Şam yönetimiyle varılan anlaşmanın Rojava’daki kazanımları güvence altına almayı hedeflediğini belirten DSG Komutanlarından Sipan Hemo, sürecin aşamalı ilerleyeceğini ve Kürtlerin siyasi tanınmasının önünün açıldığını söyledi
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Komutanlarından Sipan Hemo, Şam yönetimiyle varılan Rojava-Şam anlaşmasının Rojava’daki kazanımları güvence altına almayı hedeflediğini belirterek Kobanê kuşatmasının yakın gelecekte kalkmasının gerektiğini ifade etti.
Sipan Hemo, 14 yıllık büyük bedellerle kazanılan mevzilerin tartışmasız korunacağını vurgulayarak, anlaşmanın Kürtlerin siyasi olarak tanınmasının temelini oluşturduğunu söyledi. Sipan Hemo, Rojava’da verilen mücadelenin insanlık değerlerini esas aldığını ve bu sürecin kendiliğinden değil, binlerce insanın fedakarlığıyla ortaya çıktığını belirtti.
Sipan Hemo, anlaşmanın aşamalı olarak hayata geçirileceğini; askeri güçlerin mevzilerini koruyacağını, iç güvenlik güçlerinin konuşlandırılacağını ve sonrasında Rojava’daki kurum ve kuruluşların entegrasyonunun sağlanacağını ifade etti.
DSG Komutanı Sipan Hemo, Rojava-Şam Anlaşması ve Suriye’deki son gelişmeler hakkında ANF’nin sorularını yanıtladı.
- Şam heyeti Kobanê ve Hesekê’yi ziyaret etmişti ve en son Qamişlo’yu ziyaret etti. Yapılan anlaşma hangi düzeydedir?
Bir süredir Rojava ve Suriye’de hassas ve tarihi bir süreçten geçiyoruz. Savaşçılarımızın ve tüm halkımızın 14 yıl boyunca büyük fedakârlıklarla yürüttüğü bir mücadele var. Bu büyük fedakârlıklar sonucunda böyle bir aşamaya ulaşıldı ve bu da bir anlaşma olarak ortaya çıktı. Şüphesiz, bu anlaşma çok önemlidir. Rojavayê Kurdistan için de özgürlük mücadelesini, Kürtlerin özgürlüğü temelinde yürütmek istiyoruz. Bu nedenle atılan bu adıma önem veriyoruz; çünkü bu süreç kendiliğinden ve kolay gelişmedi. Herkes biliyor, tüm dünya biliyor ki bunun için binlerce can bedel ödedi. Kürdistan’ın bu bölgesinde tüm saldırgan ve düşman güçlere karşı eşi benzeri görülmemiş bir mücadele verildi ve sonuçta böyle bir kazanım elde edildi.
Özünde bu, Kürtlerin siyasi varlığının tanınmasının temelini oluşturuyor. Bu yüzden bu adım çok önemlidir. Rojavayê Kurdistan’daki halkımızın ve arkadaşlarımızın emeği de bununla bir kazanıma dönüşüyor. Tabi bu anlaşma her şey değildir. Bu anlaşmayı, Kürtlere siyasi bir temel kazandırmak için verilen mücadelenin başlangıcı, temel bir adım ve siyasi kimliklerini güvence altına alabilecekleri bir zemin olarak görüyoruz.
- Kobanê üzerindeki ağır kuşatma 17’nci gününde devam ediyor. Varılan anlaşmaya göre kuşatmanın kaldırılması gerekiyordu. Bu neden gerçekleşmedi?
Bu anlaşma kapsamında duyurulduğu üzere, anlaşma birkaç aşamada hayata geçirilecektir. İlk aşamada taraflar arasında ateşkes sağlanması. Askeri güçler bir kademe olarak geri çekilecek. Daha sonra iç güvenlik güçleri konuşlandırılması tamamlanacak. Bu tamamlandıktan sonra ikinci aşamada Rojava’daki kurum ve kuruluşların entegrasyonu sağlanması durumu olacak.
Son iki gündür anlaşmanın adımları Hesekê’de, bugün ise Qamişlo’da başlatıldı. Bu süreç iç güvenlik güçleri tarafından uygulanıyor. Anlaşma Kobanê’de de uygulanacaktır. Elbette Kobanê, savaşın ilk günlerinden itibaren kuşatma altına alındı. Kobanê’deki durum açıktır ve bazı bölgelerimizden biraz farklıdır. Kobanê’ye her taraftan saldırılar düzenlendi, ardından kent kuşatıldı.
Kobanê’deki DSG-YPG-YPJ savaşçılarının direnişi yeni bir tarih yazdı. Savaşçılar, düşmanın Kobanê köylerine doğru tek bir adım atmasına izin vermedi. Karşı taraf da direnişçi savaşçılar karşısında Kobanê’ye ilerlemenin o kadar kolay olmayacağını biliyordu. Bu yüzden tercihleri kenti kuşatmak oldu. Kobanê’yi Rojava’nın diğer bölgelerinden izole etmek istediler. Bu abluka bugüne kadar da devam ediyor. Bu kuşatmanın yakın gelecekte, söz konusu anlaşma çerçevesinde kaldırılacağına inanıyorum.
- 6 Ocak’ta başlayan saldırılarda günümüze kadar Türk devletinin rolü neydi? Şam ile vardığınız anlaşmada ve diplomatik müzakerelerde Türk devletinin rolü neydi?
Türk devletinin yalnızca şu an içinde bulunduğumuz süreçte değil, Rojava’nın kazanımlarına ve Kürdistan halkına karşı da düşmanca bir tutum sergilediğini defalarca dile getirdik. Bu durum sadece bu aya özgü değil; Rojava Devrimi’nin başlangıcından bugüne kadar böyledir. Yaklaşık 15 yıldır durum değişmedi.
Elbette Türk devleti etkili bir devlettir ve bölgede genel bir etkisi vardır. Biz ilk günden beri Türk devletine herhangi bir tehdit oluşturmadığımızı söyledik. Ancak Türk devleti bunu her zaman kendisi için bir sorun olarak gördü ve Kürt halkının mücadelesini de sürekli bir tehdit olarak değerlendirdi.
Türk devletinin rolünü Şêxmeqsûd’da ve özellikle Ocak ayı boyunca açıkça gördük. Türk devletine bağlı özel paramiliter yapılardan ona bağlı silahlı çete gruplara kadar herkes o saldırıların içindeydi. Türk devletinin keşif uçakları 24 saat boyunca Şêxmeqsûd semalarında uçuyor, arkadaşlarımızın mevzilerini bombalıyordu. Türk devleti bu sürecin içindeydi; onlardan habersiz hiçbir şey olmuyordu.
Şêxmeqsûd ve Dêr Hafir sürecinden bu yana Türk devleti bu sürecin doğrudan içindedir. Sadece destek düzeyinde değil, fiilen süreci yönlendiren bir pozisyondadır. Geçici Hükümet, ‘Cehşil Wetani’ gibi silahlı gruplar ve çete yapılanmaları üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Emşat ve Hemzat gibi gruplar doğrudan Türk devletine bağlıdır. Halen de ona bağlı olan bu çeteler, başından beri Halep’i kuşatma altına alan ve saldıran grupların kendisidir.
Mevcut süreçte sadece Türk devleti değil, geniş bir konsept devredeydi. Bu konseptin içinde birçok devlet ve güç yer aldı. Amaç, Suriye ve Rojava içinde yeni bir dizayn inşa etmek istediler. Bu saldırılarda çok sayıda uluslararası ve bölgesel güç rol oynadı. Suriye mücadelesinde geliştirmek istediğimiz anlayış direk hedef alındı. Şüphesiz işgalcilerin, hegemonik güçler yönetmek istedikleri çelişki ve kaosları yaratmak istiyorlar. Bu güçler üzerinde siyaset yapmak ve varlıklarını oluşturmak için bileşenler arasında çatışma yaratmak istediler.
Bugün tüm dünya, bölgede yeni bir düzenin kurulduğunu biliyor. Bu düzen üzerinde uzun yıllardır kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Biz de yaklaşık 15 yıldır bu sürecin içindeyiz. Kısacası mevcut sistem, kendi ömrünü uzatmak istiyor; bunu yaparken de çeşitli argümanlar öne sürerek kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. En etkili gördükleri argümanları da daima bileşenler ve mezhepler arasında çatışma olması.
Tüm olumsuzluklara rağmen Rojavayê Kürdistan’da başlattığımız mücadele, belli bir çizgi ve bilinçle devam ediyor. Bizim hedefimiz bölgede barışın, demokrasinin ve uzlaşının hâkim olmasıdır. Ancak bu hedefler, hegemonik güçlerin çıkarlarıyla çelişiyor. Çünkü bu anlayış, onlara hizmet etmiyor; tam tersine onlara karşı güçlü bir muhalefet yaratıyor. Bu nedenle böylesi bir operasyon ve komplo geliştirildi. Yaşanan süreç halkların mücadelesi karşısında ciddi ve kapsamlı bir komplo bulunuyor.
Bugün Kürtlerin varlığının, kimliğinin olması gerektiğini söylüyorlar; ancak bunu kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek istiyorlar. Bölgede nüfuz sahibi birçok güç arasında bir anlaşma oldu, bu temelde Suriye’de ve özellikle Rojava’da kapsamlı bir saldırı süreci devreye sokuldu.
- Bazı çevreler DSG’nin Arap nüfusun yoğun olduğu Reqa, Dêrazor ve Tebqa’dan çekilmesini yenilgi bazıları da başarı olarak görüyor. Bu konuda ki görüşünüz nedir?
Bu konu son derece önemlidir. Uluslararası Koalisyon ile birlikte DAİŞ’e karşı ortak bir mücadele yürüttük. Savaşçılarımızın büyük fedakârlıkları sayesinde DAİŞ, Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Suriye genelinde yenilgiye uğratıldı. Bu durum, Suriye’nin tamamında demokrasi bilincinin ve demokratik güçlerin etkili olabileceği yeni bir fırsat yarattı.
2016 Minbic’ten bu yana aslında Arap bölgelerinde aktif bir şekilde yer aldık ve sorumluluk üstlendik. Elbette eksikliklerimiz oldu. Hem toplumsal, örgütlenme hem de askeri açıdan hatalarımızı ve yetersizliklerimizi değerlendiriyoruz. Halkımıza karşı sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve eleştirilerden kaçmıyoruz. Sorumluluğumuzdan kaynaklı halkımıza hesap vermekten çekinmeyiz, bunlar bizim eksikliklerimizdir.
Gerçekte burada planlı bir komplo devreye sokuldu. Amaç, Kürtler ile Araplar arasında uzun yıllar sürecek yeni bir savaş başlatmaktı. Karşılıklı katliamların yaşandığı, hiç bitmeyen bir çatışma ortamı yaratmak istediler. Bu plan üzerinde bir yılı aşkın süredir çalışıyorlardı. Arap aşiretlerini tahrik ediyordular. Onlara karşı özel savaş yürütüyor ve hazırlıyordular. Tüm uyarılara rağmen toplum bu tuzağa çekildi.
Biz resmi silahlı güçlerle fazla savaşmadık, onların güçleri gelmiyordu zaten. Toplumun içine yerleştirilmiş bir komplo mekanizması vardı. Bu toplum kurumlara karşı çıkıyordu. Böyle bir durumda ya askeri bir duruş sergilenecekti ya da geri çekilecektik. Biz, olası katliamları önlemek adına geri çekilmeyi tercih ettik. Bu karar yoğun eleştirilere neden oldu ve hâlâ da eleştiriliyor.
Halkımızın eleştirilerine saygıyla yaklaşıyoruz ve buna karşı büyük bir özeleştiri veriyoruz. Mesele sadece acılar yaşamış toplumumuzun eleştiriler değil. Ancak bu hareketliliğin arkasına gizlenmiş kötü niyetli politikalar ve özel savaş yöntemleri de vardır. Kürt hareketinin 50 yıllık mücadelesi hedef alınıyor. Bu kazanımların yok sayılması büyük bir hakaret ve yanlıştır.
Bir anda 50 yıllık mücadelenin kaybedildiği algısı yaratılmak istendi. Oysa bugün Rojavayê Kürdistan’da çok önemli bir kazanım elde edilmiştir. Kürt siyasi kimliği ve iradesi uluslararası düzeyde kabul edilmesinden bahsediliyor. Bu yüzyıllardır ilk kez Suriye’de Kürt varlığı, siyasetinden bahsediliyor. Avrupa Parlamentosu’nda, ABD Kongresi’nde Kürtler konuşulmaktadır. Dünya, Kürtleri tanımaya doğru ilerlemektedir. Bu kazanımlar, DSG savaşçılarının bilinçli direnişi ve 14 bin şehidin fedakârlığı sayesinde elde edilmiştir. Bu fedakârlık olmasaydı bugün Rojavayê Kürdistan’daki Kürtlerin kazanımlarından kim bahsedecekti?
Bugün Rojavayê Kürdistan, Kürt siyasi kimliğinin dünyadaki en önemli temsil alanlarından biridir. En küçük parça olmasına rağmen Kürt sorununu tüm dünyaya kabul ettiriyor. DSG savaşçıları rejim, DAIŞ, Türk devletine bağlı çeteler gibi her türlü saldırılara karşı durdular. Cephelerde yer alan ve savaşarak şehit düşen savaşçılar bir bilinç ile savaşıyordu. Para ya da çıkar için değil, onların bir fikri vardı. O da Önder Apo’nun fikirleriydi. Bu gerçek mutlaka görülmelidir.
- Rojava Devrimi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünce ve felsefesinin sonucunda ortaya çıktı. Bu son saldırıların ardından milliyetçi çevreler ve özel savaş güçlerin, demokratik ulus ve halkların kardeşliği paradigmasına yönelik başlattığı saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizler Kürt halkının direnişçileri, savaşçılarıyız. Bu mücadele, Kürt halkının özgürlüğü için başlatıldı. Kürtler, özgürlüklerine ve haklarına kavuşmak uğruna binlerce bedel ödedi. Kürt halkı da onun savaşçıları ve yöneticileri de bu bedelleri verdi. Temelimiz Kürtler ve Kürdistan’dır.
Kürtlerin kendine özgü bir karakteri vardır. Kürtler baskı ve zulüm yapmayı bilmez. Kürtler özgürlük arayan bir halktır. Kimseye baskı yapmak istemezler ve komşularıyla iyi ilişkiler kurmayı hedeflerler. Bugün de Kürtler siyasi bir irade oluşturduklarında, komşularıyla barış içinde yaşayacak ve iyi ilişkileri bu şekilde inşa edeceklerdir.
Bu mesele bir yenilgi ya da zafer meselesi değildir. Biz bir yöntem ve tarz geliştirdik; bu yöntemde hatalarımız olabilir. Ancak yöntem veya taktikte tıkınma olması, düşüncenin yanlış olduğu anlamına gelmez. İnsanlık tarih boyunca bölünmeler ve düşmanlıklar üzerinden yönetildi. Biz buna karşı insanlığın ortak değerlerini savunan bir fikri savunuyoruz.
- Şam hükümetinin basın açıklamaları ile sizin eylemleriniz arasında farklılıklar var. Özellikle askeri konularda farklı şeyler söyleniyor. Siz, DSG’nin tugaylar halinde katılacağını, Şam hükümeti ise tugaylara katılanların tek tek kontrol edileceğini söylüyor. Sınır geçişlerinden eğitime ve yerel yönetimlere kadar birçok konuda farklı açıklamalar var. Bu tutarsızlıklar nereden kaynaklanıyor?
Görüşlerde farklılıkların olması mümkündür. Bazen böyle görüşler çıkıyor. Resmi olanları söyleyebilirim. Şam ve aramızdaki anlaşma ve açıklamalar birbiriyle tutarlıdır. Sadece Kobanê-Til Temir yolu konusunda henüz netleşmemiş küçük bir detay vardır. O daha netleşmedi, biz mi onlar mı bu yolu kontrol edecek diye. Ancak Suriye Cumhurbaşkanlığı adına yapılan açıklamalarla bizim açıklamalarımız aynı. Bizim dilimizde ve onların dilinde, konuşlandırma ve benzeri konular farklı şekilde ifade edilmiş olabilir. Ancak paylaşılan anlaşma maddeleri aynıdır.
- Esir ve tutsakların durumu ne olacak?
Yapılan görüşmelere göre ilk adım olarak güçlerin konuşlandırılması planlanıyor. Ardından kademeli bir entegrasyon süreci işleyecek. Anlaşmanın önemli maddelerinden biri de tüm tutsakların karşılıklı olarak serbest bırakılmasıdır. Bu konu üzerinde çalışmalar olacak.
- Rojava direnişi ve Kürt halkının birlik duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rojava direnişi büyük bir gurur ve onurlu bir duruştu. Bu onurlu sahiplenme Şexmeqsud ile başladı zamanla daha da büyüdü. Gerçekleşen serhildanlar, soykırımcıların ve komplocuların planlarını boşa çıkardı. Çünkü Kürtlere karşı büyük bir plan ve konsept vardı ve bu komplo hâlâ devam ediyor. Amaçları Kürtlerin tüm kazanımlarını yok etmek, savunma güçlerini tasfiye etmektir.
Tişrîn’den Şêxmeqsûd’a, Hesekê önlerindeki direnişten Kürt halkının serhildanlarına kadar ortaya konulan duruş son derece kutsal ve anlamlıydı. Silêmanî, Hewlêr, Zaxo, Amed, Cizîr, Dersîm ve Türkiye’nin birçok kentinde; ayrıca Rojhilatê Kurdistan’da değerli serhildanlar gerçekleşti. Yurtdışındaki Kürtler de her gün ayaktaydı. Gerçekte Kürtlere ve Rojava’ya yönelik düşman planları boşa çıkarıldı. Tüm dünyaya Kürtlerin bir olduğu gösterildi.
Tüm içtenliğimle söylüyorum: “2+2=1” sözü benim için de aynı anlamı taşımaktadır. Kürt halkının birlik duruşu bir hakikattir; bu yalnızca bir söz ya da teorik bir tanım değildir. Bu, yaşayan bir gerçektir. Kürt serhildanları karşısında saygıyla eğiliyorum. Genç-yaşlı, kadın-erkek herkes ayağa kalktı. Eğer bugün bir kazanım ya da başarıdan söz ediyorsak, bu Kürt halkı ve onun serhildanları sayesindedir.
- Bundan böyle Sîpan Hemo hangi çalışmalar da bulunacak ya da yürütecek?
Bizler birer devrimciyiz; ülkemizin devrimcileriyiz. Bir ülkede çalışmak ya da emek vermek, makam ve mevki sahibi olmakla ilgili değildir. Kürt halkına hizmet etmek için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Devrim, bazı kişilerin makam elde etmesi ya da kendileri için bir şeyler yapması değildir. Asıl olan Kürt halkının kazanımlarını büyütmek ve haklarını güvence altına almaktır.
Bundan sonra da her şey Kürt halkının varlığı ve kazanımları için olacaktır. Nerede ve hangi koşulda olursa olsun, daha önce verdiğimiz söz geçerlidir. Şehit düşen birçok yoldaşımız var; Kürt halkı büyük fedakârlıklar yaptı. Bizim duruşumuz Ziyad yoldaşın duruşudur. Bu halk için bin kez canımızı feda etsek yetmez.
Mücadelemizi bu anlayışla sürdüreceğiz; Rojava’da, Bakur’da, Başûr’da ve Rojhilat’ta. Biz devrimciyiz ve nerede olursak olalım mücadelemize devam edeceğiz.
Kaynak: ANF









