Dêrsim’de son yılların en büyük ekolojik yıkımı kapıda. Pîlemûriye ve Mêzgir’de toplam 5 bin 40 futbol sahası büyüklüğündeki alan IV. Grup madenler için ruhsatlandırılıyor. Maden mühendisi Torun, toplumsal muhalefetin elzem olduğunu belirtti
Duygu Kıt
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), geçtiğimiz günlerde Türkiye genelinde 485 adet maden sahasını ihaleye çıkardı. Dêrsim de ihale kapsamına dahil edilen illerden biri. Buna göre, Pîlemûriye (Pülümür) ilçesi Karagöz mevkiinde 1.992 hektarlık (yaklaşık 20 bin dönüm) alan ile Mêzgir (Mazgirt) ilçesine bağlı Xaraba (Örenönü), Reşmezre (Oymadal), Alxan (Alhan), Kilise köyleri ile Otlukaya (Pulan) ve Beroç’u (Dallıbel) kapsayan toplam 16 bin dönümlük üç ayrı saha IV. Grup madenler için ruhsatlandırılacak. Toplamda 36 bin dönümü aşan bu alan yaklaşık 5 bin 40 futbol sahasına denk geliyor.
Dêrsim Munzur Havzası içinde 43 bin 350 hektarı aşan bir bölgede altın, bakır, gümüş ve molibden gibi IV. Grup madenlere ait projeler uzun süredir gündemde. Kent genelinde 145’in üzerinde maden projesi bulunuyor. Hâlihazırda özellikle Pîlemûriye çevresinde krom sahaları ile taş, kum-çakıl ve kalker ocakları aktif olarak işletiliyor. Buna karşın bakır ve altın başta olmak üzere metalik madencilik projelerinin önemli bir bölümü, yerel halkın ve çevre örgütlerinin yürüttüğü ekolojik mücadeleler ve açılan davalar sonucunda ya hayata geçirilemedi ya da askıya alındı.
Sadece geçtiğimiz yıl Pulur’a (Ovacık) bağlı dört köyde altın, bakır ve molibden aramaları gündeme gelirken; Deşt (Geyiksuyu) bölgesinde bakır ve gümüş, İksor (Gözen) köyü çevresinde maden faaliyetleri için fizibilite çalışmaları, Pertag (Pertek) Sekasur’da ise taş ocağı girişimi gerçekleşmişti. Pîlemûriye’de mevcut krom sahalarına yenilerinin eklenmesi planlanmış, Bağır Dağı’nda ÇED süreci dahi tamamlanmadan krom madenciliği yürütülmüştü. Yine Munzur Gözeleri su kaynakları ile Munzur ve Pülümür vadileri çeşitli yapılaşma tehlikeleriyle karşı karşıya bırakılmıştı.
‘Dêrsim’de yıkım artacak’

Maden Mühendisleri Odası’nın eski Başkanı maden mühendisi Mehmet Torun, özellikle AKP döneminde maden faaliyetlerinin yoğunlaştığına dikkat çekti. Birçok doğal ve ormanlık alanın maden talanıyla yerle bir edildiğini hatırlatan Torun, şu değerlendirmeyi yaptı: “Dünden bugüne yapılan ihalelerle Dêrsim de, Karadeniz’in yaylaları da, Giresun da, Trabzon da, Ordu da, Rize de, Artvin de ve daha birçok yer payını aldı ve alacak. Dêrsim’de üniversitede nadir toprak elementleriyle ilgili bir bölüm açtılar. Bu çok ilginç bir durum. Kadro olarak, laboratuvar olarak, maddi olarak çok daha önde üniversiteler varken neden Dêrsim’de açıldı? Bunu iyi incelemek lazım. Zira Dêrsim’de nadir toprak elementle ilgili henüz kamuoyuna yansımamış çalışmalar olabilir. Bunlara şüpheci bakmak lazım. Munzur’un bir tarafı İliç. İliç’te ciddi anlamda bir altın rezervinin olduğunu biliyoruz. Yine Munzur Dağları’nın öbür tarafında da benzer yatakların olabileceği biliniyor. Bu nedenle bu çalışmaların sonucu iyi takip etmek, incelemek lazım. Şüpheci bakarak, bilimsel olarak halktan yana bir mücadeleyi bilimin ışığında örmek gerekiyor.”
‘Toplumsal muhalefet elzem’
Torun, Türkiye’de sermaye birikim modelinin artık ucuz işçilik ve doğa talanı üzerinden yapıldığının altını çizdi. “Yapılan madencilik değil bir talan, sömürge madenciliğidir” ifadelerini kullanan Torun, şunları ekledi: “Türkiye maden çeşitliliği açısından zengin bir ülke. Dünyada 90 civarında mineral üretiliyor ve bunların 60 tanesi Türkiye’de üretilebiliyor. Bu şu anlama geliyor: Türkiye’nin her alanı talana açık olabilecek potansiyel bir tehlike altında. Kaynaklar plansız, kâr öncelikli bir şekilde tüketiliyor ve ham madde olarak yurt dışına satılıyor. Bize ise sadece işin hamallığı, çevresel ekolojik yıkımlar, ölümler ve kirletilmiş topraklar kalıyor. Türkiye’de 2001’den itibaren 25 yılda 500 ton altın ürettiler ama bu altının kimseye bir yararı olmadı. Halka, yöre halkına, toplumsal olarak kamuya bir yararı olmadı. Sadece belli kişilerin, belli şirketlerin kesesini doldurdu. Yapılan ihaleler de bunun devamı olacaktır. Ülkemiz talan ediliyor. Buna dur demek için de ciddi bir toplumsal muhalefet gerekiyor.”
IV. Grup maden nedir?
IV. Grup madenler; altın, bakır, gümüş, kurşun ve çinko gibi sermaye açısından yüksek ekonomik değer taşıyan metalik mineralleri kapsıyor ve 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamında ruhsatlandırılıyor. Bu faaliyetler yalnızca yerin altındaki cevheri değil, yerin üstündeki yaşamı da doğrudan etkiliyor. Açık ocak yöntemiyle yürütülen üretim, tonlarca kayanın patlatılması ve toprağın yerinden sökülmesi anlamına gelirken; cevher zenginleştirme sürecinde kullanılan siyanür ve benzeri kimyasallar su kaynakları üzerinde kalıcı hasarlar yaratıyor.
Bu tehlikelerin en ağır sonuçlarından biri İliç’te yaşandı. “Asit maden drenajı” olarak tanımlanan süreç ise ağır metallerin onlarca yıl boyunca yeraltı ve yüzey sularına karışmasına neden olabiliyor. Bu durum yalnızca ekosistemi değil, içme suyu kaynaklarını, tarımı ve hayvancılığı da tehdit ediyor. Tüm bu süreçlerin tamamı ekolojik ve toplumsal açıdan da geri döndürülemez sonuçlar doğuruyor.









