Güvenlik, tedavi, barınma, sağlık, gıda ve mahremiyet gibi birçok sorunla 8 Mart’ı karşılayan Filistinli kadınlardan Haneen Ashour, ‘Sesimizi duyurun. Adalet ve barış için Filistinli kadınları savunun ve bunun için mücadele edin’ dedi
Ortadoğu’da kadınlar, ulus devlet zihniyetinin derinleştirdiği savaşların gölgesinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne hazırlanıyor. Çatışmalar kadınlar için günlük yaşamı daha da zorlu bir hale getiriyor. 2023 yılından bu yana savaşı en yoğun yaşayan, insani kriz içerisinde en ağır mücadeleyi veren Filistinli kadınlar için durum vahimden öte bir tablo.
Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne dönük saldırılardan bu yana 11 binden fazla kadın katledildi. Hayatta kalanlar ise bir yandan üzerlerine yağan bombalara karşı yaşam mücadelesi verirken, diğer yandan içerisinde bulundukları ağır fiziki koşullarda kadın olmanın zorluklarını yaşıyor. Kentleri ve evleri yerle bir edildiği için derme çatma çadırlarda dört mevsimi eden Filistinli kadınlar güvensizlik içerisinde. İki büyük kıtlık geçiren Filistin halkı, İsrail’in İran’a dönük saldırıları sonrası yeniden aynı süreci yaşama tehlikesiyle karşı karşıya.
8 Mart dolayısıyla konuştuğumuz ve Gazze şeridinin güneyindeki Han Yunus kentinde yaşam mücadelesi veren Filistinli Haneen Ashour, “Savaş sadece bombardıman ve roketlerden ibaret değildir” diyerek, saldırıların çok boyutluluğuna dikkati çekti.
İsrail uluslararası hukuku hiçe saydı
Gazze’de can kayıplarının yarısından fazlasının kadın ve çocuklardan oluştuğunu belirten Haneen Ashour, “Yaşadığımız acı her gün ve her an büyüyerek devam etti. Evimizi kaybetmek, çocuklarımız için korkmak, her sabah hayatta kalıp kalamayacağımızdan emin olmadan uyanmak zorunda kaldık” diye belirtti. Bu süreçte kadınların başta çocukları olmak üzere sevdiklerini kaybettiğini dile getiren Haneen Ashour, bazı kayıp yakınlarının cenazelerini dahi bulamadığını söyledi. İsrail’in sivilleri hastanelerde, camilerde, kiliselerde kısacası bulundukları her yerde hedef aldığına dikkati çeken Haneen Ashour, “Oysa tüm bunlar uluslararası hukukun açık ve ağır ihlalleridir. Ancak İsrail işgali uluslararası hukuku tamamen hiçe saydı” dedi.
Balon sesi bile korkutuyor
Savaşın ilk gününden bu yana yerinden edilen kadınlardan sadece biri olduğunun altını çizen Haneen Ashour, “Kadınlar ve kız çocukları olarak en büyük mücadelemiz, güvenlik, tedavi, sağlık hizmeti, yiyecek ve tüp gaz yerine alternatif bulmaktı. Yemek pişirmek için odun, tahta parçaları ve naylon torbalar topladım. Banyo yapacak su bulamıyorduk. Bir dönem Gazze’nin güneyinde, Refah kentinde bulunan ‘Hirbet el-Ades’ adlı bir sığınma okuluna yerleştirildim. Tam bir ay boyunca yıkanamadım. Bu durum özellikle adet döneminde ve yeni doğum yapmış kadınlar için son derece zordu. Sürekli korku içindeydik. Roketler her yönden, ürkütücü seslerle sivillerin üzerine düşüyordu. Hala psikolojik ve sinirsel travma yaşıyorum. Bir balon sesi bile beni korkutabiliyor. Bu acıyı hayal edebilecek biri var mı?” diye sordu.
Bombardıman ve silah sesleri altında göç etmek zorunda bırakıldıklarını ifade eden Haneen Ashour, güvenilir yerler ararken İsrail ordusunun kontrol noktalarından ve askeri kışlalarından geçmek zorunda kaldıklarını anlattı. Bu noktalardan geçerken erkeklerle birlikte kadınların da arandığını belirten Haneen Ashour, “Tüm bunlar haklarımızın ve kadınlık onurumuzun ihlalidir” dedi.
‘Çadırlarda mahremiyeti kaybettik’
Annelerin insan yaşamına uygun olmayan çadırlarda ve göç kamplarında büyük acılar çektiğini vurgulayan Haneen Ashour, “Her gün yakıt yerine kullanmak için odun aradık ve basit bir yemek hazırlamak bile büyük bir mücadele oldu. Gıda maddelerinde ve elektronik ürünlerde fahiş fiyat artışları yaşandı. Çünkü bunların Gazze’ye girişleri kısıtlandı. Elektrik ve su kesintileri hala devam ediyor ve bunlar İsrail’in kontrolü altında. Kadınlar çadırlarda tüm mahremiyetlerini kaybetti. Yedi kişiden fazla insan, 3’e 4 metrekarelik bir bez parçasının altında yaşıyor. Bu alan hem mutfak hem de tuvalet işlevi görüyordu. Bu dar alan kadınların özel hayatını ortadan kaldırdı. Üstelik çadırlar yan yana kurulmuş ve en küçük hareket bile çok rahatlıkla duyulabiliyor” ifadelerini kullandı.
‘Üçüncü kıtlık yaşanabilir’
Filistin halkının en ufak bölgesel askeri tırmanışı en derinden hisseden taraf olduğunu belirten Haneen Ashour, bu durumun hali hazırda kırılgan olan Gazzelilerin durumunu daha da ağırlaştırdığını söyledi. Haneen Ashour, “Güvenlik kısıtlamaları sıkılaştırıldı, bölgesel gerilimin başından itibaren (İsrail ve ABD’nin İran saldırıları) sınır kapıları kapatıldı ve artan talep nedeniyle temel gıda fiyatları yükseldi. Üçüncü bir kıtlık yaşanabileceğine, çocukların, yaşlıların ve hastaların hayatını kaybedebileceğine dair ciddi endişeler var” dedi.
Kadın dayanışmasının önemi
Tüm bunlar arasında uluslararası toplumun Gazze’deki insani krize olan duyarlılığının azalmasının kaygısını taşıdıklarını dile getiren Haneen Ashour, “Militarizmin daha da yükselişi, kadınların barış süreçlerinden dışlanması, mülteci kadınların daha kırılgan hale gelmesi de sayabileceğim kaygılar arasında” dedi. Küresel kadın dayanışmasının hayati önemine vurgu yapan Haneen Ashour, şöyle devam etti: “İnsan hakları ihlallerini görünür kılmak, kadınların barış süreçlerine katılımı için baskı oluşturmak, kazanılmış hakları korumak. Dünya kadınlarına mesajım; biz sadece mağdur değiliz, toplumların temel taşıyız. Toplumlar, kadının ekonomik, siyasi ve sosyal olarak güçlendirilmesiyle inşa edilir ve ayağa kalkar. Gazze’de bu felaketin ortasında yaşayan kadınlar olarak mesajımız sesimizi duyurun. Adalet ve barış için Filistinli kadınları savunun ve bunun için mücadele edin.”
Haber: Ceylan Şahinli / MA









