• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
26 Şubat 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Tarihin hafızası: Göbeklitepe ve Kürtler

26 Şubat 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Forum, Manşet
  • Mezopotamya, iki nehir arasındaki verimli topraklarıyla adeta bir ‘cennet’ tasvirine kaynaklık etmiştir. Su, bitki ve hayvan çeşitliliği; tarımsal köy yaşamının başlangıcını mümkün kılmıştır. Bu gelişim özellikle Karahan Tepe’de daha belirgin biçimde görülür
  • Kürtlerin sözlü anlatım geleneğinde ve mitolojik yapısında, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan hayvan sembolleri önemli bir yer tutar. Bu semboller birebir aynı olmasa da Göbeklitepe’deki hayvan figürleriyle karşılaştırmalı olarak incelenmesi gereken benzerlikler taşımaktadır

Şiyar Adıyaman

Göbeklitepe ve çevresinde ortaya çıkan tarihi kalıntılar şimdiye kadar yapılan bütün tarihsel yorumların tekrar gözden geçirilmesine sebep oldu.

Bilinen tarih hafızasını alt üst eden ve insanlığın hikayesini yeniden oluşturan bu büyük keşfin mimarı Alman arkeolog Dr. Klaus Schmidt, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nin öncülüğünde, Riha’dan insanlığa açılan yeni bir tarihi ufuk yarattı. Bu vesileyle başta Dr. Klaus Schmidt ve ekibi olmak üzere emeği geçen herkese, insanlığa büyük bir miras kazandırdıkları için teşekkür borçluyuz.

Bu çalışmalarla birlikte tarih yeniden yazılmakta, ezberler bozulmaktadır. Özellikle Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda Önder Apo’nun geliştirdiği yorum geniş bir ilgiyle karşılaştı. Önder Apo Kastik Katil sisteminin sistematik bir şekilde uygulama alanı olarak Göbeklitepe ve çevresini işaret edip, kabilenin ve kastik katil sisteminin oluştuğu yer biçiminde değerlendirdi. Ve hatta tarihin Göbeklitepe’den başlatılacağını ve buranın da Kürt ontolojisinin beşiği olduğunu belirtti.

Yaklaşık 12.000 yıl önce büyük bir titizlikle inşa edilen bu değerler, üzerleri kapatılarak adeta bir sır gibi günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak günümüz insanı geçmişini ve buraya nasıl geldiğini hâlâ tam olarak çözebilmiş değildir. Kazı alanının büyük bir kısmı henüz gün yüzüne çıkarılmamıştır; bu da bizi şaşırtacak yeni bulguların ortaya çıkacağını göstermektedir. Çalışmalar ilerledikçe tartışmalar ve yeni yorumlamalar artmakta ve artmaya da devam edecektir. Resmî tarih anlayışı burada ciddi biçimde sarsılmaktadır. Burası, insanlığın ilk yerleşkelerinden ve beşiklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Heykeller üzerindeki motifler dikkat çekicidir. Gökyüzü, yıldızlar ve doğa unsurlarının betimlenmesi; sütunların yerleştirilme biçimi; her şeyin belirli bir mantık, matematik ve plan çerçevesinde yapıldığını göstermektedir. Rastgele bir çalışma değildir. Dünyayı, gökyüzünü ve doğayı taklit eden bir anlayış söz konusudur. Bu da dönemin insanlarının zihinsel, kültürel, toplumsal ve ekonomik açıdan önemli bir gelişim yaşadığını ortaya koymaktadır.

Mitolojik unsurlara benzer tasvirler, insan figürleri ve hayvan motifleri bu taşlara işlenmiştir. Eğer bu sırlar tamamen çözülebilirse, taşların ne kadar derin anlamlar taşıdığı ve güçlü bir ruh dünyasını yansıttığı daha iyi anlaşılacaktır. Kimileri burayı bir tapınak, kimileri dinî merkez, kimileri ise toplumsal buluşma ve dayanışma alanı olarak değerlendirmektedir. Belki de hepsi bir ölçüde doğrudur. Ancak kesin olan şu ki, günümüzdeki birçok gelişmenin temelleri bu taşlara kazınmıştır.

Son Buzul Çağı’nın ardından Mezopotamya’da bitki çeşitliliğinin artması, Dicle ve Fırat nehirlerinin varlığı, avcı-toplayıcı grupların zamanla tarım ve hayvancılığa geçerek yaşamlarını zenginleştirmelerine zemin hazırlamıştır. Bu yapılarla birlikte insanlık büyük bir dönüşüm yaşamıştır.

Buradaki yaşam tarzı oldukça planlıdır. Taşların taşınması büyük bir insan gücü, oyulması ustalık, motiflerin işlenmesi ise mühendislik gerektirmektedir. Avcılık, hayvancılık, tarım, taş yontma ve yerleştirme gibi işlerin varlığı; iş bölümüne dayalı, örgütlü bir toplumsal yapının bulunduğunu göstermektedir.

Simgesel anlatımın gücü

Çakmak taşından alet yapımındaki ustalık, hayvan figürlerinin çeşitliliği ve simgesel anlatım gücü, tarihe yön veren bir kültürle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Göbeklitepe ve Karahan Tepe önemli merkezlerdir. Her iki alanda da ustalıkla oyulmuş taş yapılar dikkat çekmektedir.

Buğdayın evcilleştirilmesi, hayvanların kontrol altına alınması ve çeşitli sembollerin kullanılması; yerleşik hayata geçişin güçlü işaretleridir. Ziyaret edilen alanlarda farklı ritüellere işaret eden bulgular da bulunmaktadır. Erkek figürlerinin ön planda olduğu, kadın figürlerinin ise daha çok ana toprak ve doğurganlıkla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu durum, dönemin zihinsel ve toplumsal yapısına dair ipuçları sunmaktadır.

Sonuç olarak, bu kazılar insanlığın geçmişine dair büyük sırları aydınlatmakta ve tarih anlayışımızı derinden etkilemektedir. Çalışmalar devam ettikçe yeni bulgular ortaya çıkacak ve insanlık tarihine dair bilgilerimiz daha da zenginleşecektir.

Hatta buradaki gelişme, bütün dünyaya yayılan bir dönüşümün başlangıcıdır. İnsanları koruduğuna inanılan hayvan figürleri; geleceğe zihinsel, kültürel ve dilsel bir toplumsal hafıza taşımayı amaçlamaktadır. Duvarların yapımı, içlerindeki sütunların dizilişi ve mekânın planlanışı; her şeye bir ruh verildiğini ve bunun büyük bir dönüm noktası olduğunu göstermektedir. Bu yapılar adeta capcanlı durmakta ve sonraki medeniyetleri, kültürleri etkilemektedir.

Yapı ve çevresindeki yerleşkeler incelendiğinde, burada kalabalık insan topluluklarının bir araya geldiğini ve yerleşik bir toplum düzeninin oluştuğunu göstermektedir. Bu, basit ve geçici bir topluluk değil; toprağa bağlanmış, üretim yapan ve yeni teknolojiler geliştiren bir toplumdur. Ortaya çıkarılan bulgular, daha pek çok icadın ve bilginin hâlâ yerin altında olduğunu düşündürmektedir. Bu gizemli dünya çözülmeli ve herkes bu konuda sorumluluk almalıdır.

İnsanlar burada tecrübe paylaşmakta, toplumsal ihtiyaçlarını karşılamakta; avcılık, tarım ve sanatla uğraşmaktadır. Bu durum çok boyutlu bir toplumsal yapıya işaret eder. Ziyaretler, toplantılar ve ritüeller için tekrar tekrar bir araya gelindiği anlaşılmaktadır. Toprağın işlenmesi, boyaların kullanımı ve duvarlardaki resimler; ortak bir yaşam sisteminin planlı ve düzenli işlediğini göstermektedir. Taşların büyüklüğü, küçüklüğü ve dizilişi de bunu destekler.

Hayvan kemikleri, büyük kare kaplar ve geniş depolama alanları; üretimin ve birikimin varlığını ortaya koymaktadır. Bazı kaplarda fermente içecekler saklandığına dair yorumlar yapılmaktadır. Binlerce kölenin bu taşları taşımak için birlikte çalıştığı açıktır. Hayvan gücünden, ağaçtan, ipten ve sepetlerden yararlanılmış olmalıdır. Bu yapılar büyük bir ustalıkla, zarar verilmeden inşa edilmiştir. Belki de bilinçli biçimde üzerleri kapatılarak korunmuş ve sessizce terk edilmiştir.

Tohumların evcilleştirilmesi ve takım yıldızlarının incelenmesi, gökyüzü gözlemlerinin yapıldığını düşündürmektedir. Taşlara işlenen insan ve hayvan figürleri korkuyu değil; doğayla diyalog kurma arzusunu yansıtmaktadır. Leopar, sırtlan, turna, ördek, tilki ve yılan gibi figürlerin her biri birer simgedir. Bu semboller çözüldükçe anlam dünyası daha iyi anlaşılacaktır.

‘Cennet’ tasviri ve Mezopotamya

Mezopotamya, iki nehir arasındaki verimli topraklarıyla adeta bir “cennet” tasvirine kaynaklık etmiştir. Su, bitki ve hayvan çeşitliliği; tarımsal köy yaşamının başlangıcını mümkün kılmıştır. Bu gelişim özellikle Karahan Tepe’de daha belirgin biçimde görülür. İnsan zihniyeti ve hayal gücü gelişmiş; birlikte başarma, üretme ve öğrenme dönemi başlamıştır. Buralar aynı zamanda eğitim, ritüel ve kültürel merkezlerdir.

Bu gelişmelerden sonra tarih anlatılarının da değişmesi kaçınılmazdır. Yerleşik hayatla birlikte gökyüzü incelemeleri, mühendislik bilgisi ve estetik anlayış derinleşmiştir. Büyük korkuların yerini planlı üretim ve örgütlü yaşam almıştır. Toplumsal hafıza güçlenmiş, insanlar kendilerini yenilemeyi öğrenmiştir.

Göbeklitepe ve Karahan Tepe’nin birbirinin devamı olduğu düşünülmektedir. Benzer biçimde Çayönü ve Çatalhöyük yerleşimleri de bu kültürel sürecin devamı olarak değerlendirilmektedir. Mimari yapılar, toplumun bir araya gelişi, doğum ve ölüme yüklenen anlamlar arasında benzerlikler vardır. Bu durum büyük bir zihinsel ve toplumsal dönüşüm yaşandığını göstermektedir.

Karahan Tepe’de ağzı kapatılmış ya da dikilmiş izlenimi veren bir heykel dikkat çekicidir. Bunun ne anlama geldiği konusunda farklı yorumlar yapılmaktadır: Suskunluk, ceza ya da sembolik bir anlatım olabilir. Benzer çalışmaların yürütüldüğü Boncuklu Tarla da bu kültürel ağın parçasıdır.

Akbaba figürleri özellikle dikkat çeker. Başını aşağı eğmiş biçimde tasvir edilen akbabaların, ölü bedenleri tüketerek ruhu göğe taşıdığına inanılmış olabileceği düşünülmektedir. Ölüm, yaşamın bir parçası ve bir dönüşüm olarak görülmüş olabilir. Oturma alanları, toplanma yerleri ve tartışma mekânları; burada bilgi alışverişinin yapıldığını göstermektedir. Obsidyen taşının işlenmesi de teknik bilginin geliştiğini ortaya koyar.

Her taşın duruşu, işlevi ve sembolik anlamı farklıdır. Özellikle Göbeklitepe’deki T biçimli taşlarda hayvan motifleri öne çıkarken, Karahan Tepe’de insan figürü daha belirgindir. Taşların tonajları ve yerleştirilme biçimleri büyük bir organizasyon gerektirmektedir. Bütün bu bulgular, derin sırlar barındırmaktadır ve ancak bilimsel, objektif çalışmalarla tam anlamıyla anlaşılabilecektir.

Kürtlerin sözlü anlatım geleneğinde ve mitolojik yapısında, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan hayvan sembolleri önemli bir yer tutar. Bu semboller birebir aynı olmasa da Göbeklitepe’deki hayvan figürleriyle karşılaştırmalı olarak incelenmesi gereken benzerlikler taşımaktadır.

Kürt kültüründe yılan, özellikle siyah yılan ev yılanı olarak görülür ve öldürülmez. Nuh Tufanı anlatısında gemi delindiğinde deliği kapatarak suyun içeri girmesini engellediğine inanılır. Bu nedenle hem bilge hem kurucu bir ruh taşır. “Ev yılanı” kutsal kabul edilir; değişim ve dönüşümün simgesidir. Göbeklitepe’de de yılan figürü yeraltı ve yerüstü bilgisiyle, dönüşümle ilişkilendirilmektedir. Yılanın öldürülmemesi inancı, bu sembolik anlamla paralel görülür.

Akrep Kürtlerde tehlike ve nazar simgesidir; dikkat edilmesi gereken bir varlığı temsil eder. Öküz ise güç, bereket ve toplumsal üretimin simgesidir. Dünyanın öküzün boynuzunda durduğuna dair inanç, toprağı süren kutsal varlık anlayışıyla birleşir; adalet ve bereketle ilişkilendirilir. Ördek iki âlem arasında—su ve kara—yaşayan bir canlı olarak geçişi ve dengeyi temsil eder. Tilki ise kurnazlık, bilgelik ve zorlukların üstesinden gelme gücünün sembolüdür.

Göbeklitepe’de domuz motifli dikili taşlar da bulunmaktadır. Yaban domuzu; güç, tehlike, cesaret ve kontrol edilemezlik gibi özelliklerle ilişkilendirilmiştir. Aynı zamanda dayanıklılığı ve toplu hareket etme özelliğiyle simgesel bir anlam taşır. Eski toplumlarda domuz sıradan bir hayvan olarak görülmemiş, bazı kültürlerde özel anlamlar yüklenmiştir.

