İmralı’da tutulan tutsaklar Veysi Aktaş ve Çetin Arkaş, yaptıkları halk toplantılarından yürütülen sürece kadar birçok konuyu değerlendirerek, ‘İmralı’daki esaret son bulmalı’ dedi
İmralı Cezaevi’nde tutulan Veksi Aktaş ve Çetin Arkaş, Medya Haber TV’de yayınlanan özel programa konuk oldu. Her iki isimde İmralı’daki tanıklıklarından, yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne kadar birçok konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
Hüseyin Aykol anıldı
Programda Özgür Basın’ın Piri olarak adlandırdığı Hüseyin Aykol’u anarak sözlerine başlayan Çetin Arkaş, “Hüseyin Aykol basın emekçisi olmasının yanında uzun süre cezaevinde kalan bizlerin bir nevi kahrını çeken, bizleri orada elinden geldiğince dışarıya taşıran değerli bir büyüğümüzdü. O nedenle tüm tutsaklar açısından ayrı bir yeri var. Bu vesileyle onu anmak isterim. Ardıllarının da onun kalemini yerde bırakmayacağına yürekten inanıyorum. Ocak ayındayız Sara, Rojbin Ronahi, Seve, Fatma, Pakize arkadaşlar bu ayda yaşamlarını yitirdiler. Her birisi içinde bulunduğumuz sürecin şehitleriydi. Bu vesileyle tüm yitirdiklerimizi anıyorum” dedi.
Barış zemini toplumsallaşmalı
Çatışmalı 40-45 yıllık sürecin tamamın da her iki taraftan da yaşamını yitiren binlerce insanın olduğunu söyleyen Arkaş, “Bu çatışmalı sürecin acıları yaşandı. Bir sürü ana gözyaşı döktü. Annelerin gözyaşları arasında fark yapmayalım, acılarımızı bir birimizle yarıştırmayalım. Yeni dönemdir bu vesileyle herkesin bu acıda ortaklaşmasını, yeni yılın buna vesile olmasını diliyoruz. Önderliğin geliştirmiş olduğu sürecin son bir yılında, tek bir insan toprağa düşmedi. Birçok insan soruyor işte ‘bu sürecin kazanımı nedir? Pratikte ne yaşandı?’ diye. Ama en başta kimse ölmedi, hiçbir anne ağlamadı denilebilir. Buda başlı başına önemli bir kazanımdır. Bunu kalıcı hale getirmek gerekiyor. Dileğimiz, umudumuz bir daha geri dönüşsüz bir şekilde çatışmalı sürecin son bulması, insanların, tarafların sorunları konuşarak, demokratik siyaset yoluyla, demokratik mücadeleyle geliştirilmesi. Böyle bir zeminin toplumsallaşmasıyla birlikte geri dönüşsüz bir hale geleceğini düşünüyoruz. Bu noktada herkesin elinden geldiği kadarıyla bu sürece su taşıması; diliyle, üslubuyla, fikriyle, sanatıyla hangi konuda yeteneği varsa katkı sunmasını istiyoruz. En kutsal çaba herhalde bu çabadır” diye belirtti.
‘İmralı esareti daha fazla kaldırılamaz’
İmralı’daki süreç artık tecridin son bulmasının ötesinde bir şeye evrilmek zorunda diyen Arkaş, “İmralı’da normal hukuk kurallarına göre yönetmeliğe göre Adalet Bakanlığı’nın genelgesi uygulansın gibi bu artık geçmiş bir şeydir. Bugün gelinen süreçte, Ortadoğu’da yaşana bu altüst ile birlikte içerisinde yaşadığımız bu süreçle birlikte artık İmralı tecridinin kaldırılması gerektiği bir talep olarak ifade etmek artık biraz zamanı geçmiş bir taleptir. Artık ilk aşamada kesinlikle ertelenmeksizin Önderliğin dışarıyla, istediği kişilerle istediği zaman, istediği şekilde temas edebilmesinin koşulu yaratılmalıdır. Umarız ve diliyoruz ki pek yakında böyle bir haber duymak isteriz. Bu noktada umudumuz büyüktür. Bunun gelişeceğini biliyoruz, çabamızda buna yönelik olacaktır” ifadelerini kullandı.
