KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, gelinen aşamada komploların sonuç almayacağını ve Kürtsüz bir Ortadoğu’nun mümkün olmadığını belirterek, ‘Sürecin demokratik barışçıl bir şekilde gelişmesi için Önder Apo’nun özgür olması gerekiyor. Olmazsa olmaz koşul budur’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmasıyla başlayan, 134 gün süren “sürek avının” ardından 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesiyle devam eden Uluslararası Komplo 27’nci yılına girdi. Abdullah Öcalan şahsında Kürtlere dönük imha ve tasfiyenin hedeflendiği komplo, geçen 27 yılda sürekli farklı yöntemlerle uygulandı. Son halkası ise 6 Ocak’ta Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerinde, ardından Rojava’nın tamamına yayılan cihadist grupların saldırıları oldu. Abdullah Öcalan, “İkinci 15 Şubat Komplosu” olarak değerlendirdiği bu saldırıları tarihi bir müdahale ile bertaraf etti.
KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, Abdullah Öcalan’ın müdahalesi ve Kürt halkının ulusal direniş seferberliği ile komplonun bir kez daha boşa çıkarıldığını belirterek, ancak tehlikenin devam ettiği uyarısında bulundu. Remzi Kartal, 15 Şubat Uluslararası Komplo’nun bugün olduğu gibi Kürt halkının geleceğini ve özgürlüğünü ortadan kaldırmayı hedeflediğini, Rojava’da yaşananların bunun açık göstergesi olduğuna işaret etti. Bunun nedeninin ise Abdullah Öcalan’ın milliyetçiliğe ve savaşa karşı sunduğu kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik bir toplum projesinin Rojava’da ete kemiğe bürünmesi olduğunu vurguladı. Komplo saldırılarına karşı ‘İmralı Duruşu’nun öneminin altını çizen Remzi Kartal, Kürt halkı ve dostlarının da 1999’da olduğu gibi bugün de Abdullah Öcalan etrafında kenetlenmesiyle komploculara “teslim olmayacağız” mesajını en güçlü şekilde verdiğini ifade etti.
Remzi Kartal, Uluslararası Komplo’nun hedef ve sonuçları, 27 yıl sonra Rojava’da devreye konulan planlar, Kürtlerin ulusal direniş seferberliğinin içerdiği mesajlara dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’nun 27’nci yıldönümü. Bugün Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus paradigmasının ete kemiğe büründüğü Rojava’da ikinci bir komplo devrede. Bununla ne hedefleniyor?
Önder Apo’nun şahsında Kürt halkının geleceğini ortadan kaldırmayı hedefleyen Uluslararası Komplo’yu şiddetle kınıyorum. Komplocuları, planlayan, uygulayan bütün güçler halkımızın tarihinde kara bir sayfada yer alacaktır. Komplonun 27. yıl dönümünde Rojava’da yaşanan tablo çok açık bir şekilde gösteriyor ki, komplocular tekrar planladıkları komploda sonuç almak istiyorlar. Çünkü Önder Apo 27 yıllık süre içerisindeki duruşuyla, halkımız yürüttüğü mücadeleyle komplonun başarıya ulaşmasına, sonuca ulaşmasına imkan vermedi. Bu anlamda komplo boşa çıkarıldı. Özellikle de Rojava Devrimi’yle Önder Apo, komplocuların Ortadoğu’da yapmak istedikleri yeni dizaynı, milliyetçilik temelinde yürüttükleri savaşla yapmak istedikleri yeni dizayna karşılık alternatif bir paradigma sundu. Önerdiği manifesto ile halkların ve inançların, kadın özgürlükçü, demokratik bir toplum projesiyle bir arada yaşayabileceklerini ortaya koydu ve Rojava Devrimi bu anlamda çok önemli bir örnek oldu. Hem bölge halkları için hem bütün uluslararası anlamda özgürlük isteyen bütün halklar için. Bu anlamda komploda sonuç alamayan güçler, bu sefer adeta komployu yenilemek tarzında Rojava halkına ve Rojava Devrimine saldırdılar.
Aslında yapılmak istenen bölge halklarının zengin inanç ve farklı etnik kimliklerle bir arada yaşayan halkların yaşamını cehenneme döndürmek, gerçekten bölgeyi bir kan gölüne dönüştürmektir. Bu açıdan Önder Apo’nun mücadelesi, halkımızın mücadelesi, yine Rojava’daki bu yenilenen komplonun da önünü aldı diyebiliriz. Bu açıdan halkımız ve dostlarımız komploya karşı, bu uluslararası komplonun bölgede yapmak istediği büyük tahribatlara karşı duyarlı olmalı. Bu temelde ben tekrar Önder Apo’nun bu komplo sürecindeki duruşunu, direnişini saygıyla selamlıyorum. Halkımızın Önder Apo etrafında bütünleşen, örgütlenen, bu temelde Önder Apo’yu savunan, koruyan halkımızın direnişini de yürekten selamlıyorum.
- Komplo, Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmasıyla başladı. O gün olduğu bugün de adres Suriye. Abdullah Öcalan’ın “İmralı Duruşu” olarak tanımladığı komploya karşı direniş nasıl bir yanıt oldu?
İlk başından itibaren Önder Apo, yani İmralı sürecinin ta başından beri komplocuların sadece Kürt halkına değil, başta Türkiye halkı olmak üzere bütün bölge halklarına yönelik yürüttükleri planın aslında bir komplo olduğunu, bölge halkları için de büyük bir tehlike arz ettiğini; bu anlamıyla komployu boşa çıkartmak için gerçekten çok kapsamlı bir çözümleme yaptı. Şimdi komplocular ne yapmak istiyordu? Başta Kürt ve Türk halkının arasında korkunç bir çatışmanın çıkmasını hedefliyorlardı. Önder Apo İmralı’da bu tespitleri yaparak, çatışma zeminini ortadan kaldırdı. Kürt-Türk halkının çatışma zeminini ortadan kaldırarak, buradan başlayarak komplonun boşa çıkmasını sağladı. Bu açıdan da sonrasında geliştirdiği Özgürlük Manifestosu ile de bölge halklarının, farklı inançların, farklı mezheplerin bir arada özgürce yaşayabilecekleri bir proje sundu. Demokratik Konfederalizm, Demokratik Ulus temelinde, Kadın Özgürlükçü, Demokratik, Ekolojik Toplum projesiyle gerçekten çözüm yolunu açtı.
Bu anlamıyla İmralı’daki duruşuyla Başkan Apo günümüze kadar Kürt sorununda askeri çözümün olmadığını, devlete hep anlatmaya çalıştı. Devlet aklındaki inkar ve imha politikalarının sadece Kürt sorunu için değil, Türkiye halkları başta olmak üzere bütün bölge halkları için nasıl bir yıkım getirdiğini ve uluslararası güçlere hizmet ettiğini, bu aklın, bu siyasetin nasıl uluslararası güçlere hizmet ettiğini anlatmaya çalıştı. Önder Apo, Turgut Özal sürecinden itibaren “bir muhatap arıyorum” diyordu. Yani savaşın değil, demokratik siyasal çözümün tek çözüm yolu olduğunu anlatmaya çalıştı. Bunu İmralı’da da sürdürdü. Ne zaman bu fırsat ortaya çıktı, şimdi Üçüncü Dünya Savaşı’nın artık bölgeyi kasıp kavuran, yeniden bir dizayn oluşturmak istediği bu süreçte büyük bir tehlike olarak ortaya çıktı. Ve bu tehlikenin daha çok görünür olmasıyla Başkan Apo inisiyatif alarak böylece tek taraflı bir inisiyatifle bu yeni süreci başlattı.
- Abdullah Öcalan, komploda “Başı koparırız, gövde dağılır” hedefi olduğunu söyledi. Komplocu güçler bu hedefine ulaştı mı?
Bu vesileyle de başta Halit Oral arkadaş olmak üzere komplo sürecinde duruşlarıyla Önder Apo’nun etrafında ateşten çember oluşturarak Önder Apo’yu koruyan komplo sürecinin şehitleri şahsında bütün şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Evet, onlar dediğiniz gibi; devlet, uluslararası güçler “Başı koparırız, gövde başsız kalır, sonra da bu gövdeyi de parçalarız ve tamamen kontrol altına alırız” hesabı içerisindeydiler. Ama Önder Apo’nun önderlik yeteneği, gücü bir kez daha gösterdi ki bulunduğu koşullar ne olursa olsun “Özgür İnsan, Özgür Önder” duruşuyla bu uluslararası komplo planlamasını boşa çıkaracak perspektif oluşturma, proje oluşturma ve sürecin önünü açma konusunda rolünü oynadı. Halkımız ise sadece Kuzey’de değil, dört parça Kürdistan ve yurt dışında, her tarafta tarihi bir ayağa kalkışla şunu gösterdi; Artık PKK mücadelesinin yarattığı ruhla, özgüvenle, örgütlü, ne yaptığını, ne istediğini bilen bir halk duruşuyla şunu ispat etti ki; hayır, baş gövdeden koparılmamıştır, gövde başının etrafında bütün gücüyle örgütlenmiştir. Bu temelde yürütülen, yükseltilen mücadeleyle Önder Apo’nun etrafında kenetlenen bir halk olarak bütün dünyaya çok güçlü bir mesaj verildi. Dolayısıyla bu açıdan da Önderlik-halk buluşması, halk örgütlenmesi, halk ve gerilla bütünleşmesi, örgütlenmesi şunu ispat etti ki yürütülen planlamalar “başı kopar gövdeyi etkisizleştir” planlamasının geçerli olmadığı çok net bir şekilde bütün uluslararası kamuoyuna gösterildi, ispat edildi.
- Komplonun sürekli yöntem değiştirerek sahada sürdürüldüğü tespitleri çokça yapıldı. Başlarken Rojava’ya değindiniz. Komplonun Rojava’ya yönelik saldırılarla sürdürüldüğünü söylediniz. Abdullah Öcalan da bu saldırıları 15 Şubat Komplosu’nun devamı olduğu tespitinde bulundu. Bu aynı zamanda Kürtlere yönelik imha ve inkarın sürdürülmesi oluyor. Nedir bu ısrar, sonuç alıyor mu?
Yüz yıllık hegemon sistemin Ortadoğu’da, bölgede kurduğu, oluşturduğu sistem Kürt inkar ve imhasına dayalı bir sistem. Ve Kürdü yaralı bırakarak, Kürdü hem halk olarak hem coğrafi olarak yaralı bırakarak bölge politikaları dizayn ediyorlar. Bu doğrudan dönemin İngiliz Başbakanı Churchill tarafından 1943 Kahire Konferansı’nda aynen bu şekilde ifade ediliyor. Yani bölgede Kürdü yaralı bırakarak bölgenin dizaynına yönelik politikaların yürütülmesi temelindeki planlama, politikalar günümüze kadar sürdürülüyor. Çünkü şu anda özellikle Kürt özgürlük hareketi, Başkan Apo’nun önderlik ettiği Kürdistan özgürlük hareketi hem Kürt halkı hem bölge halkları açısından şunu temsil ediyor; Barışı, demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü temsil ediyor. Hem Kürt halkı hem bütün bölgede yaşayan halklar ve inançlar için. Tabii ki barış, özgürlük, demokrasi temsil eden bir güç, bir mücadele uluslararası hegemon güçler için tehlikelidir. Çünkü onlar bölgede tam tersini istiyorlar; halklar arası çatışmayı istiyorlar, inançlar arası, mezhepler arası çatışmayı istiyorlar. Onun için mezhepler arası, inançlar arası, halklar arası barış ve demokrasiyi vaat eden, kadın özgürlükçü, demokratik toplumu vaat eden bir hareket onlar açısından hedeftir, onlar için tehlikelidir.
Bu açıdan Önder Apo’nun tekrar günümüzde Rojava’da yapılmak istenen saldırıları, politikaları bu şekilde tarif etmesini bu temelde anlamalıyız. Önder Apo diyor ki; Şu anda Rojava’da yürütülen, ısrarla yürütülmek istenen politikalar 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun daha da geliştirilerek sürdürülmesidir. Bu açıdan tekrar halk ve hareket olarak Önder Apo’nun mesajı etrafında kenetlenerek, Önder Apo’nun manifestosunda ısrar ediyoruz. Çözüm; inançlar ve halklar arası barıştır, demokrasidir. Halklar, inançlar, mezhepler arası savaş bölge halklarının felaketidir. Uluslararası güçlerin bölge halkları için getirmek istediği felaket; bölge halklarını güçten düşürmek, perişan etmek ve tamamen kendi egemenliklerine almak hedefi ile yürüttükleri politikalardır. Bunun için bunu günümüzde halkımız ve bütün uluslararası dostlarımız, barış, demokrasi isteyen bütün güçlerle birlikte bu gerçeği haykırmalıyız ve Önder Apo’nun günümüzde de ısrarla sürdürdüğü politikalarına destek vermeliyiz.
- Uluslararası güçlerin bu komployla Ortadoğu’yu yeniden dizayn planını devreye koyduğuna dikkat çektiniz. Ancak hedefi de Kürtler oluyor. Kürtsüz bir Ortadoğu mümkün mü?
Artık gelinen bu aşamada Kürtsüz bir Ortadoğu mümkün değil. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda Kürtler, Kürt halkı bulundukları ülkelerde güçlü bir önderlik oluşturamadılar. Aynı şekilde örgütlü, bilinçli bir güç haline gelemediler. Uluslararası hegemon güçler ve bölge devletleri de sömürgeci bölge devletleri de bu yönüyle her türlü başkaldırıyı şiddetle ezerek ortadan kaldırmayı başardılar. Ama şimdi Üçüncü Dünya Savaşı’nın sürdürüldüğü ve bölgenin yeniden dizayn edilmek istendiği bu süreçte ise Kürt halkı bölgede sadece kendisi için değil, bütün bölge halkları için bir arada demokratik özgür yaşamın projesini sunuyor. Kürt halkı bunun öncülüğünü yapıyor. Kürt kadınları, gençleri bunun öncülüğünü yapıyor. Ve “Jin, jiyan, azadî” şiarıyla yürütülen mücadele sadece Kürdistan’da, Ortadoğu’da sınırlı kalmadı, bütün dünyada yankılandı. Şimdi bütün dünyada özgürlük ve demokrasi isteyen bütün güçler, bütün halklar “Jin Jiyan Azadî” sloganıyla yürüyor.
Bu anlamıyla günümüzde artık Kürt halkının yürüttüğü bu mücadeleyi bir biçimde bastırmak, yok etmek, yine bastırılmış, inkar edilmiş, mücadelesi ortadan kaldırılmış bir tablonun ortaya çıkması asla mümkün değildir. Bu açıdan da halkımıza söylemek istiyorum; Rojava’da bir mücadele var ama bu sadece Rojava ile sınırlı mücadele değil artık. Kürt sorunu artık dört parçada halkımızı bir araya getirdi. Özellikle Rojava ile zirveleşen özgürlük mücadelesi halkımızı bir araya getirdi, çünkü yeni bir ruh yarattı: Başarı ruhu, özgürlüğe kenetlenmiş, mutlak surette başarıya kilitlenmiş, her türlü bedeli ödemeye hazır, direnen bir halk tablosu ortaya çıkarttı. Özellikle gençlik, yeni gençlik dört parça Kürdistan’da Rojava Devrimi sürecinde, bu 14 yıllık süreç içerisinde çok büyük bir sınav verdiler. Şimdi hem Kobanî direnişinde, özellikle de şimdi yani halkımıza yönelik, Rojava halkına yönelik yürütülen bu aşamada ortaya çıkan tablo halkımızın mesajı çok net: Artık Kürt halkı diyor ya “Yek e yek e, geri kurd yek e”, Kürt halkı birdir. Bu temelde de artık Kürt sorununun bastırılması, ortadan kaldırılması, mücadelenin yok edilmesi mümkün değil; sorun artık çözüm zamanının kendisini dayattığı bir sürecin kendisidir.
Şunu da ilave etmek istiyorum; Kürt sorunu uluslararası dünya savaşı ile ortaya çıktı, Birinci Dünya Savaşı ile. Günümüze kadar geldi. Bu açıdan çözüm yöntemi de bu uluslararası savaşla, dünya savaşı ile ortaya çıkan tablonun değişmesiyle, yine bir dünya savaşı ile gelecek. İşte yeni bir dünya savaşı var, Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor ve Kürt halkı da örgütlü gücüyle, iradesiyle kendisini dayatarak uygun demokratik bir çözümü yaratacaktır.
