Bakan Bayraktar, yer altında 10 bin ton dev altın rezervi olduğunu iddia etti. Diğer yandan kuraklık ve iktidarın tarım politikaları sonucu topraklar maden ve enerji üretimine feda edilirken, maden üretimi artıyor
K. Bülent Ongun
TÜİK’in 2025 yılı verilere göre sanayi üretimi yıllık bazda imalat sanayinde yüzde 2,7 düşüş yaşanırken, madencilik ise yüzde 1,9 arttı. Tarımda ise 2025 yılında tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 9 oranında azalma yaşanması dikkat çekici bir sürece işaret etmekte. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği (AB) ile Hindistan arasında yapılan serbest ticaret anlaşmasına göre, tüm ticari konularda (sanayi ürünleri, tarım, hizmet sektörü dahil) AB ile Hindistan karşılıklı olarak gümrük vergilerini ya büyük ölçüde sıfırladı, ya da mevcut vergileri çok düşürdü. Anlaşma tüm dünya ticaret hacminin yüzde 25’ini kapsarken Türkiye bu anlaşmadan en çok etkilenecek ülke durumunda. ABD’nin Türkiye’ye yüzde 25 vergi koyma kararı da tuz biber ekmiş durumda.
10 bin ton rezerv!
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar yaptığı açıklamada, Türkiye’nin toprakları altında gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen 10 bin tonluk dev altın rezervi olduğunu iddia ederek, bunun toplam değerinin 1,5 trilyon dolar ulaştığını söyledi. Yıllık üretim hedeflerinin yukarı çekileceğini belirten Bakan Bayraktar, bu zenginliğin doğrudan vatandaşın refahına yansıtılacağını iddia etmekten de geri durmadı. Bayraktar, üretimin şu an yıllık 30-40 ton bandında seyrettiğini ancak bu rakamın Türkiye’nin ihtiyacı ve potansiyeli için yeterli olmadığını, yıllık üretim miktarının çok daha yukarı çekilmesinin hedeflendiğini söyledi.
İddialar gerçekle örtüşmüyor
Bayraktar açıklamasında, “Temmuz ayında meclisimizden geçen kanunla, altın fiyatları yükseldikçe devletin aldığı payın da artmasını sağladık. Şu anki fiyatlarla üretilen altının yüzde 31,25’i doğrudan devlet hakkı olarak alınıyor. Bu pay doğrudan Merkez Bankası rezervlerine gidiyor” ifadeleri ise gerçeklere uygun düşmüyor. Altın fiyatlarındaki artış yüzde 15 olan verginin anlaşmalar gereği yarı yarıya düşüyor olması Bakanın açıklamalarıyla gerçeklerin örtüşmediğini gösteriyor. Bakan Bayraktar, Altının dışında, Eskişehir Beylikova’daki Nadir Toprak Elementleri (NTE) sahasına dikkat çekti. Dünyanın Çin’den sonraki en büyük ikinci rezervine sahip olduklarını iddia etti.
Her açıklama spekülasyon
İktidar, Gabar petrolleri ve Karadeniz doğal gazı hakkında abartılı hayalleri halka aktarırken, bunu NTE ile süslüyor. Bor madeni üzerine yapılan spekülasyonlar bu kez NTE üzerinden canlandırılması dikkat çekiyor. Ocak ve şubat ayında 664 bin hektar alan için maden ihalesinin bir çoğu sermaye talepleri ile listede yer alırken, NTE ile ilgili bir gelişme yaşanmıyor. NTE meselesinin de bir spekülasyon olma durumu ortaya çıkarken, tüm bu madencilik girişimleri tarım arazilerini, meraları, ormanları yok eden adımlar olarak yaşanmakta. Sultanahmet meydanında altın olduğunu düşünseler meydanı yerle bir edebileceklerini tarımı ve doğal yaşamı yeraltındaki madenlere tercih etmelerinden anlaşılabiliyor..
Baskı rejimi derinleşiyor
Türkiye’nin içine girdiği ekonomik durum her geçen gün kötüleşirken, kamuya ait ne varsa satılığa çıkarılmakta. En son kamu elindeki köprüler ile otoyolların satılacağının ortaya çıkması sermayeye aktarılabilecek son halklardan biri olduğu anlaşılabilmekte. Doğal yaşamın yerle bir edildiği ve tüm koruma alanlarının şirketlere açılması, zeytinlerin maden ve enerji uğruna yok edilmek istenmesi gelecek günlerde açlığın ve yoksulluğun derileşeceğini göstermekte. Diğer yandan Kürt halkının özgürlük talepleri bir takım vaatlere gömülüp halkların demokrasi talebi ise yok sayılırken, Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanının değiştirilerek baskı rejiminin daha da derinleşeceğini açığa çıkarmakta.