‘Hüseyin Aykol önemli bir sosyalistti’
Veysi Aktaş ise sözlerine şöyle başladı: “Bende Çetin arkadaşın yılbaşına dair temenni ve dileklerine katılıyorum. Aynı şekilde Özgür Basın emekçisi Sayın Aykol’un vefatından dolayı tüm basın emekçilerine ve ailesine baş sağlığı diliyorum. Sadece bir basın emekçisi değil, bir devrimciydi. Önemli bir sosyalistti. Gerçek anlamda sosyalist devrimci duruşun nasıl olması gerektiğini de bize öğretti. Doğru komünal yoldaşlığında nasıl olması gerektiğini kendi yaşamıyla, duruşuyla ortaya koydu. Yine aynı şekilde şehit olan 6 arkadaş şahsında devrim şehitlerinin hepsini saygı ve minnetle anıyorum.”
‘Kürt-Türk ittifakı nasıl güncellenir?’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son bir yıllık bütün çalışmasını “Kürt-Türk ittifakı nasıl güncellenir?” üzerine yaptığını belirten Veysi Aktaş, “2023-2024 arası bütün sohbetlerimiz, okumalarımız bu temeldeydi. Devlet içerisinde bir kesim buna ikna oldu. Devletin bekasının söz konusu olduğunu iyi anladılar. Önderlik Proto-İsrail İsrail teorisini geliştirmişti. Ortadoğu’da bir İsrail için bir Türkiye Cumhuriyetine ihtiyaç vardı. Bir anlamda geçiş ya da bir köprü olarak kullanıldı. Bugün ise Önderlik post-İsrail gibi bir gelişmenin olduğunu söylüyor. Ne demektir post-İsrail? İsrail’in varlığını koruyabilmesi için bir Kürdistan’a ihtiyaç var. Ama kendi denetimde bir Kürdistan’a. Bu yüzden var olabilmesinin onunla ilişkisi demek Kürtlerin tümden artık Türkiye’yle önemli bir oranda ilişkisinin kesilmesi anlamına gelir. Bunu bir kesim çok iyi anladı ve Önderliğe geldiler. Yaşanan ekonomik siyasi krizler var, bu krizleri çözemediler. Bu devlete büyük yük olarak bindi. Artık sürdürülemez bir sistem gerçekliği var. Böyle bir sürece adım atması gerekiyordu. Ama esas belirleyici faktörlerin bu olduğunu bilmek gerekiyor. Biraz bu faktörler bu süreci geliştirdi” diye ifade etti.
‘Sürecin başlaması ile yer değiştirildi’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte ilk olarak Abdullah Öcalan’ın yerinin değiştirildiğini belirten Veysi Aktaş, devamında şunları söyledi: “Bizim bulunduğumuz koridora getirildi. Üç tane oda birleştirildi. Önderliğe bir yer yapıldı. İşte o zaman Önderlik Mandala örneğini verdi. Sonrasından öğrendiğimiz kadarıyla gerçekten de devlet içerisinde bir kesim norm devletini savunan güçler ya da kesimler Önderlikle ilişkilenmeyi, bir diyalog kurmayı istemişler. Fakat o norm dışı güçler biraz daha zayıflatalım, biraz daha süreci uzatalım, biraz daha onları güçten düşürelim diyerek ilişkilenir gibi bir mantıkla yaklaşıyorlardı. Sonra tehdit giderek büyüyünce İsrail’in özellikle tutumu, bölge müdahalesi, İngiltere’nin, Amerika’nın bunu desteklemesi Türkiye’yi oldukça zorladı. Bu gidişatın doğru olmadığı, Kürtlerin tümden Türkiye’den kopabileceğini çok iyi gördüler.”
‘Hareket önderliğin arkasında duruyor’
“Eğer bu süreç başarıya gitmezse, Barış ve Demokratik Toplum Süreci nihayete ermezse Kürtler bir daha kolay kolay Türkiye ile beraber olamaz” diyen Veysi Aktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şunu iyi bilmek gerekiyor, devlet için iyi bir fırsattır, bizim için de öyle. Önderlik her şeye rağmen ‘Demokratik ulus temelinde Ortadoğu’daki bütün sorunların da çözülebileceğine inanıyorum. Yahudiler de bunun bir parçası. Fakat bütün milliyetçiliklere karşıyım. Çünkü ben sosyalist bir insanım ve sorunu ben Türkiye ile çözmek istiyorum’ diyor. Doğru yaklaşım bu aslında. Parti de bunu kabul etti. Bazı kesimler dağılım bekliyordu. Ama hareket olduğu gibi Önderliğin arkasında duruyor. ‘Baş müzakerecimiz Önder Apo’dur dedi.”
‘Önderlik bütün görüşmeleri bizimle paylaşıyordu’
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya değinen Veysi Aktaş, “Devlet Bahçeli’nin açıklama yapacağından haberimiz yoktu. Ama Öndelik bir girişim olacağını bekliyordu. Büyük bir sürpriz de değil. Bahçeli’nin çıkışta kullandığı dil, söylem Önderliğin bir yıldır zaten işlediği bir şey. Ortaya masaya koyduğu çözümün Kürt-Türk ittifakının güncellenmesine geçtiğini zaten söylüyor. Bu da nereden geçecek? Barıştan geçecek. Sen barışı yaparsan kardeşlik hukukunu da yeniden güncellersin ona göre. Demokratikleşmeyi de bu zemin üzerinden kurucu bir zemin olur senin için barış. Önderlik ‘O çağrıya yanıt verilmesi gerektiğini düşünüyorum’ dedi. Bunun devletin çağrısı olduğunu ifade etti. Önderlik bütün boyutlarıyla çözüme hazırdı ve karşısında ‘bu riski üstlenebilecek Mustafa Kemal ayarında birini istiyorum’ diyordu. Beklentisi de bu temeldeydi. Önderlik hemen hemen bütün görüşmeleri bir şekilde bizimle paylaşıyordu. Hem bir eğitim aracı hem yoldaşlığın gereği olarak da katıyordu. Önderlik, sürecin nasıl ilerlediği, görüşmenin hangi temelde yapıldığı, bir sonraki görüşmenin neyin üzerinde olacağı, buna ilişkin neler söylenebileceği, varsa bu konuda görüş, düşünceleriniz, önerileriniz, eleştirileriniz onları da rahatlıkla yapabileceğimiz zemini oluşturuyordu. Önderlik yaptığı görüşmeler bir şekilde gelip geç de olsa gecenin herhangi bir vaktinde de olsa arkadaşlarıyla paylaşıyordu” diye konuştu.
‘Manifesto yeni bir kimlik yaratır’
Abdullah Öcalan tarafından yazılan Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun yazılmasının 27 gün sürdüğü bilgisini veren Veysi Aktaş “1-2 gün artı eksisi olabilir. Günlük 6 saat Önderlik değerlendirme yapıyordu. Bizim o 6 saatlik çözümlememiz biraz zaman alıyordu. Ama 27 güne sığdırıldı. Önderlik sadece 6 saatin arasında 1 saatlik bir ara veriyordu. Önderlik için oldukça zorlayıcı bir dönemdi. Önderliğin o temposu bir biçimde o sürecin hızla aşılmasına yol açtı. Manifestonun aslında zihniyet değişimi ile ilgili bir boyutu var. Manifesto yeni bir kimlik yaratır, yeni değerler ortaya koyar, yeni ilkeler belirler. Bizim açımızdan da böyle bir sürece ihtiyaç vardı. Çünkü hareket de tıkanmıştı. Hareketin de tıkandığı hususlar vardı. Teorik düzeyde tıkandığı, yeterince güç getiremediği ve sorunların da farklılaştığı çünkü bölgeye müdahale ediliyor. İsrail, ABD, Rusya eliyle birçok kesimin bölgeyi düzenleme çabası var. Önderlik biraz evrensel boyutunda gözeterek bunu bir ihtiyaç olarak gördü. Sosyalizmde bir tıkanıklık da yaşanıyordu” diye belirtti.