- Rojava ile başladı, sırada Irak ve İran olduğu yönünde değerlendirmeler var. Nitekim bu açık bir şekilde ilan ediliyor. Abdullah Öcalan’ın Rojava’ya yönelik saldırılara müdahalesine geleceğiz ancak öncesinde Suriye, Irak, İran, nasıl bir felaketle karşı karşıya Ortadoğu halkları?
Şimdi bakın Ortadoğu’da halklar iç içe yaşıyor. Aslında ulus devlet projesi, kapitalist modernitenin temel ayaklarından birisi olarak halkları, farklı inançları, farklı akımları bir arada yaşayan Ortadoğu halklarını bölme, parçalama, ulus devlet pazarları üzerinden kendi hakimiyetine alma projesidir. Ve o tarihten günümüze kadar halklar arasındaki bu sorunlar devam ediyor, başta Kürt halkı olmak üzere. Günümüzde de yapılmak istenen Şii mezhebi ile Sünni mezhebi arasındaki çatışmaları derinleştirmek. Şu anda Suriye’de selefi, Sünni mezhebine dayalı bir cumhuriyet oluşturdular, bir devlet oluşturdular. Şimdi bu ta El-Kaide’den Afganistan tut günümüze kadar bu tür selefi örgütlerin arkasında bölge politikalarını sürdüren hegemon güçler var. Bu hegemon güçler bu selefi örgütlerle bugüne kadar geldiler; DAİŞ, El Nusra, şimdi HTŞ ile şimdi bir devlet oluşturuyorlar; yani bir selefi siyasetin hakim olduğu, Sünni İslam’ın hakim olduğu bir devlet. Bununla Irak’a ve İran’a müdahale edecekleri açıkça görülüyor. Müdahaleyi nasıl yapacaklar? Şimdiden cezaevinden çıkardıkları DAİŞ çetelerini Irak’a geçirdiler. Şimdi orada örgütleyecekler Sünni alanda, Anbar alanında, Sünnilerin egemen olduğu alanda, oralarda özellikle Selefi Sünni güçlerini çoğaltarak Şii güçlerine karşı bir savaş başlatmak üzere bir planlama yürütüyorlar. Buradan başlayarak Irak’ta şimdiden Şii mezhebine yönelik siyasetin, Bağdat’ta hakim olduğu siyasi tabloyu tersyüz etmek istiyorlar. Saddam sürecindeki gibi yine Irak’ta azınlıkta olan Sünni İslam’ın hakimiyetini kurmak istiyorlar. İşte bu son günlerde de Saddam’ın kızıyla işte bazı Saddam komutanları ve El-Şara’nın yine İsrail’in yardımıyla görüştürüldükleri haberi basında yer aldı. Bütün bunlar şunu gösteriyor: Irak’tan başlayarak buradaki bir rejim değişikliği ile Sünni İslam’ı bu sefer İran’a taşırma. Yani bölgede yaşayan farklı mezhepler, farklı inançlar ve halkları bu temelde sürekli yoğun bir savaş ortamına alarak gerçekten bölge halklarını takatten düşürmek istiyorlar. Ve bu temelde herkesi kendilerine muhtaç etmek istiyorlar. Güçten düşürerek kendi güçleriyle herkese hakim olmak istiyorlar. Bu açıdan tabii bütün bölge halkları için, başta da bu ülkelerde yaşayan Kürt halkı açısından büyük tehlikeler söz konusudur.
- Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz gün açıktan dillendirdi; Şengal’i, Mexmûr’u hedef gösterdi, ardından Qendîl’i, Garê’yi… Uluslararası güçlerin Ortadoğu planında fırsat kollayarak Kürt düşmanlığını sürdürüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Uluslararası güçler, Suriye yeni hükümeti üzerinden anlattığımız o konseptleri yürütürken, bir taraftan da Türk devletinin özgün talebi nedir; Şengal, Mexmûr, Qendîl, Garê! Yani dediğiniz gibi Hakan Fidan bütün bunları tek tek açık bir şekilde katıldığı bir programda ifade etti. Yani biz bu politikaları biliyoruz ama Türk Dışişleri Bakanı ağzından açıkça ifade edilmesi de farklı bir şeydir. Önümüzdeki süreçte Türk devleti Suriye’den sonra, Rojava’dan sonra ne düşünüyor? Bu açıdan bu düşüncelerini de politikalarını net bir şekilde söylüyor. Onun için hem Rojava için hem Bakur için hem Şengal, Mexmûr, Qendîl, Garê, Irak, Rojhilat Kürdistan, bütün dört parçada yaşayan halkımız için uluslararası komplonun ortaya çıkarttığı tehlike devam ediyor. Türk devleti bu uluslararası müdahaleden, bölgeye müdahaleden kendince Kürt sorunu noktasında yararlanmak istiyor. Bu uluslararası güçlere her türlü desteği vererek Kürt sorunu ile ilgili istediği sonucu almak istiyor. Halkımız açısından tehlikeler devam ettiği için halkımız ayakta olmalı, tetikte olmalı. Hem başta Rojava Devrimi’ni korumak, çünkü Rojava Devrimi’nde başarısız kalan bu plan, aynı şekilde Bakur, Başûr diğer boyutlarda da başarısızlığa uğrayacaktır. Onun için başta Rojava’yı koruma, sonra da Önder Apo’nun başlattığı süreci koruma, Başûr’a yönelik devletin dile getirdiği bu tehlikelere karşı ayakta olmak, örgütlü olmak temelinde mücadelesini sürdürmeli.
- Ancak Bakur Kürdistan ve Türkiye’de devam eden bir süreç var. Abdullah Öcalan Suriye ve Rojava’ya müdahale etti, büyük bir felaketi engelledi. Irak ve İran ile sürdürülmek istenen planda Türkiye’nin fırsat kollaması, Şengal ve Mexmûr’a saldırmasının sürece etkileri neler olur? Bu herkesin sorduğu bir soru: Bakur Kürdistan’da Kürt kardeşliği, diğer parçalarda Kürt düşmanlığı ne tür sonuçlar doğurur?
Başkan Apo Şêxmeqsûd’da yapılan saldırılarla birlikte çok açık ve net tutum takındı. Dedi ki: Bu 15 Şubat Komplosu’nun tekrarıdır. Bu sürecin ortadan kaldırılması demektir. Yani bu politikaların sürdürülmesi halinde, ortada süreç diye bir şey kalmayacaktır. Onun için süreci korumak ve bu saldırıların önüne geçmek için büyük bir çaba içerisine girdi ve belli bir boyutta da sonuç aldı. Önder Apo’nun müdahalesiyle, gönderdiği heyetlerle, kendisiyle görüşen heyetler üzerinden gönderdiği mesajlarla, açıkça Türk devleti bu konuda bir tutum değişikliğine gitmek zorunda kaldı. Saldırılar bu temelde durduruldu. 30 Ocak anlaşması, Özerk Yönetim ile Şam geçici hükümeti arasındaki 30 Ocak anlaşması bu temelde ortaya çıktı. Yarın ne olacağı belli değil, tehdit söz konusu. Eğer sürdürülürse, işte Şengal, Mexmûr, Garê, Qendîl, zaten bu konuda böyle bir şey olursa, Kuzey’de (Bakur) süreç diye bir şey kalmaz. Başkan bunu çok açık net bir şekilde ortaya koydu. Başkan halklar arası bir savaş olmasın, bu konuda barışçıl bir çözüme şans tanımak için inisiyatif aldı ve büyük bir sorumluluk aldı. Şimdi eğer bu politikalar, Hakan Fidan’ın dediği gibi bir tablo ortaya çıkarsa, zaten ortada bir süreç söz konusu olmaz. O zaman artık halkımız bütün imkanlarıyla, bütün gücüyle, bütün bölgede tabii ki yeni duruma göre bir durum değerlendirmesi yapacaktır, Önder Apo da yeni durum değerlendirmesi yapacaktır. Önder Apo’nun yeni durum değerlendirmesi ve halkımızın, özgürlük hareketinin alacağı kararlar çerçevesinde hareket edecektir.
- İkinci 15 Şubat Komplosu, yani Rojava’ya yönelik saldırılarla birlikte halk zaten serhildan ruhuyla alanlara çıktı. Bir ayı aşkın bir süredir Kürdistan’dan Avrupa’ya dört bir yanda ulusal direniş seferberliği ilan edilmiş durumda. Bir; halk uluslararası güçlere, iki Kürt partilerine ve siyasetine ne mesaj veriyor?
Şimdi halkımızın dört parça Kürdistan ve yurt dışında direnişini bu vesileyle bir kez daha selamlıyorum, kutluyorum. Gerçekten bu halkla onur duyuyoruz. Bu halkın duruşu, özgüveni, fedakarlığı, mücadele azmi, özgürlüğe kenetlenen başarı ruhu gerçekten bütün dünyada büyük takdir topladı. Halkımızın mesajı çok açık ve net: Dört parçadan gençlerimiz, genç kızlar, delikanlılar Rojava’ya akıp şehit oldular. Yurt dışından, her taraftan gençlerimiz Rojava’ya akıp şehit oldular. Uluslararası enternasyonal alanda dostlarımız, dünyanın dört bir yanından genç kadınlar, genç erkekler Rojava’ya aktılar, özgürlük mücadelesinde şehit oldular. Bu anlamıyla hem halkımızın hem uluslararası enternasyonal dostlarımızın özellikle bu süreçteki mesajı çok açık nettir: Asla teslim olmayacağız. Şu anda Rojava’da her köy, her kasaba, her mahallede büyük bir direniş var. Çocuklar, kadınlar, gençler, yaşlılar, herkes silahlı ve kendi savunmasını, öz savunmasını yapıyor. Ne diyorlar? Ölmeye hazırız ama ülkemizi terk etmeyeceğiz, toprağımızı savunacağız. Başarının anahtarı budur. Bu açıdan böyle toprağına, özgürlüğe bağlı, sevdalı bir halkı bastırmak, durdurmak mümkün olmadığı gibi böyle bir saldırı da bütün dünyada hükümetleri değiştirir, siyaseti değiştirir, dünya politikasını etkiler. Birinci Trump sürecinde, Serêkaniyê, Girê Spî sürecinde Amerika halkının kendisinin Trump’ın başına ne getirdiğini herkes çok açık bir şekilde gördü. Günümüzde benzer bir tablonun çıkması olasıdır, her tarafta çok büyük etkili sonuçlar çıkaracaktır. Böyle bir şeye asla izin vermeyecek halkımız, bu sadece Rojava halkı değil; dört parça Kürdistan bunun ortaya çıkaracağı tabloyu herkesin iyi hesaplaması gerekiyor. Bütün bölge devletlerinin, en başta da Türkiye’nin bunu çok iyi hesaplaması gerekiyor.
Halkımızın verdiği ikinci mesaj siyasi partileredir. Halkımız ayağa kalkarken, siyasi partilerin mesajıyla kalkmadı, siyasi partilerden mesaj gelmeden halkımız, kadınlar, gençler, çocuklar sokaklara döküldüler. Sokaklardaki tablo siyasi partileri ayağa kaldırdı, siyasi partileri sürece kattı. Siyasi partiler arasındaki yaşanan sorunları bir tarafa bıraktı, mecbur etti. Onun için halkımız bu duruşunu sürdürüyor, daha da büyütecek. Herkes dört parça Kürdistan’daki sokaklara iyi bakmalı, Güney Kürdistan başta olmak üzere, bütün şehirlerinde; başta Süleymaniye olmak üzere, bütün şehirlerde, Hewlêr, bütün şehirlerde küçük büyük, Kuzey, Rojhilat böyle yoğun bir savaş ortamında olmasına rağmen ve uluslararası alanda gerçekten onur duyduğumuz, gurur duyduğumuz bir tablo. Bu halk i siyasi partilere diyor k; Ulusal birliğinizi yapın. Şimdi siyasi partiler arasında Demokratik Ulusal Birlik sürecidir, bu çalışma yürüyor. Bu sürecin halkımız açısından ortaya çıkarttığı çok önemli bir kazanım da Demokratik Ulusal Birlik tablosudur; bu konuda çok önemli gelişmeler olacak, bunun hem halkımız için hem de uluslararası diplomaside önemli etkileri olacağına inanıyorum.
