• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Ocak 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Evindar Ararat: Kürt halkıyla ittifak yapan kazanır

24 Ocak 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Manşet, Ortadoğu, Söyleşi

PAJK Koordinasyonu Üyesi Evindar Ararat ile hem Rojava’yı hem de Ortadoğu’yu konuştuk

  • Burada açık ki çok kirli bir plan devreye konulmuştur. Önderliğimizin dediği gibi ‘darbe habitusu’ bazı güçler tarafından devreye konuldu. AKP-MHP’nin çözüm diye bir niyeti yok, yine iktidarını sürdürmede ‘Kürtler kurban mı ediliyor’ sonucuna varıyoruz
  • Önder Apo, içerde veya dışarda darbe ikliminin her an gelişebileceğini ve bunun süreci ciddi etkileyebileceğine ilişkin uyarılarını Türk devletine sürekli yapmaktadır. Norm dışı hiçbir güç meşru değildir ve tehlikelidir. Bu güçlerin her zaman darbe habitusu yani zemini vardır
  • Önder Apo, Türk devletine belki de son bir şans vermek istemiş, tarihsel Kürt-Türk ittifakına dayanarak birlikte özgürce yaşayıp tehlikeleri bir kez daha bertaraf edebileceğimizi hem bizlere hem de Türk devletine ifade etmiştir. Bu şansa en fazla ihtiyacı olan Türk devletidir

Nezahat Doğan

Kürtler ve halklar Suriye ve Ortadoğu’da ciddi bir komployla karşı karşıya. Rojava ve Kobanê saldırı altında… Bu komplonun merkezinde Kürtlerin kimliği, statüleri ve kazanımları hedef alınıyor, pervasızca bir özel savaş yürütülüyor. Kürtler savaş istemiyor. Müzakere, diplomasi, diyalog, çözüm diyor.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın vurguladığı iki yüz yıllık böl-parçala-yönet stratejisi bugün de işletilmek isteniyor, darbe habitusu devreye konuluyor. Bölgesel güçler ve ABD-İsrail ittifakı Türkiye iktidarını da oyunun içine sokarak Geçici Şam Yönetimi üzerinden Kürtlere saldırıların arkasında duruyor. Türkiye bu oyunun içinde aldığı rolle tarihi bir fırsatı, geleceği için tek şans ve tek yol olan Türk-Kürt ittifakını geri dönülmez risklerin içine atmak gafletine doğru ilerliyor…

Peki, yeni kurulmak istenen çıkar dengelerinde Kürtler nasıl bir engel olarak görülüyor? Uluslararası hesaplarda bölge nasıl bir kaotik süreçten geçiyor? Kürtler üzerine hangi hesaplar yapılıyor? Diploması ve diyalog alanları daha nasıl güçlendirilebilir? Kürtlerin örgütlü direnişi ne mesaj veriyor? İçerdeki barış sürecini de hedef alan bu komplo nasıl bertaraf edilir? DAİŞ tehlikesi tekrar hortlatılırken bu tehlike hepimizin yanı başında değil mi? Şimdi insanlığın kötülüğe karşı yekpare tek yumruk direnişle örgütlü birliktelikle oyunlar nasıl bozulabilir? Tüm bu soruları, Suriye’deki saldırıları, Ortadoğu denklemi, Rojava direnişini ve toplumların saldırılara karşı örgütlülüğünü PAJK Koordinasyonu Üyesi Evindar Ararat ile konuştuk.

  • Savaşın, şiddetin, çatışmaların olduğu ağır bir dönemden geçiyoruz. Savaşın ve barışın masada paralel yürütüldüğü yerde bu saldırıların amacı nedir? 

Yıllarca karşılıklı mücadele eden, savaşan kesimler için barışın zeminini oluşturmak, barış dilini, zihniyetini ve somut koşullarını yaratmak hep zor olmuştur. Ancak şu da bir gerçek; savaşanlar barışabilir. Bu tarihi fırsatı kaçırmamak için sadece Önderliğimizin, hareketimizin ve Kürt halkının iyi niyetli adımları yetmeyecektir. Barıştan, demokrasiden, özgürlükten yana herkesin barışı ve demokrasiyi ilmek ilmek örecek ortak örgütlü mücadele ve eylem halinde olmasına ihtiyaç var.

  • Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Süreci çok kırılgan ve hassas bir zeminde mi ilerletilmeye çalışılıyor? Bu sürecin şu anki konjonktürel gelişmeler, bölgesel ve uluslararası ilişkiler, çelişki, çatışma ve pazarlıklar açısından nasıl bir hassasiyet ile yürütülmesi gerekiyor?

Öncelikle AKP-MHP iktidarı çokça kardeşlikten bahsetse de Kürt düşmanlığından aslında vazgeçmiş değil. Kendi sınırlarındaki Kürt sorununu çözmek yerine tüm parçalardaki Kürt kazanımlarını hedef alma, kendisi için bir tehdit olarak görme stratejisini, inkârcı zihniyetini ısrarla devam ettiriyor.

  • Halep’te başlayan saldırılardan sonra Rojava ve Kobanê’ye saldırılarla halkların demokratik değerlerini kendisi için tehlike gören bir iktidar nasıl Kürtlerle barışı sağlayacak?

İşte halk bundan dolayı devlete güvenmediğini her fırsatta dile getiriyor. Türkiye’de barış ve çözüm sürecini yürütüyorum derken Suriye’de Kürtlerin haklarını güvenceye alacak bir müzakere süreci yürütmelerini engelleme, sabote etme temelinde bir siyaset yürütülüyor. 6 Ocak’ta Şêxmaxsûd ve Eşrefiye mahallelerine Türkiye’nin yıllardır eğittiği, Efrîn ve Halep’i işgal ettirdiği çeteleri Suriye ordusu adı atında saldırtmasının Kürtlerle barış ve çözüm arayışı ile ne alakası var? Bu saldırı bir yıldır çözüm eksenli sürdürülmeye çalışılan diyalog sürecini boşa çıkarma, hatta bitirmedir. Bir yanda Kürtleri isim ve kıyafet değiştirmiş DAİŞ çeteleri eliyle katlederken, kendi topraklarındaki Kürtlerle barışı sağlayamazsın.

  • Kardeşleri katledilirken Kürtler nasıl barışı tartışacak? Bu sorunun yakıcılığında nasıl bir plan devreye girdi?

Burada açık ki çok kirli bir plan devreye konulmuştur. Önderliğimizin dediği gibi “darbe habitusu” bazı güçler tarafından devreye konuldu. AKP-MHP’nin çözüm diye bir niyeti yok, yine iktidarını sürdürmede “Kürtler kurban mı ediliyor” sonucuna varıyoruz. Her ikisinin de çok tehlikeli sonuçlar doğuracağı görülmek durumundadır. Bir an önce devlet bu sorunun yakıcılığına göre hareket etmeli, çözüm niyeti varsa ikili politikalarından vazgeçmelidir.  Rojava’ya yönelik saldırılara karşı herkes tavır almalı. Orada savaş, katliam, etnik temizlik varken Türkiye’de barışın ve kardeşliğin zemini de ortadan kaldırılıyor.

  • Demokratik siyasal mücadeleyi sağlayan hukuk olmalı ama ortada adım yok. Olmadığı gibi bu savaşın çatışmaların şiddetinde Türkiye siyaseti, komisyonun çalışmaları bir güvence veriyor mu?

Demokratik cumhuriyetin inşası ve demokratik siyasetin gelişmesi için hukuksal mücadele çok önemli. Bu konuda devletin atması gereken adımlar var. Bir de bizim geliştirmemiz gereken bir mücadele var. Yeni sürecin gidişatı ve komisyonun çabaları bizim için de toplum nazarında da yeterli değil ve güven vermiyor. Oyalama ve zamana yayma var. Hatta Suriye’de yaşanan son gelişmeler bu konuda kaygıları daha fazla arttırmıştır. Suriye-Halep’te yaşanan saldırıların arkasında Türk devletinin olduğunu bugün Türk basını bile gizlemiyor. Abdulkadir Selvi’nin bir köşe yazısında bu açık ifade edilmişti. Devlet yetkililerinin açıklamaları, kullandıkları tehdit dili, Arap milliyetçiliğini tahrik etmeleri bunun açık göstergesidir. Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik Colani iktidarının, özünde ise DAİŞ artığı çete gruplarının saldırısı ve yaptıkları katliam Kürtlere karşı etnik temizliktir, soykırım saldırısıdır. Hiç kimse bunu meşru gösteremez.

  • Bu yapılanlar Kürtler açısından devletin ve iktidarın samimiyetinin ve samimiyetsizliğinin test edilmesi anlamına mı geliyor?

Hem bizler hem de özellikle Kürt halkı tarafından tabii ki test ediliyor. Biz bugün devlet ve komisyonun güvencesinden çok Önder Apo’nun perspektifiyle bu süreci yürütüyoruz. Şêxmexsûd ve Eşrefiyê’de halkımıza karşı yapılan katliam, göçerme, talan, işlenen savaş suçlarını AKP-MHP iktidarı ve medya trolleri meşru göstermektedir. DAİŞ’in devamı olan bu çeteleri yıllardır MİT eğitiyor, yönetiyor. Türk devletinden bağımsız bu saldırıları yapamazlar. İktidarın kullandığı dil ve geliştirdiği ilişkiler zaten bir ortaklığı gizlememektedir.

  • Bu saldırılarla Türkiye’deki diyalog ve çözüm süreci nereye gelmiştir? Bu haliyle ne kadar devam eder, neye evrilir? Çok kırılgan bir aşamaya mı gelindi?

Süreç darbe almıştır. Devlet Bahçeli “Kürtlerin kanı bizim kanımızdır” derken Halep’teki, Rojava’daki Kürtleri kardeş değil düşman görüyor, orada akan kanın Kürtlerin kanı olduğunu yok sayıyor. Bu zihniyet, bu dil, bu siyaset hiç kimseye güven vermiyor; Kürt-Türk kardeşliğini değil ayrışmasını körüklüyor. Halkımızın Türk devletinin inkârcı-soykırımcı politikalarının sürdürülmek istendiğine dönük derin bir şüphesi son saldırılarla birlikte daha fazla gelişmiştir. Özgürlük mücadelemiz ve halkımız süreci çok yönlü değerlendirebilecek ve alternatif mücadele yöntemlerini geliştirebilecek bir düzeydedir. Biz bu toprakların en kadim halkıyız. Sosyolojik olarak kültürel genlerimiz ve zulme karşı direniş geleneğimiz bin yıllardır varlığını sürdürüyor.

  • Bu topraklarda kim varlığını korumak istiyorsa bu Kürtlersiz olamaz, gerçekleştirilemez mi diyorsunuz?  Tarihten tersler çıkarılmıyor mu ya da nasıl bir tarihsel yüzleşme yapmak gerekiyor?

Bugün varlık ve özgürlük sorunumuzu hukuki güvence altına almaya çalışıyoruz. Bu konudaki mücadelemizi her koşul altında sürdürmekte kararlıyız. Her ne olursa olsun dönüp dolaşacağımız yer yine bu nokta olacaktır. Bu açıdan mücadelemiz iki boyutlu devam etmektedir. Birincisi kendi toplumsal sözleşmemizle demokratik komünal örgütlenmemizi tüm halklarla, ezilenlerle birlikte geliştirmek; ikincisi halk olarak yasal, anayasal hukuki mücadelemizi sonuç alıncaya kadar sürdürmektir. Ancak mevcut durum hukuki, siyasi mücadelenin zeminini ortadan kaldırmaktadır. Hareketimize, halkımıza dayatılan “ya teslimiyet ya ölüm” ikilemidir. Zorla, şiddetle şimdiye kadar sonuç alınmamasına ve böylesi tarihi fırsata rağmen tekrar şiddetin, katliamın devreye konulması tarihi bir hatadır. Bu açıdan Türk devleti bu tarihi son fırsatı iyi değerlendirebilmelidir. Kürt halkıyla bu süreçte ittifak yapan kazanır. Tarih bunu birçok kez ispatlamıştır.

  • Devrede olan tam da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uyarılarda bulunduğu darbe mekaniği mi?

Önder Apo, içerde veya dışarda darbe ikliminin her an gelişebileceğini ve bunun süreci ciddi etkileyebileceğine ilişkin uyarılarını Türk devletine sürekli yapmaktadır. Norm dışı hiçbir güç meşru değildir ve tehlikelidir. Bu güçlerin her zaman darbe habitusu yani zemini vardır. Türk devletinin bu saatten sonra ağırdan alma lüksü yoktur. Ağırdan alıp eskisi gibi yeni saldırılar için zaman kazanma olarak bu süreci değerlendirmeye kalkarsa bu sefer stratejik olarak birçok şeyi kaybedebilir. Rojava’da Kürtlerin katliamı, etnik temizliği olurken Türkiye’de barışa dair umutlu olun, biz kardeşiz demenin hiçbir anlamı olamaz, inandırıcılığı hiç olamaz.

  • Türkiye’nin burada ivedilikle yapması gereken nedir?

Türk devletinin yapması gereken sürece samimi ve stratejik yaklaşarak bir an önce Kürt-Türk ittifakının güçlenmesi için bu süreci hızlandırmasıdır. Bunun en temel koşulu da Önder Apo’nun süreci geliştirebilmesi için fiziki özgürlüğünün sağlanması ve koşullarının değiştirilmesi, Rojava’ya yönelik düşmanlığın ve saldırıların durdurulmasıdır.  Bu nedenle norm içi güçlerin inandırıcı olabilmeleri için norm dışı güçleri kontrol altına almaları ve bertaraf etmeleri çok önemlidir.

  • Kürtler yalnızlaştırılmak mı isteniyor? Kürtler alternatifsiz mi?

Kürtler alternatifsiz değildir. Kürtler, DAİŞ’e karşı verdiği mücadele ile dünya kamuoyunda, toplumun vicdanında yer edinmiştir. Bugün Kürtler, varlığını ve özgürlüğünü korumak için tüm seçenekleri gerektiğinde masada tutabilecek dirayete de sahiptir. Önder Apo, Türk devletine belki de son bir şans vermek istemiş, tarihsel Kürt-Türk ittifakına dayanarak birlikte özgürce yaşayıp tehlikeleri bir kez daha bertaraf edebileceğimizi hem bizlere hem de Türk devletine ifade etmiştir. Bu şansa en fazla ihtiyacı olan Türk devletidir.

  • Merkeziyetçi ve tekçi yapının Baas rejiminden ve kaostan ne farkı var? Neden halkların bir arada yaşayacağı demokratik sistem Rojava modeli hedef alınıyor? DAİŞ barbarlığı ve dehşeti bu kadar çabuk mu unutuldu? Colani kim?

Suriye’de çeteleri halkımıza saldırtarak Türkiye’de barış asla sağlanamaz. Suriye’de Kürt, Dürzi, Alevi kadınların, DAİŞ eliyle alçakça katledilmesine yol vererek bir arpa boyu bile yol alamazsınız. Bugün başta Suriye halkı Kürt, Dürzi, Alevi, Arap, Türkmen, Çeçen, Ermeni farklı toplumsal kimlikler kendi yerel özerk örgütlenmeleriyle demokratik bir Suriye’de yaşama iradesini gösteriyor ve bunun için mücadele ediyor. El Kaide ve DAİŞ ile bağları olduğu tüm dünya tarafından bilinen ama çıkarları için aklanarak meşrulaştırılan Colani’nin kurduğu HTŞ’nin Türk çeteleriyle birlikte merkezi bir devlet çatısı altında Suriye toplumuna verebileceği bir gelecek yoktur. Colani’nin kurduğu hükümetin pratiği bunu ispatlamıştır. Colani gibi savaş suçları işleyen karanlık yapılarla ittifak uzun vadede kimseye kazandırmaz. Türkiye bunlarla can ciğer olmak yerine Suriye’deki Kürtlerle ittifak kurarak geleceğini güvenceye alabilir.

  • Böl-parçala-yönet stratejisiyle Ortadoğu iki yüz yıldır parçalanmaya çalışıldı. Bölgenin çok kimlikli bir kültürel yapısı ve sosyolojisi var. Ancak Ortadoğu’da Kürtler statüsüz bırakılmak isteniyor. Bu kime ne kaybettirir, ne kazandırır?

Ne yazık ki, katı inkârcılık ve Kürt özgür yaşamasın saplantısı Kürtlerle ittifakı değil Kürt katliamının tercih edilmesine neden oluyor. Bunun çok tarihi bir hata olduğunu zaman gösterecektir. Kürtler küllerinden kendini var etmesini defalarca başarmış bir halktır. Ortadoğu’da, hiçbir ulus devlet ülkesinde homojen etnik bir yapı yoktur. Tüm ulus devletler heterojen yani farklı kimliklerin bir arada yaşadığı bir özelliğe sahiptir. Bölgenin tarihsel sosyolojisi böyledir. İki yüzyıllık ulus devletlerle bunu yok edeceğini zannedip ‘tek devlet, tek dil vs.’ diyenlerin bunu anlamaları gerekir. İki yüzyıl toplum tarihinde çok az bir zaman dilimidir. Bu toplumların bin yıllardır bir tarihsel hafızası, kültürü var. Hiç kimse, hiçbir devlet bunu görmezden gelemez, gelirse kendini kandırır ve büyük kaybeder. Halklar bugün Colani’nin, Hamaney’in veya Erdoğan’ın ‘tek devlet, tek dil, tek etnik yapı’ diyerek ifade ettiği sınırlarda yaşamaz, yaşamayacağını da her gün verdiği mücadele ile göstermektedir.

Savaş ve ayrılıkçı çatışma süreçlerinden barış ve demokratik bütünleşme süreçlerine dönüşmek gerekiyor. Irak-İran-Suriye’nin de bu dönüşüm kapsamında olması gerektiği öngörüsünden yola çıkarsak, İsrail, İran örneğinde olduğu gibi nasıl bir tehlike var? Ya da nasıl bir oyun kuruluyor?

Bölgemiz kim ne derse desin dünyanın hem tarihsel hem de kültürel olarak en stratejik bölgesidir. Adeta dünyanın kalbi gibidir. Dünya sisteminin kendisini kalıcı hale getirebilmesi için bölgemiz hayati bir rol oynamaktadır. 1. Dünya Savaşı ardından bölgemizde oluşan ulus devletler, bugün dağılmakta, sınırlar değişmektedir. Günümüzde İsrail bölgesel bir çekirdek, hegemon güç olarak yeniden yapılandırılmakta ve buna göre bu çekirdeğin güvenliği bölgesel düzeyde ele alınmaktadır. Yani ulus devlet sınırlarında bir politik yaklaşım yok artık. İsrail’in bölgesel çekirdek, yani hegemonya olarak yeniden yapılandırılması, dünyanın enerji kaynaklarına ulaşılarak enerji koridorlarının İsrail’in bölgesel hegemonyası altına alınması için bölgeye müdahaleler sürmektedir.

  • Bölgesel müdahalelerde güç savaşları sürüyor. Her kesim bir pay kapmak için sivillerin dahi katledilmesini görmezden gelerek rol mü paylaşıyor? İran geriledi… Türkiye’nin bölgede kendine biçtiği rol nedir?

Türkiye ve İran’ın bölgesel güç olma hayali artık gerçekçi değildir. Ulus devlet olarak varlıklarını sürdürmeleri bile tehlikededir. Türkiye, Proto-İsrail’in kurulması için kurulmuş bir ulus devlettir. Bölgedeki ulus devletler de hem başta İngiltere, İsrail, ABD, Fransa gibi ülkelerin çıkarlarını gözetmek hem de İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla kurulmuştu. Şimdi bu ulus devletlerin savunulması Trump’ın ifadesiyle ‘zaman kaybı’ olarak değerlendirilmektedir.

  • Asıl mesele nedir? Yerüstü yeraltı zenginlikler, jeopolitik konumda mı gözler? Şimdi bu dengeler değişip dağılıyor mu? Yerine ne geliyor?

İsrail uluslararası ortaklarıyla birlikte bölgede güçlü bir ulus devlet istememektedir. Zayıflamış ve İsrail’e fazlasıyla taviz verebilecek yönetimlere ihtiyaç duymaktalar. Colani’nin kabul görmesi bununla ilgilidir. Zayıf bir Türkiye, İran ve Irak, ABD-İngiltere-İsrail’in emelleri için şarttır. Bölgemizde ulus devletlerin stratejik toprakları artık uluslararası topraklar olarak ilan edilmekte, yerüstü, yeraltı değerli madenleri, nadir elementler ve jeopolitik stratejik konumları (ticaret, enerji hatları, savunma vs.) gözetilerek bölgenin zenginliklerine el konulmaktadır. Bu açıdan Kürdistan’ın jeopolitik ve jeostratejik konumu dünya sistemi açısından önemli olmaktadır. Buna karşı halkların, sistem karşıtı herkesin birleşmesi ve örgütlü mücadeleyi geliştirmesi lazım. İnsanlığın ortak değerlerine dönüş ancak bununla mümkün olabilir.

  • İnsanlığın barbarlığa ve kötülüğe karşı mücadele edip yekpare olması, örgütlü toplum ve birlik gerçekliğinde somut olarak dengeleri değiştirebilir mi? Dengeleri belirleyen sadece uluslararası güçler mi?

Tabii ki değil. Bölgede yaşayan yerel halkların, ezilenlerin mücadele stratejilerinin sonuç alması da dengeleri etkilemektedir. Örneğin DAİŞ bir uluslararası projeydi, ama bu projeye yerel olduğu kadar bölgesel mücadelesiyle müdahale eden Kürt Özgürlük Hareketi halklar adına büyük kazanım elde etti, dünya kamuoyunun vicdanı, umudu haline geldi. Şengal, Rojava deneyimi buna bir örnektir. Bölgedeki belirsizliği ve konjektürel durumu doğru anlayıp değerlendiren sosyalist hareketler, halklar, kadınlar lehine büyük kazanabilir. Riskleri olduğu kadar halkların özgür yaşamı gerçekleştirme potansiyeli her zamankinden daha fazladır. Halkların, kadınların kendi devrimlerine, özgürlük umutlarına sahip çıkarak sahada örgütlü mücadelesini daha fazla geliştirmeye ve kendisini savunmaya ihtiyaç vardır. Sınırlara takılmadan bölgesel, evrensel düzeyde örgütlü mücadelemizi her alanda daha güçlü geliştirebilmeliyiz.

  • Toplumsal dinamikler göz ardı edilebilir mi?

Hiçbir sistem yerel toplumsal dinamikleri göz ardı ederek başarılı olamaz. Bunu bilerek kendi topraklarımızda nasıl yaşamak istediğimize dair söz hakkı sahibi olabilmemiz örgütlü mücadelemizle mümkündür. Özgür Kadın Hareketi olarak bu bilinç ve umutla mücadelemizi bölgede yaşanan tüm gelişmeleri dikkatle izleyerek, değerlendirerek, somut mücadele yol ve yöntemlerini belirleyerek her olasılığa hazırlıklı olmayı esas alıyoruz.

  • Abdullah Öcalan’ın çözüm paradigması bu denklemde nereye oturuyor? Her açıdan önümüzde nasıl bir çözüm olmalı?

Önder Apo’nun çözüm paradigması halkların, kadınların kolektif emeğini, mücadele gücünü birleştiren bir paradigmadır. Bölgemizde yaşanan her türlü cinsiyetçi, dinci, milliyetçi hatta bilimci, oryantalist yaklaşımlara karşı kadın özgürlükçü, çok kimlikli, demokratik-eşit yurttaşlık temelinde ortak değerler ve kültür etrafında bir arada yaşama gibi bir alternatifi sunuyor. Bölgemizde ve dünyada yaşanan tüm belirsizlikler içerisinde toplumu dağıtan, birbirine karşı ötekileştiren her türlü saldırı politikalarına karşı toplumu birleştiren, ortak yaşama iradesini açığa çıkaran ve bunun için mücadele eden bir perspektiftir.

Önder Apo, hem Türkiye hem de bölge halkları, hatta devletler açısından yaşanan tehlikeyi görerek tarihi bir adım atmıştır. Halkların ortak ittifakı temelinde saldırılar karşısında sağlam durulabileceğini ifade etmiştir. Türkiye varlığını sürdürmek istiyorsa Kürt-Türk ittifakının stratejik ve tarihsel önemini kavrayabilmelidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yanlış hesap Rojava’dan döner!

Sonraki Haber

HTŞ-DAİŞ çeteleri Süveyda’ya bağlı Til Hedîd’i bombaladı

Sonraki Haber

HTŞ-DAİŞ çeteleri Süveyda’ya bağlı Til Hedîd’i bombaladı

SON HABERLER

Enternasyonalistler Rojava için ayakta: ‘Her yerde direnişi tutuşturalım’

Yazar: Bedri Adanır
24 Ocak 2026

İlham Ehmed: 18 Ocak Anlaşması’nın temel taşı operasyonların durdurulmasıdır

Yazar: Bedri Adanır
24 Ocak 2026

Avrupa’da havayolları, İsrail’e uçak seferlerini durdurdu

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ocak 2026

HTŞ-DAİŞ çeteleri Süveyda’ya bağlı Til Hedîd’i bombaladı

Yazar: Bedri Adanır
24 Ocak 2026

Evindar Ararat: Kürt halkıyla ittifak yapan kazanır

Yazar: Heval Elçi
24 Ocak 2026

Yanlış hesap Rojava’dan döner!

Yazar: Heval Elçi
24 Ocak 2026

Rojava’yı savunmak

Yazar: Heval Elçi
24 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır