• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
3 Şubat 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Bakırhan: 29 Ocak Anlaşması İmralı’da ilmek ilmek örülen çabanın ürünüdür

3 Şubat 2026 Salı - 14:44
Kategori: Manşet, Politika

29 Ocak Anlaşması’nı DEM Parti olarak desteklediklerini belirten Tuncer Bakırhan, ‘Anlaşma İmralı’da ilmek ilmek örülen çabanın bir ürünüdür. Bu hakkı teslim etmeliyiz’ diyerek, Abdullah Öcalan’ın sürece müdahil olduğunu kaydetti

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de aralarında olduğu 92 kişinin evlerine operasyon yapılarak gözaltına alınmalarına tepki gösteren Tuncer Bakırhan, operasyonlarda 100’e yakın ESP’linin gözaltına alındığını söyledi. Tuncer Bakırhan, “Bu operasyonlar tam da bu süreçte neyin nesidir? Gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Operasyonsuz duramıyorlar. Yani bir karşıt yaratmadan, onlara yönelmeden duramıyorlar. Umarım bu alışkanlıkları da değişir. Gazeteciler neden gözaltına alınır, siyaset yapanlar neden gözaltına alınır? Partinin eş genel başkanları, haber yapanlar neden alınır? Haber yapmak suç mudur? Ekolojiyle ilgilenmek suç mudur? Örgütlenmek suç mudur? Bu arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmaları gerektiğini talep ediyoruz. Yanlıştan bir an önce dönülsün” dedi.

‘Rojava ile dayanışmak suç değildir’

Rojava’ya destek eylemlerine yönelik polis saldırılarına da tepki gösteren Tuncer Bakırhan, “Başta Hakkari ilimizde ve ilçelerimizde olmak üzere bölgenin birçok yerinde çok yoğun gözaltı ve tutuklamalar var. Bunlar toplumsal barışı zedeliyor. Rojava ile dayanışmak suç değildir. İnsanlar Rojava’daki kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışmalar sürecek. Biz de dayanışıyoruz. Dayanışmamız sürecek diyoruz” ifadelerini kullandı.

‘TIRlar bekletiliyor’

Tuncer Bakırhan, “Amed Kent Konseyi’nin kuşatma altında olan Kobanê kenti ile dayanışmak amacı ile başlattığı yardım kampanyaya ve kampanya kapsamında TIR’lara yüklenen yardımların Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesinde bekletilmesine de tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan, “TIR’lar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletiliyor. Niye bekliyor? Suriye’ye sık sık araçlarla geçirip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor; Gidin gezin, resimler çekin ama ya orada ihtiyaç var. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemelerini toplamış, göndermiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı’na açılarak bu yardım tırlarının Kobani’deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını bekliyoruz. İnsanlıkla bağdaşmıyor bunlar. Yani 1071 kapılar bizim için önemli. Kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapların kapalı olması, bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bu devlet aklı için bir utançtır. Bu fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler siyasi hesaplara kurban edilmemelidir” dedi.

Bakırhan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ekonomi iyi gitmiyor. Bunun önemli göstergelerinden biri de neredeyse Türkiye’nin dört bir yanında çeşitli kurum ve fabrikalarda çalışan emekçilerin grev yapması. Direnmeleri fotoğrafı net bir şekilde ortaya koyuyor. Migros Depo işçileri de günlerdir direnişteler. İnsani olmayan koşullarda çalıştıkları için direnişteler. Onlar depoda alın teri döküyor. Alın terlerinin karşılıklarını almadıkları için direnişteler. Migros depo işçilerinin direnişini buradan selamlıyoruz. Yanlarında olduğumuzu belirtiyor, haklarını alıncaya kadar onlarla omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.

‘Kürtlerin itirazı yüz yıllık statüsüzlüğedir’

2026 yılında dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava’da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep’te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgısına karşı dünyanın 4 bir yanında Rojava’yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde Kürtler neden itiraz ediyor? Kürtler ne istiyor? sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüssüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular. Büyük bedeller ödediler. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi.

‘Dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını Suriye’de bir kez daha gördük’ 

Dün can simidi denilen Kürt halkı, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık ve gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım. Bu dediklerimi açık bir şekilde örnekleriyle siz de göreceksiniz. 1919 ve 1922’de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923’de hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı. 1937’de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı’nda kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleşti. 1946’da Mahabat Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderini nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük. 1988 Enfal soykırımına, Halepçe’ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır. 2015 sonrası Suriye’de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye’de bir kez daha gördük.

İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası; 10 Ocak 2026’da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı  tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu riyakâr döngüye ‘hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar, ve hileler artık bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşları olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar.

‘Meşru talepleri bastırmak sorunu ortandan kaldırmıyor’

İki dersle karşı karşıyayız. Birincisi: Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur; hangi halk olursa olsun; bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalığı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye’de yok sayma, İran’da bastırma, Irak’ta boğma, Türkiye’de inkar 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir diyoruz.

‘DEM Parti olarak anlaşmayı destekliyoruz’

Kuzey ve Doğu Suriye’ye ilişkin ilk gün açıkladığımız gibi; biz bu anlaşmanın bu mutabakatın Suriye’nin demokratik geleceği için hayırlı olmasını diliyoruz, destekliyoruz. Tam anlamıyla sahada nasıl hayata geçtiğine durup bakmak da gerekiyor. Bu mutabakat, aslında herkesin kazandığı bir uzlaşı metnidir. Belki Suriye Devleti’nin de dediği gibi olmadı, Kürtlerin de tam istediği gibi olmadı ama gerçekten hem Suriye’nin hem Kürtlerin kazanacağı bir metindir. Uzlaşı metninin ortaya çıkmasını direnişiyle sağlayan başta Kürtlere ve dostlarına, uzlaşma metnine katkı sağlayan bütün kesimlere bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz. Suriye’de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesi demokratik dengeyi güçlendirecektir. 

Kalıcı ateşkesin sağlanması, baskıların durması ve nihayetinde insanların ölmemesi en önemli kazanımdır. Bu kapsamda Afrin ve Serekaniye başta olmak üzere yerinden edilen Kürtlerin ve orada yaşayan diğer halkların en kısa sürede yerlerine, yurtlarına geri dönüşlerinin sağlanmasını diliyoruz. Kürtlerin idari statüsü ve anadilinde eğitim hakkı, birleşik bir Suriye’nin teminatıdır. Bu mutabakat bir başlangıçtır.  Bu mutabakatın demokratik ruhu tüm Suriye halklarına ve inançlarına da yayılmalıdır. DEM Parti olarak bu anlaşmayı destekliyoruz. Uygulama aşamasında uygulama aşamasında müzakereyi büyüten, halkların iradesini koruyan ve Suriye’nin ortak geleceğine hizmet eden her adımın yanında olacağımızı elimizden gelen her türlü destek sağlayacağımızı yine tekrarlıyoruz. 

‘Rojava’da insanlık için büyük bir direniş sergileniyor’

6 Ocak’tan bu yana Rojava’da büyük bir insanlık direnişi sergileniyor. Bir kez daha bütün dünya bir gerçeği net olarak anladı. Rojava, Kürtlerin göz bebeğidir ve olmaya devam edecek. Kürt halkı ve dostları dünyanın her yerinde Rojava için itiraz etti. Sokakları ve alanları doldurdu. Federe Kürdistan Bölgesi neredeyse bütün kentlerinde, bölgedeki bütün illerde, Türkiye metropollerinde emekçilerin, ezilenlerin yaşadığı her yerde Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanında Kürtler ve dostları Rojava için ayaktaydı. 

Kürt halkı bu iradesiyle ulusal birlik ruhunu tarihte hiç olmadığı kadar aslında yükseğe çıkarmıştır. Bu çok önemlidir. Günlerdir alanlarda ‘Yekke, yekke, Gelê Kurd yekke’ sloganı artık ulusal birlik ruhunun ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zaman 100 yıllık kölelik dayatmasına karşı 100 yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt ulusal birliğini sağlama zamanıdır. Şimdi Kürt parti ve hareketler sokakta, meydanda ortaya çıkan ulusal ruhu ulusal birlikle artık taçlandırmalıdır. 

‘Anlaşma İmralı’da örülen çabanın ürünüdür’

Bir hakikatin de altını çizmek gerekiyor; Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın önemi her geçen gün yeniden bir kez daha kendisini doğruluyor. Yıllardır Sayın Öcalan’ın yaptığı uyarıların her biri bugün sahada doğrulanıyor. En zor koşullar altında dahi Suriye’de çözüm demokratik birliktedir diyerek aslında bir pusulayı gösterdi. Bu anlamda 29 Ocak Anlaşması tam da İmralı’da ilmek ilmek örülen çabanın bir ürünüdür. Bu hakkı teslim etmeliyiz. Siz de hatırlarsınız 6 Ocak Halep saldırısından 29 Ocak Anlaşmasına kadar herkes diken üzerindeydi. Tam da bu süreçte Sayın Öcalan aktif bir şekilde devrede oldu. Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün kesintisiz bir biçimde bu sürece müdahil oldu. Bugün bir anlaşma varsa, bugün Suriye’de Kürtler ve Araplar bir iç savaş içinde değilse, bugün Suriye hükümeti tarafından Kürtlerin özgürlüğü ve hakları kabul edilmişse emin olun 23 gün boyunca Sayın Öcalan’ın adada gösterilmiş olduğu tavır ve duruştan kaynaklıdır. Kendisine teşekkür ediyoruz. 

‘Bize düşen sayın Öcalan’ın perspektifine sahip çıkmak’

Bugün bize düşen Sayın Öcalan’ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmaktır ve en güçlü bir şekilde devam ettirmektir. Bu perspektif, merkezin yereli tanıması ve yerelin haklarına saygı duyması, yerelin de merkezi kabul etmesini içerir. Yerel ve merkez stratejik ortaklık İçerisinde olmalıdır. Merkez bir anlaşma yapıp daha sonra o anlaşmayı sahada uygulamayarak ya da törpüleyerek hareket etmemelidir. Suriye’nin geleceği merkezin yerele saygı duyması ve haklarını hukuklarını hayata geçirmesidir. Aynı zamanda bu anlaşmanın DEM parti olarak takipçisi olacağımızı da hep birlikte bir kez daha belirtmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, katı merkeziyetçilik ortak yaşamın zehridir. Aynı çatı altında ortak değerler ve karşılıklı saygı temelinde yaşamak mümkündür. Çözümün yolu budur. Huzur ve barışın yolu da budur. 

Bugün toplumda hiç olmadığı kadar derin bir duygu kırılmasına şahit oluyoruz. Biz bölgede şahit olduk. Daha acısı, bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten kimi çevreler var. Bu çevrelere maalesef göz yumuluyor. Sosyal medyada, ekranlarda ve gündelik yaşamda üretilen nefret neredeyse hiçbir itirazla karşılaşmıyor. Hukuki bir yaptırım yok. Kürt’e istediğin gibi saldırabilirsin, ırkçılık yapabilirsin, linç edebilirsin. Takımına futbol bile oynatmayabilirsin. Siyasi bir utanç yok, vicdani bir fren de yok. Biz bu ırkçılığı asla kabul etmeyeceğiz. Eğip bükmeden söylemek gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye’de hem açık hem de örtük bir ırkçılık vardır. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor. Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Bakın, Kürt karşıtı bir gazete daha geçen gün bölgede on binlerin katıldığı bir Rojava’ya destek yürüyüşüne katılanların tamamına terörist dedi. Aynı gazete İçişleri Bakanlığı’nın arananlar listesinde El Kaide üyesi olarak geçen ismi ve resmi bulunan bir gazeteci bir şahsı da gazeteci olarak çalıştırıyor. Rojava’yla dayanışan normal Kürt vatandaş, terörist; terörist olarak aranan bir El Kaide üyesi de gazeteci olmuş Türkiye’de ve buna herkes göz yumuyor, sesini çıkarmıyor.

Suriye resmi yetkilileri Kobani ve Heseke’deki o devlet kurumlarının işlemesi için oraya girdiklerinde; bizzat HTŞ Hükümetinin yöneticisi Kobani diyor. Ancak ne kimi bürokratlar ve gazeteciler hala Ayn-el Arap diyor. Ya orası Kobani’dir kardeşim. 

Özgür Basın’a dönük baskılar 

Kürtlerle dayanışma ve paylaşımı beğenenler tek tek takip ediliyor. Peşlerine düşülüyor. Özgür Basın mecraları Kürtlerin haber ajansları, haber hesapları tek tek erişime kapatılıyor. Yayın için tek bir tanesine bile izin verilmiyor. Haber alma hakkımız da engelleniyor. Saç örme gibi son derece vicdani ve barışçıl bir protestonun bile terör propagandası diye suçlanması bir akıl tutulması değil de nedir? Bir hemşire sadece saçını ördüğü için görevinden uzaklaştırılıyor. Kağızman’da biri çocuk iki kadın saçını ördüğü için gözaltına alındı. Zafer işareti yapanlara soruşturmalar açılıyor. Siz başka bir partinin sembollerini yapan tek bir kişi hakkında soruşturma açıldığını, gözaltına alındığını duydunuz mu? Gördünüz mü? Ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde dayanışma için saçlarını ören bir sağlık memurunun açığa alındığını duyan, gören oldu mu bugüne kadar? Bunların hepsi Türkiye’de oluyor. Bunlar tesadüf müdür? Anlamakta insan zorlanıyor. Bu ayrımcılık Kürtlerde duygu kırılması yaratmasın da ne yapsın sayın yöneticiler? Hadi buyurun siz söyleyin.

‘Medya ve sözcülerinizin dilinden rahatsız oluyoruz’

Kürtlere saydırıyor, Kürtlere sövüyor. Hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksudur. Bu paradoksu aşmak da bu iktidarın görevidir. Bu vesileyle Sayın Erdoğan’a da bir şey ifade etmek isteriz. Hep Kürt vatandaşlarınızdan bir şeyler için rica ediyorsunuz ya baş göz üstüne bir defa da beyaz ve yeşil ırkçılara rica etseniz de ayrımcılık yapmayı bıraksalar. Bir defa da dönüp bakanlarınıza, sözcülerinize ve danışmanlarınıza rica etseniz de her konuştuklarında Kürtlerin sinirleriyle oynamayı bıraksalar, Kürtlere rol biçmeyi ve akıl vermeyi bıraksalar Sayın Erdoğan. Partiniz adına söz kuranların sürekli parmak sallamasıyla sürece sadece güvenlikçi pencereden bakmalarıyla ve etki alanınızdaki medyanın zehirli diliyle bu süreci nasıl ilerleteceğiz? Çok açık söylüyorum; bu sözcülerinizin ve medyanın bu dilinden hem biz hem de tabanımız rahatsızlık duyuyor. Öyle değil mi? Ama herkes bilsin ki biz onurlu bir halkın evlatları ve çocukları olarak düşmanlık dili asla kurmayacağız, halkları birbirine kırdırtan zehirli bir dile asla teslim olmayacağız. Kürt eşittir terör diyen zihniyeti asla kabul etmeyeceğiz.

‘Türkiye enerjisini Şam’a değil Ankara’ya harcamalıdır’

Bölgesel gerilimlerden korunmanın, barışı örgütlemenin bizleri model bir ülke yapabileceği tarihsel bir eşikteyiz. Aslında çok önemli bir fırsat var önümüzde. Türkiye artık enerjisini Şam’a değil, Ankara’ya harcamalıdır. Ankara çözümüne odaklanmalıdır. Ankara çözümü emin olun domino etkisi yaratır, Şam’ı da etkiler. Bölgeyi de etkiler. Türkiye’de yaşayan 86 milyon insanı da olumlu etkiler. Şam’da imzalanan mutabakatın yarattığı yeni iklim sürecin hızlanması için taze bir umuttur. iktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir zemini kalmadı. Güvenlik tehdidi olarak görüyorlardı, artık anlaşma imzalandı. Gerekçeler tükendi. Sıra somut ve güven verici adımlardadır. Somut ve güven verici adımlar konusunda hiçbir bahanesi kalmadı kimsenin.

‘Bahçeli’nin dediklerinin muhatabı iktidardır’

Süreci ilerletecek çerçeve yasanın bir gün bile gecikmeden çıkarılması gerekiyor. Kürtlere hak, Türkiye’ye demokrasiyi sağlayacak hukuki çalışmalar artık devreye alınmalıdır. Başta kayyım olmak üzere demokrasiye sürülen kara lekelerin artık Türkiye’den sökülüp atılması gerekiyor. Bizden önce bu kürsüden Sayın Bahçeli konuştu. Bazı şeylere katılmamakla birlikte söyleyeceğim şeylere de katıldığımızı belirtmek istiyorum. Sayın Bahçeli’nin sözünü ettiği umut hakkı kayyım utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların özgür olduğu bir Türkiye bizim de taleplerimizdir. Sayın Bahçeli’nin bu tespitleri önemli ve değerlidir. Bunun muhatabı iktidardır, artık iktidar Sayın Bahçeli’nin dediği bu konularda gecikmeden adım atmalıdır. 

‘Meclis sözü eyleme dökmeli’

Bu çerçevede bugün Meclis sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır. Bu süreç güçlü bir Meclis iradesiyle tereddütte yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla artık ilerlemelidir. Hazırlanacak ortak komisyon raporu yasal ve hukuki alt yapıyı ören halklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır. Sürecin başarısı halkların özgürlük ve güvenlik duygusunun dengesini kurmaktan geçer. Kimliğin, dilin ve kültürün tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, bir halkın kendini evinde ve güvende hissetmesinin yegane yoludur. Kürtler artık kendini evinde ve güvende hissetmek istiyor. Bunun için gerekli olan adımların atılmasının istiyor. Barışın inşası için sahada halkımızla gördüğünüz gibi 24 saat birlikteyiz. Masada muhataplarımızla söz kurmaya, örgütlenmeye ve umudu büyütmeye devam edeceğiz. Barışa olan inancımız tamdır. Yazılan, çizilen dezenformasyonlara bakmayın, barış mücadelesi için ve barış için buralardayız.”

‘Resmi talep iletilmedi’

Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin gelen soruya ilişkin Tuncer Bakırhan, “Bu tespitler çok önemli değerlidir. Grup toplantısında da söyledim, bizim de savunduğumuz yanları vardır. Sayın Bahçeli iktidar ortağıdır, bu meselelerin de muhatabı iktidardır. Umarım en kısa sürede Sayın Bahçeli’nin dile getirmiş olduğu bu talepler hayat bulur. Kayyım atanan belediyelerin eş başkanları görevlerine döner. Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani Kumpas Davası başta olmak üzere siyasi sebeplerle içeride bulunan bütün siyasi tutsaklar özgürleşir ve Türkiye’ye demokrasi gelir” dedi.

DEM Parti İmralı Heyeti’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesi gündemine ilişkin soruya Tuncer Bakırhan, “İmralı Heyeti, adaya her gidip geldikten sonra siyasi partiler ve kurumlarla bir araya geliyor. Dönem dönem Sayın Cumhurbaşkanı ile de bir araya geliyor. Böyle bir görüşme talebi var ama ne zaman görüşülür bilmiyorum. Resmi talep iletilmedi ama böyle bir düşünce var” ifadelerini kullandı.

Kaynak: MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sınır Tanımayan Doktorlar Rojava’ya destek için Duhok’ta

Sonraki Haber

Barış Anneleri’nden Kobanê tepkisi: Sınırları tanımayacak, duvarları kaldıracağız

Sonraki Haber

Barış Anneleri'nden Kobanê tepkisi: Sınırları tanımayacak, duvarları kaldıracağız

SON HABERLER

Tebqa’da öğretmenlerden protesto

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

Reqa’da Kürtlerin evleri yağmalandı

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

Gazeteci Öznur Değer’e yeni soruşturma açıldı

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

DEM Parti’den Gelecek Partisi’ne ziyaret

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

Epstein belgeleriyle ilgili İlk kez bir ülke harekete geçiyor

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

KESK’ten artan enflasyon karşısından zam talebi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

Döndü Şen için çağrı: Tutsaklara para yatırmak anayasal haktır

Yazar: Yeni Yaşam
3 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır