• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Sahte Kürtlüğün dijital korucuları

29 Haziran 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Bu yöntem açık düşmanlıktan daha sinsidir. Çünkü kendisini düşmanlık olarak değil, hassasiyet olarak sunar. ‘Kürdistan’ der, direniş der, bedel der, onur der; fakat bu kavramları Kürt halkının ortak değerlerini güçlendirmek için değil, onları birbirine kırdırmak için kullanır…

Amed Dicle

Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı bugüne kadar denenmedik yöntem bırakılmadı. İnkâr denendi, imha denendi, asimilasyon denendi, savaş denendi, tasfiye denendi, kirli propaganda denendi. Her dönem kendi aracını üretti. Bugün karşımızdaki yöntemlerden biri de şudur: Kürtlüğü Kürtlüğe karşı kullanmak.

Bu yöntem açık düşmanlıktan daha sinsidir. Çünkü kendisini düşmanlık olarak değil, hassasiyet olarak sunar. ‘Kürdistan’ der, direniş der, bedel der, onur der; fakat bu kavramları Kürt halkının ortak değerlerini güçlendirmek için değil, onları birbirine kırdırmak için kullanır. İlk bakışta “Kürt değerlerini savunuyor” gibi görünür; biraz dikkatle bakıldığında ise hedefin hep aynı yere yöneldiği anlaşılır: Abdullah Öcalan’ın fikriyatı, Kürt halkının mücadele hafızası ve bugün barış-demokratik çözüm iradesinde somutlaşan siyasal rota.

Arkaş’ın sözleri

Özellikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte bu çevrelerin yeniden görünür hâle gelmesi tesadüf değildir. Aynı dili Rojava sürecinde de gördük. Kürt halkı tarihsel bir kazanım elde ettiğinde, ortak bir umut doğduğunda veya yeni bir siyasal eşik belirdiğinde bu aparat yeniden devreye giriyor. Kendilerini muhalif, tavizsiz ya da en keskin Kürt olarak tanıtıyorlar; fakat ürettikleri sonucun kime hizmet ettiğine bakıldığında ortada oldukça tanıdık bir işlev beliriyor.

Son olarak 27 Haziran’da Mersin’deki mitingde konuşan İmralı Sekretaryası Üyesi Çetin Arkaş’ın sözlerinden sonra yaşananlar bunun son örneğidir. Arkaş şunu söyledi: “Bizim tarafta da bir bardak suyundan, bir bardak çayından feragat edemeyecek olanlar, şimdi bize direnişin ve Kürtlüğün dersini vermeye çalışıyorlar. Onlara buradan şunu söylüyorum: Bize direnişi ve savaşı anlatmayın; biz o direnişin de o savaşın da içinden geldik. Yaşanan acıları unutmayacağız; çünkü unutursak tekrarlanması mümkündür. Hatırlayacağız, dersler çıkaracağız ama onarıcı ve tedavi edici olacağız; birbirimizin yaralarını iyileştireceğiz. Savaşmak cesaret isterdi, doğrudur ve savaşırken cesurduk; ancak barışırken de cesur olacağız.”

Maskeler düşüyor

Bu sözler dijital ortamlarda dolaşıma girince söz konusu çevreler panikledi ve yeniden harekete geçti. Çünkü Arkaş’ın cümleleri, bedel ödemeden direniş dersi verenlerin, mücadelenin dışından Kürtlük ahkâmı kesenlerin ve ekran başında öfke üretip halkın rotasını zehirlemeye çalışanların maskesini bir kez daha düşürdü.

Elbette ki Arkaş’ın çıkışı kişisel bir cevap değildi. Direnişin kalbinden gelen bir geleneğin sözüydü. “Biz o direnişin de o savaşın da içinden geldik” cümlesi, barışı savaşın dışından konuşanların değil, savaşın bedelini bilenlerin ağzından kurulduğu için önemlidir. Devamındaki “savaşırken cesurduk; barışırken de cesur olacağız” vurgusu ise barışı geri çekilme değil, cesaretin yeni biçimi olarak tarif eder.

Bu çevreler de, onları harekete geçiren akıl da bunun ne anlama geldiğini biliyor. Tam da bu yüzden saldırıyorlar. Çünkü bu sözler, barışı zayıflık gibi göstermeye çalışan sahte Kürtlük gösterisini boşa düşürüyor.

Fakat mesele yalnızca Arkaş’a verilen tepki değildir. Burada daha büyük bir mekanizma işliyor: Önce bir cümle seçiliyor, bağlamından koparılıyor, sonra o cümle üzerinden bütün bir fikriyat hedefe konuluyor. Böylece tartışma, söylenen sözden çıkarılıp Öcalan’ın barış ve demokratik çözüm çizgisini karalama kampanyasına dönüştürülüyor.

Digital koruculuk dediğimiz şey tam olarak budur.

Koruculuğu yalnızca eline silah verilen insanlarla sınırlayanlar meseleyi eksik anlar. Koruculuk önce bir işlevdir: Kürt halkının kendi iradesini içeriden parçalama işlevi. Dün bu işlev silahla, köylerle, karakollarla yürütülüyordu; bugün algoritmalarla, sosyal medya hesaplarıyla, manipülasyonla ve sürekli tekrar edilen sloganlarla yürütülüyor. Araç değişiyor; işlev değişmiyor.

Bu işlevin en kirli taraflarından biri de şudur: Şehide, değerlere sahip çıkıyor gibi yaparak onun mücadele arkadaşına saldırmak.

Bunun adı vefa değildir. Bu, tarihi, hafızayı parçalama yöntemidir. Bir insanın bedelini yüceltip, o bedelin içinde şekillendiği mücadeleyi karalamak; şehidin hatırasını sahiplenmek değil, onu bağlamından koparmaktır. Şehidi mücadele arkadaşlarından, fikrinden, örgütlü tarihinden ve halkının ortak yürüyüşünden ayırıp bir öfke sembolüne dönüştürmek, saygı değil istismardır.

Çünkü şehide sahip çıkmak, onun uğruna bedel ödediği halkın rotasını zehirlemek değildir. Şehidin adını anıp, aynı mücadelenin bugün barış ve demokratik çözüm sorumluluğunu taşıyan çizgisine saldırmak, ancak politik kurnazlıkla açıklanabilir. Bu kurnazlığın da ahlaki bir derinliği yoktur; sadece kullanışlı bir hesabı vardır.

Öcalan Kürtlüğün onuru

Bu yöntemin bugün en açık hedefi Öcalan’dır.

Öcalan’ın Kürtlüğünü tartışmaya açmak, bir lideri hedef almakla sınırlı değildir; Kürt halkının yakın tarihine ve mücadele hakikatine saldırmaktır. Çünkü Öcalan 27 yıldır İmralı Hapishanesi’nde ağır tecrit altında tutuluyor. Bunun nedeni açıktır: Kürt olduğu, Kürt halkının özgürlük mücadelesine ömrünü adadığı ve inkâr edilen Kürtlük hakikatini siyasal bir iradeye dönüştürdüğü için.

Buna rağmen onun Kürtlüğünü “Kürtlük” adına sorgulamaya kalkanların Kürtlükle sahici bir bağı olamaz. Soru basittir ve bütün bu sahte tartışmayı dağıtmaya yeter: Öcalan’dan daha Kürt kim olabilir?

Kürt halkının inkâr edilen adını, dilini, varlığını ve siyasal iradesini dünya gündemine taşıyan; bunun bedelini de 27 yıllık İmralı tecridiyle ödeyen bir insanın Kürtlüğünü sorgulamak eleştiri değildir. Bu, Kürtlük düşmanlığının “Kürtlük” maskesi takmış hâlidir.

Tam da bu yüzden saldırı tehlikelidir. Çünkü amaç yalnızca Öcalan’ı karalamak değildir. Amaç, Öcalan şahsında Kürt halkının kendi hakikatiyle kurduğu bağı zehirlemek; Kürtlerin özgürlük hafızasını kendi kavramlarıyla yaralamaktır. Buna Kürtlük hassasiyeti denmez. Buna digital koruculuk denir.

Elbette bu tür aparatlar her dönem olur. Her süreç kendi gölgesini, her tarihsel hamle kendi karşı hamlesini üretir. Asıl mesele onların varlığı değildir; asıl mesele, bu zehirli dile kulak kabartanların olmasıdır.

Çünkü bu dil yalnızca onu üretenlerle yayılmaz. Bazen iyi niyetli insanların “ama şu cümlede haklılık payı var” demesiyle dolaşım kazanır. Oysa politik akıl yalnızca cümlenin doğruluğuna bakmaz; o cümlenin hangi bağlamda, hangi amaçla ve kimin değirmenine su taşıyacak şekilde kullanıldığına da bakar.

Doğru bir kelime, yanlış bir niyetin elinde zehre dönüşebilir. Kürtlük de, hafıza da, direniş de böyledir. Bu kavramlar halkın hakikatini büyütmek için değil de Öcalan’ın fikriyatını, barış iradesini ve demokratik çözüm rotasını karalamak için kullanılıyorsa, artık mesele fikir tartışması değildir.

Kürt hafızasına saldırı

İroni tam da burada başlıyor.

Hayatında Kürt halkının tarihsel yükünü taşımamış insanlar, Kürt halkının yarım asırlık mücadelesini şekillendirmiş bir harekete Kürtlük öğretmeye kalkıyor. Bir bardak çayından vazgeçmemiş olanlar, on binlerce insanın bedel ödediği bir mücadeleye direniş dersi veriyor. Savaşın dumanını uzaktan seyredenler, savaşın içinden çıkanlara cesaret tarif ediyor. Ve bütün bunlar “Kürtlük” adına yapılıyor.

Bundan daha büyük bir politik komedi olabilir mi?

Fakat komik olan şey, aynı zamanda tehlikelidir. Çünkü bu dil yaygınlaştığında yalnızca bir kişiyi hedef almaz; Kürtlerin ortak hafızasını, siyasal güvenini ve çözüm ihtimalini aşındırır. Kendisini Kürt halkının en büyük savunucusu gibi sunanlar, farkında olarak ya da olmayarak, Kürt halkının en büyük tarihsel kazanımlarından birini hedef alır: Kendi hakikatini siyasal bir özne olarak düşünme cesaretini.

Bu nedenle mesele birkaç sosyal medya hesabı değildir. Mesele, Kürtlük kelimesini Kürtlük hakikatine karşı kullanma girişimidir. Mesele, direnişi direnişin içinden gelenlere karşı kullanma cüretidir. Ve belki de en önemlisi, mücadeleye en az yük omuz vermiş olanların, mücadeleyi omuzlayanlara sürekli hesap sormasıdır.

Bunun adı eleştiri değildir. Bunun adı, Kürtlüğü Kürtlüğe karşı kullanma siyasetidir.

Bu dili teşhir etmek, yalnızca Öcalan’ın fikirleri etrafında örgütlenmek değildir. Kürt halkının kendi tarihsel hafızasını, kendi siyasal aklını ve kendi geleceğini savunmaktır.

Öyle anlaşılıyor ki günümüzde Kürtlüğe en tehlikeli saldırı, düşmanlığını açık edenlerden değil; Kürtlük maskesiyle konuşup Kürtlüğün hakikatini zehirleyenlerden geliyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kendisini yöneten bir mahalle: Prosfygika Komünü

Sonraki Haber

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

Sonraki Haber

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

SON HABERLER

Venezuela’da depremlerde can kaybı bin 719’a yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Hukukun beklentileri: Cinsiyetleşmeyenler ve orantısız fedakârlıklar

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Carlo Suzzi, nam-ı diğer 43!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Sahte Kürtlüğün dijital korucuları

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Kendisini yöneten bir mahalle: Prosfygika Komünü

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Ontolojik sıvılaşma ve aydın yabancılaşması

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır