Açık ki, bir yandan süreç devam ediyor deyip diğer yandan Kürt tarafının baş müzakerecisi konumundaki Önder Apo’ya böylesi bir yaklaşım kabul edilemez. Hakeza ‘silahlı mücadele yöntemini sonlandırıyorum’ diyen Özgürlük Hareketi üyelerine demokratik siyaset kanalları kapatılarak süreç ilerletilemez
Ali Sinemilli
Neredeyse iki yıl dolmak üzere. Fakat sürece dair AKP’nin izlediği yöntemde bir değişiklik yok. Hâlâ kendileri doğrudan konuşmuyor, birilerini konuşturuyorlar. Hâlâ nabız yokluyorlar. Hâlâ somut bir beyanları yok. İşte! Son günlerde yaptıkları da tam olarak bu oluyor. AKP Genel Başkanı’ndan parti yönetimine kadar konuşanlar sürecin sorunsuz ilerlediğini dile getiriyor, genel geçer birkaç cümle kuruyorlar. Lakin ayrıntılara gelince tek bir söz etmiyorlar. Böyle olunca, süreç ile ilgili bir kanaate ulaşmak oldukça zorlaşıyor.
Peki süreç yönetimi nasıl oluyor? Bu konudaki kamuoyu beklentilerine nasıl cevap olunuyor? Hiç kuşku yok ki, çokça değerlendirildiği üzere, Medya eliyle. AKP kendi güdümündeki, çeperindeki Medya eliyle hemen her gün sürece dair yeni bir iddia ortaya atıyor. Bunu tartıştırıyor. Bu biçimde hem halkın reflekslerini ölçüyor hem de sürecin devamından yana bir görüntü veriyor. Basite almayalım! AKP’nin temel başarısı sürecin devamından yanaymış görüntüsü vermesi. Neredeyse iki yılı böyle bir görüntü vererek geçirdiği kesin ve şimdi de aynı politikayı sürdürmek istiyor. Dikkat edilirse, AKP Medyası bugünlerde de aynı rolü oynamaya devam ediyor. Güya ‘çerçeve yasayla’ ilgili AKP yönetiminin yaptığı bazı hazırlıklar var. Bu hazırlıklar son aşamaya gelmiş. Fakat gelin görün ki, hazırlanan taslakta Önder Apo’nun statüsü ile ilgili bir şey bulunmuyormuş, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin yönetimi bu yasanın dışında tutuluyormuş, yasa silahların devre dışı bırakılmasına endeksliymiş.
Kuşkusuz, bu süreci yakından takip edenler biliyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ilk gün söyledikleri de, Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısında dile getirdikleri de, 12. Kongresi’nde PKK’nin vurguladıkları da kayıtlarda. Tekrar da olsa hatırlayalım, ne diyordu PKK’nin Kongresi: Sürecin devamını sağlayacak yegâne kişi Önder Apo’dur. Önder Apo özgür çalışır ve yaşar koşullara kavuşmadan bu sürecin devam etmesi mümkün değildir.
Hal böyleyken, Önder Apo ile iki ayda bir görüşmelerin yaptırılmasını nasıl yorumlamak lazım. Süreçte en özgür şartlarda hareket etmesi gereken, herkesle diyalog kurması gereken Önder Apo ile avukatlarının ve İmralı Heyeti’nin bile düzenli görüşememesinin izahı olabilir mi? Elbette, bunun akilane bir cevabı yok. Olsa olsa ‘Önder Apo’nun sunduğu çözüm önerileri kabul görmüyor, devlet kanadı eski zihniyette ısrar ediyor, bundan dolayı görüşmeler zamana yayılıyor’ denilebilir.
Açık ki, bir yandan süreç devam ediyor deyip diğer yandan Kürt tarafının baş müzakerecisi konumundaki Önder Apo’ya böylesi bir yaklaşım kabul edilemez. Hakeza ‘silahlı mücadele yöntemini sonlandırıyorum’ diyen Özgürlük Hareketi üyelerine demokratik siyaset kanalları kapatılarak süreç ilerletilemez.
Hiç kuşku yok ki, AKP’nin bugünlerde bir biçimde basına sızdırdığı ‘yasa taslağı’ bırakalım demokratik siyaset kanallarını açmayı, aksine kapatmaktadır. Adeta neden silahları susturduğunuz manasına gelen pratikler yaşanmaktadır. Öyle ya, Önder Apo’nun çağrısı demokratik siyaset yoluyla mücadelenin sürdürülmesiydi ve PKK’de bu çağrıya uyarak adımlar attı. Buna rağmen Önder Apo’nun, Özgürlük Hareketi’nin yönetiminin siyaset yapma kanallarının açılmaması, Hareketi parçalayan yaklaşımların sürdürülmesi çözüm değil de çözümsüzlükte ısrarın göstergesidir.
İşte ‘Hareket Yönetimi’nden yapılan son açıklama da bunu açıkça ifade etmekte ve önemli bir uyarı da bulunmaktadır: Önderliğinden savaşçısına kadar örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün tam olduğu demokratik siyasete katılımı sağlayacak bir yasanın çıkarılması çözmek istenilen sorunun doğası gereğidir. Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünü içermeyen bir yasa hiçbir sorunu çözmeyen bir yasa olur, açıkça sürecin sabote edilmesi anlamına gelir.
Dolayısıyla, sürece ciddi yaklaşmak, alicengiz oyunlarıyla Kürtleri kandırırım yanılsamasından kurtulmak, artık bir karar vermek gerekiyor. Kürt halkı Önderliğinin özgür olmadığı, Hareket kadrolarının ayrım gözetmeksizin içinde yer almadığı bir süreci zaten kabul etmeyeceğini defalarca dile getirdi. Son yapılan ‘Özgürlük Mitingleri’ bunun ilanı oldu. Şimdi eğer çözüm tartışılacaksa, Önder Apo ile yapılan müzakerelerden olumlu bir netice alınmak isteniyorsa, bunun yolu Kürdü Önderiyle, öncüsüyle kabul etmekten, kolektif bir irade olarak tanımaktan geçiyor. Unutmayalım ki, 50 yıllık mücadelenin ardından hiçbir Kürt, kolektif haklarından, bir ulus olmaktan kaynaklı haklarından imtina etmez. Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla başlayan bu yeni süreçte, Kürt de diğer halklar gibi kendi diliyle, kültürüyle, kimliğiyle var olacaktır. Bunun önünde kimse duramayacak, duracak gücü bulamayacaktır.









