Kadın savaşçının cephede başardığını masada görmek, onlar için bir utanç kaynağı ve zorunlu bir katlanma anıdır. Bu yüzden hileye ve yok etme savaşlarına başvururlar. Kürt kadınının bir ulusal davayı cesurca temsil ettiğini gördüklerinde, erkeklik otoritelerinin sarsıldığını hissedip öfkeye kapılırlar
Homer Muhammed
Rojava’nın sadece askeri bir savaşla karşı karşıya olduğunu düşünmek bir yanılgıdır. Gerçekte bu çatışma, iki karşıt dünya görüşü arasındaki tarihsel bir savaştır: Bir yanda suç işleyen erkek egemenliği, diğer yanda Kürt kadınının direnişi ve insanı yeniden inşa etme mücadelesi. Bu mücadele sadece gerici Arap ve Türk dünyasına karşı değil, aynı zamanda tarihi geriye sarmak isteyen kapitalizm ve sömürgeci aşırıcılığa karşıdır. Bu, ABD’nin göz yummasıyla Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin yürüttüğü, Avrupa’nın ise sadece `pasif` bir izleyici kaldığı bir projedir.
Yüzyıllardır geleneksel toplumlar, kadın için sessizlik, itaat ve kutsal gelenek perdelerinin arkasına saklanma üzerine kurulu belirli bir imaj biçmişti. Kürt kadını, kadının erkeklerin cinsel hazzı için bir meta olarak görüldüğü bu toplumsal geleneği yerle bir etti. Kürt kadını bu insanlık dışı geleneği dönüştürdü ve şu an sadece kendi geçmişinden değil, tüm bölgenin hakim yerleşik algılarından koptuğu tarihsel bir kırılma aşamasındadır.
Savaşın ve siyasetin kalbinde Kürt kadın paradigmasının değişimi
Gerici güçleri histeri derecesinde öfkelendiren şey, Kürt kadınının artık sadece mevzilerdeki bir savaşçı değil, savaş ve siyaset dünyasının aktif bir aktörü olmasıdır. Bu durum; Arap, Türk gericiliği ve hatta neoliberalizm modeli için büyük bir entelektüel ve siyasi kriz yaratarak onları dehşete düşürmüştür. Savaş meydanlarında zılgıtlar ve silah sesleriyle teröristleri bozguna uğratmaları, savaş ve siyaset tarihinde yeni bir imge çizmiştir.
Kürt kadını sadece cephede değil; siyaset, diplomasi, eğitim ve yönetim alanlarında da (sadece Rojava’da değil, Doğu, Kuzey ve Güney Kürdistan’da da) kadının zayıf ve “eksik akıllı” olduğunu iddia eden bin yıllık mantığı bir kenara itmiştir. Dikkatle bakarsak, ABD’nin Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile olan ittifakından geri çekilmesi sadece bir petrol ve gaz meselesi değildir; aynı zamanda bölgedeki terörün ve IŞİD’in destekçisi olan Türkiye ve gerici Körfez şeyhlerinin imdadına yetişmektir. Amaç, bölge faşizmine karşı duran Kürtlerin “insan ve ulus inşa etme” projesini, ABD ve Avrupa’nın onuru pahasına bile olsa ezmektir. Aksi takdirde, IŞİD esirlerinin halkın üzerine salınmasına razı olmazlardı.
Yeni bir kimliğin inşası
Yıllarca “namus” ve “şeref” tuzaklarına hapsedilen, sessiz ve renksiz bir varlık olarak tasvir edilen Kürt kadını, bugün bir savaşçı olarak bu hayata son vermiştir. Bu değişim tesadüfi değildir, kökleri Kürt kültüründedir. Geçen yüzyılda İran Kürdistanı’ndaki siyasi mücadelelerde ve ardından PKK saflarında bir kimlik haline gelen kadınlar, bugün bölgedeki Kürt gücünün simgesi olmuşlardır.
Bugün yeni bir paradigma doğmuştur: Kadın artık erkek egemen sistemin istediği gibi şekillenen bir hamur olmayı reddediyor. Kürt kadınları artık zulüm karşısında kendilerini yakmıyor; aksine onların bilinci ve cesareti, özgürlüklerini boğan tüm o köhne sistemleri yakan bir ateşe dönüşmüştür. Kendi onurlarını kendilerinin koruduğunu pratikte kanıtlamışlardır. Cihad adına onurlarına el uzatmak isteyen her eli kesmeye hazırdırlar. Tüm dünya şahittir ki; savaş meydanları teröristlerin cesetleriyle, zindanlar ise kadınları köleleştirmeye gelen o şehvet düşkünü “mücahitlerle” doludur.
Bu değişim dünyaya net bir mesajdır. Bu yüzden Türk ve Arap faşizmi Kürtlere her zamankinden daha fazla düşmanlık besliyor ve hiçbir suçtan çekinmiyorlar. Çünkü biliyorlar ki Kürt kadını artık o boyun eğen, istedikleri zaman esir alıp satabilecekleri kadın değildir. Kobani, Efrin ve Rojava savaşlarında o şehvet düşkünü çetelerin kadın savaşçılar eliyle nasıl yok edildiğini gördüler. Körfez şeyhleri ve Türk-Arap İhvan (Müslüman Kardeşler) çevreleri, bu bilincin kendi evlerine sıçramasından ve kendi kadınlarının bu gerici sisteme başkaldırmasından büyük korku duyuyorlar.
Müzakere cesareti ve bölgesel şovenizme karşı direniş
İlham Ahmed’in müzakere masalarında Mazlum Abdi’nin yanında, terörist liderler veya kan tüccarları karşısında yer alması, başlı başına savaş meydanındaki çarpışmadan daha ağır bir savaştır. Kadın savaşçının cephede başardığını masada görmek, onlar için bir utanç kaynağı ve zorunlu bir katlanma anıdır. Bu yüzden hileye ve yok etme savaşlarına başvururlar. Kürt kadınının bir ulusal davayı cesurca temsil ettiğini gördüklerinde, erkeklik otoritelerinin sarsıldığını hissedip öfkeye kapılırlar.
Kürt kadınının bölgedeki pek çok kadından farkı, “Hayır” demenin bir suç değil, insan olmanın ilk adımı olduğuna inanmasıdır. Kürt kadını artık namus adı altında kendisini iradesiz bir et yığınına dönüştüren kavramlara kurban olmayı reddediyor.
Sonuç
Bugün Türk ve Arap çetelerinin, medya ve modern silahlarla yürüttüğü bu savaşta, Kürtlere olan nefretlerini gizleyemiyorlar. Satın alınan aşiret reislerine ve ihanetlere rağmen Rojava’yı yıkamadılar. Suriye Evkaf Bakanlığı’nın Kürt soykırımı imalı bildirilerindeki hedeflerine ulaşamadılar. Bu yüzden müftüler, siyasetçiler ve gazeteciler el birliğiyle Kürt kadınına saldırıyor. Kadın savaşçılara atılan iftiralar, aslında kendi psikolojik çöküşlerini ve kadınları meta haline getirme planlarının boşa çıkmasını örtbas etme çabasıdır.
Kürt halkı, IŞİD’e karşı savaşarak dünya güvenliği için en büyük bedeli ödedi. Ancak bugün denklem tersine döndü; IŞİD başka maskelerle Rojava’ya saldırıyor. Fakat o “cariye ve esir sahibi olma” hayalleri suya düştü. Çünkü kadın savaşçılar öleceklerini ama asla teslim olmayacaklarını kanıtladılar.
Tarih, dünyanın bu sessizliğini asla affetmeyecektir. Kürt kadını, dünyanın özgür kadının ezilmesine göz yumduğunu anladı ve artık bir varlık-yokluk savaşı veriyor. O, özgürlükte onur bulan ve tarihin zincirlerinden kurtulmak isteyen tüm insanlık için bir öncüdür.









