- ‘Kadınlar partiye gitmesin!’ diyen mücadelesi olmayandır, onuru olmayandır. Kadınların yeri bu kavgadır. Eskiden kız çocuklarına izin verilmezdi, ama şimdi mücadele ediyor, okula gidiyor, zaman değişti. Neden? Özgür bir yaşam için
- Nefesim olana kadar bu kavganın içinde olacağım. Bu kutsal bir mücadele çünkü. Bir kişi kalsak bile sürecek. Biz barış istiyoruz, ne asker ne gerilla ölsün. Oğlumu geri getirebilir miyim? Ama diyorum ki barış olsun. Ama onurlu bir barış
Reyhan Hacıoğlu
Kimi ona ‘Eylem Nene’ diyor, kimi de ‘Eylemci’… Adı Adile. Tam yaşını bilmiyor ama 95 varım, diyor. Her eylemde en önde olan Eylem Nene ile hayatını konuştuk:
Keşke her kadına ulaşabilsek… Çünkü her kadının bir hikâyesi var. Evet, her kadının bir hikâyesi var ama savaş coğrafyasındaki ve var olma mücadelesi veren kadınların hikâyesi bir başka… Çünkü onlar bir yandan zulme karşı başkaldırıyor, bir yandan da kendilerine biçilmiş rollere… Kürt kadınlarının hikâyesi de tam olarak böyle: Bir yanda halkının varlık mücadelesi, diğer yanda feodal-muhafazakâr toplumun zincirlerini kırma mücadelesi… Kürt kadınları için, “Özgür kadın, özgür toplum” düsturuyla yürüyen Kürt özgürlük mücadelesi, bu iki mücadelenin ortak adresi oluyor.
Bugün yine bir kadın hikâyesini, hikâyenin kahramanından dinleyeceğiz.
Kimi ona “Eylem Nene” diyor, kimi de “Eylemci”… Tam yaşını bilmiyor ama 90’ın üstünde. Her eylemde en önde… Kimyasal kullanımına karşı İstanbul’da katıldığı “insanlık” yürüyüşünde ters kelepçeyle gözaltına alınmış, ellerinden yaralanmıştı.
İlerleyen yaşına ve artan sağlık sorunlarına rağmen, bugün hala “Eylem olsa giderim,” diyen ‘Eylem Ana’yı bir Newroz kutlamasında, bütün parti isimlerini işlediği atkısıyla basına yansıyan fotoğrafından tanıyoruz. Eylem Ana’yı şimdi ondan dinleyelim.
Parti hayatımı değiştirdi
- Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Yıllardır birçok eylemde en önde olan kadınlardan biri oldunuz. Hikâyenizi sizden dinleyebilir miyiz? Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir hayatınız oldu?
Qers (Kars) Digor’da doğup büyüdüm. Yaşımı bilmiyorum ama 95 varım sanırım. 3 erkek 6 kız 10 kardeştik. Bir kardeşim küçükken çobanımızla birlikte öldürüldü.
Çocuk yaşta evlendirildim. Ben başka köyden, eşim başka köydendi. Aileler istedi, oldu. Eşim düğünümüz olurken askerdeydi. Düşün, eve geldiğinde birbirimizi tanımıyorduk. Kim bu demişti ki ben de tanımıyordum. Şimdi ki gibi ne telefon var ne fotoğraf, elektrik bile yoktu (gülerek).
Benim de 5 erkek, 4 kız çocuğum oldu. Biri de küçükken öldü. Kalan çocuklarımdan Muhammed mücadelede hayatını kaybetti. Cenazesini bile alamadım…
Köyde, köy işi ile geçen bir hayatım oldu. Sonra, buraya (Kocaeli) taşındık, yaklaşık 40 yıldır buradayız. Ama hayatımızı değiştiren parti oldu. Ben partiyi ilk amcamın oğlu ile tanıdım; Mahir Can, bizim ilk devrimcilerimizdendir. O zaman sağ sol nedir bilmiyorduk tabii.
Mahir ile Önderlik geldi, “Dilimizi, kültürümüzü, birliğimizi kuracağız,” dediler. Öylece hem hayatımız değişti hem de mücadele ile tanıştık…
Tabii onlar önce talebeydi, sonra gerilla oldular. Oğlum da o zamanlar gitti işte, bir daha da gelmedi… Ben Mahir Can’ın adını torunuma verdim, o da şimdi cezaevinde.
- Sizi bu kadar her eylemde öne çıkaran duygu nedir? Belki size “Artık yaşlısın evinde otur” diyenler de çok oluyordur. Evde oturmak yerine neden her eylemdesiniz?
Dilimiz özgür değil, çocuklarımız öldü, Önderliğimiz özgür değil; nasıl durabilirim ki. Ben nerdeyse 45 yıldır bu kavganın içindeyim. Özgür olmak istiyoruz, bunun için buradayım. O olmadan da evde durmam.

Özgür yaşam için
- Serhat gibi feodal bir toplumda mücadelenin her türlüsü zorlu, hele de kadın olunca. Sizin bu kadar aktif olmanız hiç yadırganmadı mı, toplum baskısı oldu mu? İlk zamanlarda sizi zorlayan şeyler oldu mu?
İlk zamanlar engel oldular tabii, Hacı (eşi) gitme, dedi ama ben dinlemedim elbette (gülerek). Dedim gideceğim partiye ve gittim. İlk zamanlar evet, kadınların gitmesini istemiyorlardı, ama zulüm oldukça genç kadınlar da gitti, analar da artık eylemde. Yaştan değil ama analar artık durmak istemiyor. Kimse ölsün istemiyor, ondan bize bir şey diyemiyorlar biz gideceğiz, deyince.
Ama “Kadınlar partiye gitmesin!” diyen mücadelesi olmayandır, onuru olmayandır. Evet, diyen var ama onurlu olan bu kavgadan geri durmaz. Kadınların yeri bu kavgadır. Eskiden kız çocuklarına izin verilmezdi, hele genç kızlara, ama şimdi mücadele ediyor, okula gidiyor, zaman değişti. Neden? Özgür bir yaşam için.
Kadınlara neler de yapılıyor biliyorum, gördüm de gözaltında, ama bak geri durmadı hiçbir kadın. Bize buradan (kadınlıktan) zarar veriyorlar ama yine baş edemiyorlar…
- Oğlunuzu ve birçok akrabanızı bu mücadelede yitirdiniz. Torununuz da uzun süredir hapishanede. Bu bir acıyı direnişe dönüştürme biçimi mi? Kadınların acılarını direnişe dönüştürmesi nasıl mümkün oluyor?
Evet, oğlumu, amcamın oğlunu kaybettim. Yine Hacı’nın dört yeğeni hayatını kaybetti. Mahir’im cezaevinde. Ama neden her eylemde öndeyim, çünkü diyorum benim kayıplarım var ve benim başım onlarla dik. Evet, oğlum gitti ama kalanların hepsi oğlum ve kızım ve onlar için gidiyorum. Çünkü anneler vazgeçmezse olur bu iş. Eskiden anneler de izin vermezdi, “Dağ başıdır, kadınlar gitmesin” diyorlardı ama zamanla o hakaret o zulüm hepimizi direnişçi yaptı. Kadınlar da gitti, analar da eylemci oldu. Ben de gitmeye devam edeceğim.
Bir eylemde polisler bana “Nine ölmüyor da” dedi. Ben de dedim kazanana kadar ölmeyeceğim…
Dilimizden vazgeçmeyiz
- Kürtçe sizin için çok hassa bir nokta. Hatta bir ara gittiğiniz bir kurumda Türkçe konuşmanız istendiği için küsüp uzun bir süre gitmemişsiniz. Anadil, Kürtçe sizin için neden bu kadar önemli?
Neden önemli olmasın ki… Bir gün Kuran Kursu’na gittim, bir kadınla aramızda Kürtçe konuştuk. Başka biri kalktı dedi “Neden Kürtçe konuşuyorlar?” Anladım tabii ben. Dedim “Ben senin için gelmedim buraya, kuran okumak için geldim, sen nasıl dilini kullanıyorsun ben de kullanırım,” deyip çıktım.
Yine bir gün doktora gittim. Sıradayım, önümde dört kadın var, hepsi ile konuştu, sıra bana geldi. Bilmiyorum tabii. Kimliğime baktı; “Karslı, herhalde Alevidir, dil bilmiyor”, dediler. Ben o kelimelerden sadece Alevi’yi anladım. Kürtçe dedim “Ben Alevi değilim, benim için Alevi de Türk de, Ermeni de bir ama sizin için değil. Ben Kürtçe biliyorum sadece,” dedim… Şimdi neden önemli olmasın ki?
Evet, partide Türkçe konuşuyorlardı. Bir gün gittim Paris katliamında hayatını kaybeden devrimcileri anıyorlardı. Başkanı çağırdım, dedim “Onlar Kürtçe için öldü ama sen Türkçe konuşuyorsun.” Dedi “Bir daha sen gelirsen seninle Kürtçe konuşurum,” ama mesele ben tek değilim ki…
Dilimiz yaşamımızdır, ondan nasıl vazgeçelim ki. Biz demiyoruz ki herkes Kürtçe konuşsun, herkes dilini konuşsun, diyoruz. Ben kimseye zulüm yapmıyorum ki bu yüzden. Ama biz de dilimizi konuşup, korumalıyız.
(Eylem Ana, bir dönem Türkçe konuşulduğu için partideki eylem ve etkinliklere gitmeme kararı almış. Ama hem parti içinde bu durumun nispeten değişmesi hem de kendisinin daha fazla uzak kalamaması nedeniyle yeniden gitmeye başlamış…)
- Bugün kadınlar kendilerine biçilen kalıplara karşı her yerde direniyor. Siz de feodal ve muhafazakâr bir toplumda yaşadınız. Kadınların bugün bu noktaya gelmesinde neler etkili oldu sizce? Toplumda erkek bir çocuk bile geldiğinde yüzünü kapatan kadınlar, bugün bir çok alanda öncülük yapıyor. Ne değiştirdi onları sizce?
Hala eksiklikler var. Yaşlılar hala öyle. Mesela ben iki kere hacca gittim, ama onlar gibi yapmıyorum. Diyorum “Din başka, kavgamız başkadır.” O yüzden değişmemiz lazım. Benim erkeklerden ne farkım var ki. Onlardan daha cesurum ve bu benim namazımı bozmaz (gülerek).
Ve tabii parti değiştirdi bizi. Parti kadınlara mücadeleyi öğretti. Çok değiştirdi. Elbette hala eksiklikler var ama bize yol gösterdi bu mücadele ve “Jin jiyan azadî” felsefesi…
Önderlik aramıza gelsin
- En büyük hayaliniz nedir? Yıllarca mücadele etmiş bir kadın olarak ne isterdiniz?
En büyük hayalim elbette barış… Kimsenin ölmediği bir barış. Kadınların, annelerin öldürülmediği bir dünya…
Nefesim olana kadar bu kavganın içinde olacağım. Geçen sırtım ağrıdı ama gittim yine de Ankara’ya. Ben söz verdim, bu mücadele oldukça ben de olacağım. Bu mücadele kutsal bir mücadele çünkü. Bir kişi kalsak bile sürecek. Biz barış istiyoruz, ne asker ne gerilla ölsün. Ben ağladım onlar ağlamasın, diyorum. Bak cenazem bile yok, oğlumu geri getirebilir miyim? Ama diyorum ki barış olsun. Ama onurlu bir barış…
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için kadınlara bir mesajınız var mı?
Kadınlarla bugünlere geldik. Kadınlarla başımız dik. Kadınlar direndikçe kazandı, kazanacak da.
Ama şunu da diyeyim son olarak: Ben barışa inanmadım ilk zamanlar, dedim bizi kandırırlar. Önderlik ne zaman aramıza gelirse inanırım, dedim. O zaman adil ve onurlu bir barış olur işte…