‘Büyük emekler var’
PKK’nin fesih kararının kendisinde nasıl bir etki bıraktığını anlatan Veysi Aktaş, “Önderlik ‘Kürt Özgürlük Hareketi’nin Önderi olarak son kez sesleniyorum. Ama o zaman kullandığı kavram şuydu; Kürdistan Demokratik Kominler Birliği’nin de üyesi olarak ilk kez sesleniyorum size. İşte harekete dönük çağrısıydı. Hareket bunu olumlu karşıladı. Ona bir yanıt geliştirdi. Bizlerin duygusu neydi? Sonuçta sen PKK ile kimlik bulmuşsun, PKK ile var olmuşsun. Bu kimlikle kendini tanımlıyorsun. Bu değerlere ait hissediyorsun. Ve o zihniyetten kolay kolay kopamıyorsun. Çünkü büyük fedakarlıkla, büyük emekler var. Bu büyük bir üzüntü de yaratıyordu. İki duyguyu bir arada yaşadık. Hem sevinç ama öte tarafta bir hüzün vardı. Ama Öndelik ‘ben rahatladım’ dedi. Üzerinden büyük bir yük kalktı. ‘Yıllardır bu müdahaleyi yapmak istiyordum’’ dedi.
‘Hareketle halk arasında gönül bağı var’
PKK’nin fesih kararının halkta karşılığı ve verilen tepkilere değinen Çetin Arkaş ise “Bazıları hareketle halkın bağını çok iyi anlayamıyorlardı. Hareket Kürtler açısından ne anlama geliyor? Duygu dünyasında, düşün dünyasında nasıl bir etki üretmiş? Bunu propaganda amaçlı farklı anlatabilirsin herkese. Yıllarca böyle anlatıldı. Fakat o tablo, o meydandaki hüzün ve duygu yoğunluğu sanki bir anne evladını kaybetmiş gibi, sanki bir beden ruhuyla vedalaşıyormuş gibi. Böyle bir duygusal algı oldu. Kendine ait bir parçayı bugüne kadar hep benliğinde taşıdığı bir parçayla vedalaşıyormuş gibi. Bu hüzün yaratır, mutluluk yaratmaz yani. Bu hareketle halk arasındaki bağı zora dayalı, silahın gücüne dayalı ondan sonra işte bir takım mekanizmaların zorlamasıyla gelişmiş bir bağ göremezsin. Bir duygusal bağ var, bir gönül bağı var. Dolayısıyla böyle kendinden bir parçayı yitirmiş gibi hissediyor. Orada düğün dernek oynayamaz bu halk. Elbette hüzünlenecek. Bunun anlaşılması lazım. Bunu sosyolojik, psikolojik olarak okunmasını iyi yapılması lazım. Oradan alınması gereken mesaj bu halkla bu hareket bütünleşmiş. Bunu sosyologlar kadar devletin de iyi analiz etmesi lazım” diye konuştu.
‘Sonsuz bir bağlılık var’
Abdullah Öcalan’ın hiçbir zaman halkı aldatmadığının altını çizen Çetin Arkaş, “Bunu halk çok iyi biliyor. Hareketin tamamı Başkanın arkasından gözü kapalı gittik. Hareketin tamamı öyle gitti. Onun arkasında uçurum da olabilirdi. Ne bileyim düzlük de olabilirdi. Bir cennetlik mekan da olabilirdi. Sesi tanıyorduk, sese gittik. İnançla gittik. Ama bugün biliyoruz Başkanın ne yapmaya çalıştığını, kestiriyoruz. Hem inançla gidiyoruz, hem bilinçle gidiyoruz. O nedenle yaratmış olduğu pratik, güven bu halk toplantılarında şahitlik ettiğimiz husus, sonsuz bir bağlılık var Önder Apo’ya” dedi.
‘Narin Kürdistan’dır’
Kastik katil ve Narin Güran cinayeti ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Veysi Aktaş, “Yaptıkları bir kültürdür. Bir eril zihniyettir. Ve bu bütün uygarlıklara damgasını vurmuş. Ne yazık ki bu zihniyet sosyalist hareketlerde bile aşılabilmiş değil. Kadın sorunu orada bile çözümlenebilmiş değil. Önderlik kökenin orası olduğunu iyi tespit etmiş. Kastik kültürü iyi çözümlemiş. Bugün nasıl bu kastik kültürün aşılabileceğine dair çözüm yöntemini de orta; Komün’dir. Komün’e dönüş derken eskiyi tekrarlama manasında demiyorum. Onun güncellenmesidir aslında. Komün’in güncel koşullara uyarlanmasıdır. Buna kadın öncülük edecek. Zaten manifestolar toplumsal sorunlara yanıt olmak için yazılır. Önderlik ‘Bunun altında başka bir şey var. Narin, Kürdistan’dır. O kavramı o zaman kullandı. Kürdistan’daki bütün genç kızların şu an karşı karşıya olduğu tehdittir bu. Bu tehditle her an karşılaşabilirler. Her an bu risk var. Peki bunun tedbirini ne kadar alıyorsunuz? Ne kadar geliştiriyorsunuz? Onu sorgulamaya başladık. Bunu çözmek için ne yapılması gerekiyor? Bunun İslamcı, faşist, milliyetçi eğilimlerle de ilişkisini iyi kurdu. O köyde de yaşanan durum bununla ilişkili. Aynı zamanda o Narinin ölümü aslında birçok şeyin saklanmasıydı. Yozluk en dip noktaya vurmuş. Birbirleriyle ilişkilerine bakın, etik kalmamış, ahlak kalmamış. Toplum böyle çöker. O yüzden Önderlik ‘Narin Kürdistan’dır dedi” ifadelerine yer verdi.
‘Gerçekçi olmak lazım’
“Süreç artık bundan sonra geri dönülemez bir noktaya gelmiştir demeyi çok isterdim” diyen Çetin Arkaş, “Bundan sonra düz bir yola çıkmış Bundan sonra önümüz demokratik bir toplum ve barış istikametine hızla gidiyoruz demeyi çok isterdim. Bu hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelmez. Bazıları soruyor ‘bu bir sene içerisinde ne oldu elde bir şey yok’ diye. Ölüm yok. Yeni kayyumlar yok. Dağlar bombalanmıyor. Bir takım tutuklamalar yok. Toplantılar yapabiliyoruz, konuşabiliyoruz… Fakat bunlar zaten normal asgari düzeyde demokrasinin işlediği toplumlarda zaten olması gerekenler. Normal hukuk devletlerinde bile olması gerekiyor. Ne iyimser olalım, ne kötümser olalım. Gerçekçi olalım, izleyelim, görelim” ifadelerini kullandı.
‘Barış tek taraflı olmaz’
Kürdistan ve Türkiye’nin birçok yerinde yapılan Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’nda öne çıkan değerlendirmelere yer veren Arkaş, “Bu toplantılar Önderliğin isteğiydi. Diyordu ‘Beni anlatın. Halkı dinleyin. Ne diyorlar ne istiyorlar.’ Biz bunların birçoğunu da Önderliğe yansıtacağız. Halkın durumu bu, beklenti bu, kaygılar bu talep bu diye aktaracağız. Dolayısıyla bu toplantılarda en öne çıkan husus şuydu: Önderliğe karşı sonsuz bir bağımlılık var. Şimdi benden 20 yaş büyük anneler geliyor ‘Önderliği hangi elinle tutmuşsun ver o elini öpeyim’ diyor. Anamın yaşındaki bana öyle söylüyor, insan eziliyor. Her il ve ilçede daha önce bu tür toplantıları düzenleyen arkadaşların bize söylediği ‘son 10 yıldır hiç böyle bir heyecan böyle bir katılım görmemiştik’ oldu. 3 ana başlık vardı halkla diyaloglarımızda, bir Önderliğin durumu, iki sürece dair kaygılar, üç bizim iç sorunlarımız. Önderliğin Ada’daki durumuna ve yaşamına dair müthiş bir merak var. En küçük bir anektod, Önderliğin yaşamına dair en küçük bir anlatım çok fazla merak ediliyor. En fazla ilgi uyandıran sonuçlardan bir tanesi bu.
İnsanların sürece dair kaygıları var. Bir ortak gözlemimiz de şuydu: İnsanlar doğru bilgilendirilmemiş. Halkı bilgilendirmesi gerekenlerde doğru bilgiye sahip değil. Sürecin doğru anlatılması konusunda birtakım kaygılar var. Çünkü çok yoğun psikolojik savaşta var. Şurası böyle gitti, burası böyle gitti, şurada teslim oldular gibi. Eğer barış inşa edilecekse bu sefer ‘yenme yenilme’ hikayesini bir tarafa bırakın. Bu iyi bir şey değil. Sen barışı yenme-yenilme üzerine koyarsan orada kalıcı bir barış çıkmaz. Biz burada Kürt-Türk barışını sağlayabilirsek bu sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacak. Demokratikleşmiş bir Türkiye’de, Kürt meselesini aşmış bir Türkiye’de Suriye patlamaya hazır bir dinamit kuyusu gibi kalmaz. Orada da demokrasinin yansıması olacak. Tüm Ortadoğu’ya iyi gelecek bir şeyden bahsediyoruz. Demokratik Ulus bir şemsiye ise onun altında tüm halklar kendi köklerini yaşayacak. Ortadoğu’da her halk ve her inanç kendi hür köküyle yaşayacak ama bir birlerine karşı sorumluluk anlayışı da gerçekleştirecek. Dolayısıyla niyet ve temennimiz barışa giden yolu güçlendirmektir” diye belirtti.
Paradigmanın Toplumsallaşması
Paradigmanın toplumsallaşması, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hayat bulması için neler yapılmasına dair konuşan Veysi Aktaş, “Bu aslında hem Kürtler açısından bir örgütlülük çağrısıydı hem Demokratik Türkiye’den yana olanların örgütlülüğüydü. Burada onu ifade ederken norm dışı devlete karşı örgütlenmek. Zaten bütün süreçleri akamete uğrattılar. Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyen savaştan beslenen bir kesimdir. İlk kez devlet bu sorunu ‘Önderlikle çözelim’ noktasına geldi. Türkiye’de devlet Önderliği işaret ediyor. Paradigmayı geliştiren Önderlik, adımları atan önderlik. Norm devleti ilk kez Türkiye’de gelişme şansı yakaladı bu süreçle beraber. Bizim açımızdan da Demokratik Toplum inşa sürecidir. Demokratik Toplumla Demokratik cumhuriyetin birleşmesi. Bizim Demokratik Entegrasyon dediğimiz olay da bu zaten. Demokratik siyaset yapma olanağına ve kendini örgütleme olanağına sahip olacak. Bunun imkanları yaratılırsa, bu temelde bir örgütlenme, bir ittifak da gelişirse Demokratik Devrim dediğimiz olay Türkiye’de gerçekleşir. Yüzyıllık bu serüven demokratik süreçle taçlanır” dedi.
‘Her hafta kadın sorununu tartışırdı’
Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü ve sorununa dair düşünlerini paylaşan Veysi Aktaş, “2024 yılları başlarındaydı sanırım. Önderlik sosyalist olmanın ölçütü olarak kadınla kurulan ilişkiyi öne aldı. Volta atıyorduk, ‘sosyalist olmanın ölçüsü nedir’ diye sordu. Hepimiz bir şeyler ifade ettik. Sonra getirdi bunu kadınla olan ilişkiyle bağlantılandırdı. Önderlik o zaman Marx’ın kadınla ilişkisini analiz etti, Stalin’in, Lenin’kini değerlendirdi. Bir sürü tarihsel örnekler verdi. Birde kendi yaşadığı deneyim var onu ortaya koydu. ‘Ne yazık ki bu ilişkinin bende nasıl gerçekleştiğini bir türlü anlamadı hareket’ dedi. O zaman sürekli tekrarladığı bir şeyi o zaman da tekrarladı. ‘Ben onca yıl bir yılanla aynı odada nasıl yaşadım, bu nasıl bir psikolojidir, nasıl bir ilişkin biçimidir, nasıl bir sabırdır. Hatta en son o terk etiği gitti. Gittiğinde ohh dedim. Normalde bir Kürt için kadın gittiğinde onun için onur kırıcı bir şeydir. Ama bende böyle değil tam tersine üzerimden ağır bir yük kalktı’ diye değerlendirdi. Bu çok çarpıcı bir yaklaşımdır. Bizim açımızdan herhalde en uzun tuttuğumuz not bu konudaki notlarıydı. Önderlik neredeyse haftada bir mutlaka kadın sorununu tartışır, ele alır ve işlerdi. Bu anlamda ilkesel duruşunu orada da korurdu” diye konuştu.
‘Annemle yeniden tanıştım gibi hissettim’
Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü çözümlemelerinden etkilendiğini belirten Çetin Arkaş, “Önderliğin kadın çözümleri bugünden başlamış değil. 1990’lı yıllarda adım adım gelişen. Her gün daha fazla derinleşen, bazıları tekrarmış gibi gözüken ama sondaj gibi aşağıya doğru gelişen bir derinlik söz konusu. Biz feodal, kadının biraz ötekileştirildiği bir toplumda büyüdür. Dolayısıyla o erkeklik bilinçsizliği hepimizin ruhuna bir biçimiyle işledi. Ben hareketle, öndelikle buluştuktan sonra kendimi kadınla yeniden tanışmış gibi, hatta annemin özgünlüğünde, annemle yeniden tanışmış gibi hissettim. Bir annenin evladı olarak doğduğunu ve yaşadığın hissediyorsun. Önderlik ve hareket bize şunu gösterdi; herkes bir anneden doğabilir ama milyonlarca ailenin hayırlı evladı olarak yaşayabilir. Fiziki olarak annemiz, kız kardeşimiz var. Sendeki bu değişim ve dönüşüm sahici ve özümsenmişse milyonlarca kız kardeşin olabilir. Onlarda doğru yoldaşlık kurabilirsin. Teorik bilmelerimiz daha önde ama değişim ve dönüşüm noktalarımız geridedir. Aynı şeyi Önderlik kadın arkadaşlar içinde söylüyor, ‘Eğer sizi serbest bırakırsam çoğunuz günün kadını ve erkeği olursunuz.’ Kürt kadınları Ortadoğu ve dünyada parmakla gösterilen bir değişim-dönüşümü yaşadı ama bu noktada sakın ola ki değişim ve dönüşümü durdurmayın, savaşı kendinizde durdurmayın gibi bir uyarısı var” dedi.
‘Önderlikle özgürce buluşma yılı olsun’
Veysi Aktaş, son olarak şunları söyledi: “Eğer barışı düşünüyorsak, yeniden kardeşliğin güncellenmesini düşünüyorsak buna göre yaklaşmak zorundayız. Bu anlamda biraz sağduyuya ihtiyaç var. Kolay değil zihniyet değişimleri. Barış da zor bir iş. Eğer demokratik siyasete katılamayacaksa bu insanlar ne yapacaklar? Bu sürecin temel özelliği, niteliği bu. Şiddetin dışında kendisini örgütleyecek, demokratik siyaset yapacak. Demokratik siyasetten kast ettiği gidip bir milletvekili olmak değil. Hiçbir arkadaşın böyle bir talebi, arayışı yok. Arkadaşların istediği halkın içerisinde, demokratik siyaset yapabilmek, kendini örgütleyebilmek, toplumsallaşa bilmek. Yeni bir yıla girdik. Bu yeni yıl Türkiye açısından bir barış, demokratikleşme, kardeşliğin inşa süreci olsun. Kürtler açısından da Önderliğiyle özgürce buluşma yılı olsun. Dileğim bu.”
HABER MERKEZİ