- Son sorum, 14 Şubat’ta da merkezi Strasbourg olan Avrupa’nın dört bir yanında büyük eylemler olacak. “Önder Apo’ya özgürlük, Rojava’ya statü” şiarıyla Uluslararası Komplo protesto edilecek, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve Rojava’ya statü talep edilecek. Büyük önem atfediliyor, bir çağrınız var mı?
Bu süreçteki bütün eylemlerin ana şiarı; Önder Apo’ya Özgürlük, Rojava’ya Statü. Halkımızın net mesajı ve talebi bu. Artık gelinen süreç savaş politikalarında ısrarın ne kadar büyük yıkımlar ortaya çıkaracağını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Başta Türkiye yönetimi olmak üzere herkes bundan doğru sonuç çıkartmalıdır ve bu temelde Rojava bu son süreçteki gelişmelerden de doğru ders çıkartmalıdır. Bu çerçevede sürecin demokratik barışçıl bir şekilde gelişmesi, Türkiye halklarının kazancına gelişmesi, Kürt sorununda savaş yıkım yerine barış, demokratik ve özgürlük eksenli gelişmesi için Önder Apo’nun özgür olması gerekiyor. Önder Apo’nun özgür yaşar, özgür çalışır koşullarda olması gerekiyor. Olmazsa olmaz koşul budur. Bu hem halkımızın hem tüm demokrasi güçlerinin hem uluslararası alanda demokratik çözümden yana olan barış ve demokrasiden yana olan herkesin ortak talebidir.
Bu talebi yükseltmek için 14 Şubat günü, komplonun 27’nci yılını protesto eylemleri çok önemlidir. Aynı şekilde Rojava ile ilgili tehdit sürüyor, Rojava halkının haklarının, demokratik haklarının yasal anayasal güvence altına alınması talebi çok önemli; bunun için de Rojava’nın statüsü halkımızın temel talebidir. Bu açıdan hem Önder Apo’nun özgürlüğünü haykırmak hem Rojava’ya statü talebinde bulunmak için 14 Şubat günü Strasbourg’da merkezi bir yürüyüş yapılacak. Bu yürüyüşe katılım çok önemlidir, çok çok önemlidir, heyecan, moral, motivasyon, verilecek mesaj çok önemlidir. Aynı zamanda aynı günde uzak mesafede olduğu için Strasbourg’a gelemeyen diğer bütün alanlarda da aynı günde miting ve yürüyüşler var. Londra, İskandinavya, Avusturya, İtalya başta olmak üzere diğer alanlarda da uzak olup gelemeyen alanlarda da yapılan bütün yürüyüş mitingler çok önemlidir. 14 Şubat günü bütün dünya halkımızın ve dostlarımızın Önder Apo’nun ve Rojava’nın etrafında nasıl kenetlendiğini, nasıl ayağa kalktığını, Rojava’ya yönelik savaş politikalarında ısrarın nasıl büyük felaketler yaratacağını herkese etkili bir şekilde göstermeli.
14 Şubat bunun için büyük bir fırsat, yalnız kendimiz değil, tüm çevremizi katarak, örgütleyerek, yurtseverlerimiz ve dostlarımız başta Strasbourg miting ve yürüyüşüne katılmak üzere diğer alanlarda yapılan eylem mitinglere de katılma çağrısı yapıyoruz. 14 Şubat’ta tarih yazacağız, yeni bir tarih yazacağız, halkımız buna inanmalı. 2026 yılının başındayız, bu yıl halkımızın özgürlüğü için çok stratejik bir yıl, o açıdan da yürütülen eylemlerin çok önemli etkisi olacak; buradan tekrar çağrı yapıyoruz: Bütün yurtsever halkımızı, dostlarımızı başta Strasbourg miting ve yürüyüşüne katılım üzere diğer alanlarda yapılan eylem mitinglere de katılım çağrısı yapıyoruz; bu temelde halkımıza başarılar diliyoruz.
Haber: Özgür Paksoy – Mesut Bağcı / MA









