’e yakın şarkıyı tek seferde götürüyorlar. Bunu kim yapmış? Yine Kürt. Ayşe Şan 26 Kürtçe şarkıyı Türkçeleştirmiş. Celal Güzelses; buradan 100 metre ötede bir konak var. M. Arif Cizirî ve Hesen Cizîrî ile 6 ay birlikte kalıyorlar. Arif Cizîrî ve Hesen Cizîrî’nin şarkılarını Türkçeye çeviriyor. Arif Cizirî ve Hesen Cizirî de onunla birlikte, anı olarak 3 Türkçeleştirilen şarkıyı Türkçe söylüyor. Bunun (Güzelses) gibi yüzlerce kişi Kürdistan’da gezip, Kürt’ün ağzından alıp Türkçeleştirmişler. Kültür Bakanlığı arşivi ve TRT arşivinde kaydedilmişler. Bugün hepsinin tarihi var. Ne zaman söylenmişler, notaları ne zaman yazılmış, toplandıkları vakitler…
Mahmut Hamidanoğlu, Siverekli. O ve Ayşe Şan “Aydıl Dilo Dilo lo” şarkısını Türkçe söylemişler. Onlar adına kayıtlı. Yine “Aydıl dıl”, “Mardin kapı şen olur”, “Ben de gidem paytakta”… Bunun gibi yüzlerce şarkı Kürtlerden alınıp Türkçeleştirilmiş. Bununla da yetinmemişler; Başur’da Kerkük Türküleri adı altında 86 şarkıyı getirip, onları da Türkçeleştirilmişler. Hesen Zîrek’in de şarkıları Türkçeleştirilmiş. Onlar işlerini yapmış, rol ve misyonlarını oynamışlar. Ancak biz işimizi yapmıyoruz.”
‘Kendi bahçemize sahip çıkmalıyız’
Özümüze dönmemiz gerektiğine işaret eden Veysi Varlı, “Sahne aşamasına gelmeden önce kökümüze dönelim. Kökümüzü düzeltelim, onu kaynak haline getirelim. Kökümüzü araştıralım. O köke göre döneme yanıt olalım. Dönemi taklit etmeyelim. Kendi köklerimize dönmeliyiz. Kurumlarımız artık sahneyi bırakmalı. Bilge olalım, kökümüz üzerinden o bilgeliğimizi kabul ettirelim. Bunun içinde eğitim ve kültür kurumlarımızda, en alt basamaktan en üst seviyeye kadar ortak bir müfredat ve bütünlüklü bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Bu müfredatı hayata geçirecek olanlar ise alanında yetkin, donanımlı ve sorumluluk sahibi eğitmenler olmalıdır. Kürt sanatçılar kendi bahçelerine sahip çıkmalı” diye ekledi.
Veysi Varlı kimdir?
Amed’in Sur ilçesinden Veysi Veysi Varlı’nın müzikle tanışıklığı, babasının kavalıyla başladı. 1975’te Kürtçe müziğe yönelen Veysi Varlı, 1977’de Dilgeş ve Brader ile birlikte Dengê Şoreş grubunda yer aldı ve bugüne kadar 100’den fazla şarkı sözü yazdı. 1988’den sonra şarkı söylemeyi bırakarak “Kürt müziği nedir?” sorusu üzerine araştırmalar yürütmeye başladı.
Erivan Radyosu kayıtlarından çocuklar için hazırlanan ders kitaplarına kadar farklı alanlarda çalışmalar yapan Veysi Varlı, söyleşimizde 28 bin şarkıyı incelediğini ve “4 bin 971 Kürtçe şarkının Türkçeleştirildiğini” tespit ettiğini söyledi.
Veysi Varlı’nın üzerinde çalıştığı bir diğer araştırma ise Sümerlerden günümüze Kürt müziğinin matematiği ve fiziğini ele alıyor. Ancak yeterli imkânların bulunmaması ve Kürt kültürü ile müziği üzerine çalışan kurumların akademik araştırmalara yeterince ilgi göstermemesi nedeniyle bu çalışmasını durdurduğunu belirtti.
Haber: Azad Altay-Berivan Altan \ MA