Kürtlerde İslamiyet’in etkisiyle domuza yönelik algı değişmiş olsa da, Zerdüşt geleneğinde domuz mutlak kötülük sembolü değildir; daha çok düzensizlik ve aşırılıkla ilişkilendirilir. Buna rağmen doğanın bir parçası olarak değerlendirilir.

Bu hayvan sembollerinin bir kısmı Göbeklitepe’de de görülmektedir. Bu durum, bölgedeki kültürel hafızanın sürekliliği açısından değerlendirilebilir. Göbeklitepe’nin uzun süre kullanılan büyük bir toplumsal merkez olduğu düşünülmektedir. Hayvan figürleri totem, sembol ya da topluluk işareti olarak kullanılmış olabilir.

Kürt sözlü kültürü

Kürt sözlü kültüründe doğa kutsaldır; doğadaki her varlığın bir ruh taşıdığına inanılır. Sözün kutsallığı bu anlayışla bağlantılıdır. Dengbêj geleneği, kültürel hafızayı dilden dile taşıyan en önemli araçlardan biridir. Kürtlerin yaşadığı coğrafya—Zagros Dağları, Yukarı Mezopotamya ve Dicle-Fırat havzası—dağlık ve engebeli yapısıyla güçlü bir sözlü kültürün gelişmesine zemin hazırlamıştır. Hint-Avrupa dil grubunun kaynağı olan Kürtçe dili, bu coğrafyanın kadim dillerinden biri olarak sözlü anlatım yoluyla pek çok unsuru günümüze taşımıştır.

Adem ve Havva anlatısı da bu bölgenin tarihsel dönüşümleriyle ilişkilendirilmektedir. Kürt mitolojik yorumlarında Havva, günahın kaynağı değil; yaşamın ve doğurganlığın simgesidir. “İlk günah” düşüncesi belirleyici değildir; düşüş, yaşam döngüsünde bir değişim olarak görülür. Nuh Tufanı tekil bir felaket değil, arınma ve yenilenme sürecidir. Nuh bir kraldan ziyade bilgiyi ve hafızayı taşıyan bilge bir figürdür. Gemi ise toplumsal hafızanın sembolü olarak yorumlanır.

Cennet kavramı iki nehir arasındaki verimli topraklarla özdeşleştirilir; denge hâlini temsil eder. Cehennem ise yakıcı bir mekândan çok, doğadan ve uyumdan uzaklaşma olarak düşünülür. Kürt mitolojisinde insan suçlanan değil; öğrenen ve öğreten bir varlıktır. Doğa, insanın hakikatle bağ kurma aracıdır.

Kürtlerde Alevilik, Êzidîlik ve Kakailik gibi inanç sistemlerinde doğa ile bütünlük esastır; yaşam döngüseldir, ölüm bir son değil dönüşümdür. Bu anlayış, Neolitik dönemin simgesel dünyasıyla bazı paralellikler göstermektedir.

Göbeklitepe, Neolitik geçiş dönemini işaret eder. İş bölümü, taşların yontulması ve taşınması gibi faaliyetler örgütlü bir toplumsal yapıya işaret etmektedir. Bu durum, zamanla toplumsal farklılaşma ve sınıflaşma süreçlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış olabilir. Devlet, şehir ve sınıflı toplumların kökenine dair tartışmalar bu bağlamda yeniden ele alınmaktadır.

Göbeklitepe’nin büyük bir kısmı hâlâ yer altındadır. Kazılar tamamlandıkça yeni bulgular ortaya çıkacak ve tarihsel yorumlar yeniden değerlendirilecektir. Sümerlerle başladığı düşünülen birçok gelişmenin kökeni daha eski dönemlere, bu coğrafyaya uzanabilir. Ancak tüm bu iddiaların netleşmesi için objektif bilimsel çalışmalar gereklidir.

Sonuç olarak, Göbeklitepe yalnızca arkeolojik bir alan değil; mitolojiler, inanç sistemleri ve toplumsal dönüşümler açısından da önemli bir referans noktasıdır. Bu nedenle hem bilimsel hem kültürel açıdan derinlemesine ve çok yönlü biçimde incelenmesi gerekmektedir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Bir Ortadoğu destanı: Mervânîler

SON HABERLER

Tarihin hafızası: Göbeklitepe ve Kürtler

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Bir Ortadoğu destanı: Mervânîler

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Dêrsim büyük bir ekolojik yıkımla karşı karşıya

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Barışın ve özgürlüğün sesini yükselteceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Öcalan’ın anlatımıyla PKK’nin feshi, değişim ve ‘komünal toplum’

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Kürt kadınının rönesansı ve tarihsel dönüşüm

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

‘Terör sorunu’ değil, ‘savaş sorunu’

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır