Irak’taki Şii grupların ABD-İsrail ve İran savaşına dahil olması Başûrê Kurdistan’ı ciddi siyasi ve ekonomik krizlerle karşı karşıya bırakıyor. DAİŞ, Türk devleti ve Irak’ın hedefindeki Şengal’in kazanımları ise büyük bir risk altında
Irak ve Federe Kürdistan Bölgesi, ABD-İsrail ve İran savaşının başlamasıyla hem “vekalet güçleri”nin hem de devletlerin doğrudan çatışmaya girdiği en kritik sahalardan biri haline geldi. İran rejimi, bir yandan Federe Kürdistan Bölgesi’nde özellikle Hêwler ve Silêmanî’de Rojhilatlı Kürt partilerin üslerini ve kamplarını bombalarken, diğer yandan ABD’nin üslerine, diplomasi kurumlarına ve petrol sahalarına saldırıyor. Buna karşın ABD-İsrail ise başta Haşdi Şabi olmak üzere Irak’taki İran yanlısı Şii grupları hedef alıyor. Karşılıklı saldırılar, birden fazla silahlı gücün barındığı ve çoklu siyasi krizlerin yaşandığı Irak’ı güvensizlik ve kaos ortamına hızla sürüklüyor.
ABD-İsrail tarafı, İran’ın nükleer enerji programı, füze üretim tesisleri, askeri üsleri ve savunma sistemlerini hedef alarak Tahran’ı her açıdan etkisiz kılmak istiyor. Bununla “İbrahimi Anlaşması” ve “Gazze’nin yeniden inşası” gibi, kamuoyunda bilinen planlarını gerçekleştirmeye çalıştıkları biliniyor. Bu kapsamda İran yanlısı Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi ve bünyesindeki tüm grupları da ortadan kaldırmaya çalışıyor. 28 Şubat’ta başlayan savaşla Lübnan Hizbullahı’nın yanı sıra Irak’taki Şii gruplar da neredeyse her gün bombalanıyor. Ancak Şii grupların Tahran’la askeri ortaklığın dışında ideolojik ve inançsal bir tarihi geçmişi de bulunuyor.
İnanç ve ideolojik ortaklık
Şiiliğin yedinci yüzyılda Kufe ve Kerbela’ya yayılıp dağılmasıyla Irak-İran arasındaki inanç bağının temelleri de atıldı. Necef’teki İmam Ali ve Kerbela’daki İmam Hüseyin türbeleri, İranlı hacıların ziyaret noktalarıdır. Yine Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin 1965-1978 yılları arasında Necef’te sürgünde kalıp “Velayet-i Fakih” dersleri vermesi, Necef-Kum medreseleri arasında öğrencilerin yetiştirilmesi ve Iraklı din lideri Ayetullah Ali es-Sistani’nin etkisi inanç ağını daha da derinleştirdi.
İki ülke arasındaki siyasal bağlar da 1979 İran Devrimi’ne kadar sıkıydı. Fakat sınır anlaşmazlıkları ve ideolojik rekabetle çözülmeye başlayan bağlar, 1980-1988 yılları arasında büyük bir savaşa neden oldu. Her iki tarafın da büyük kayıplar verdiği savaş, sekiz yıl sonra sona ermiş olsa da ilişkiler sürekli gergin ve güvensiz bir hale dönüştü. Örneğin İran, 1991 Körfez Savaşı’nda Irak’ı desteklememiş; Saddam Hüseyin rejimi ise İran’ı “varoluşsal tehdit” olarak görmüştü.
Ancak 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle İran destekli “Irak İslam Davet Partisi” ve “Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi” gibi grupların iktidara gelmesiyle Tahran’ın Bağdat üzerindeki siyasi ve dini etkisi bir kez daha arttı. Bu etki, devam eden savaşta net bir şekilde ortaya çıkıyor. İran destekli Iraklı Şii militan gruplar, “Irak İslami Direnişi” çatısı altında ABD’nin askeri ve diplomatik merkezlerini vuruyor.
Peki, son yıllarda “Direniş Ekseni” olarak adlandırılan bölge içindeki rollerini koruma ve Irak siyasetindeki konumlarını güçlendirme stratejilerini izleyen Irak’taki İran yanlısı silahlı gruplar hangileridir, etkileri nedir ve ülkenin siyasi-toplumsal şekillenmesinde nasıl bir rol oynuyorlar?
DAİŞ’E karşı kuruldu, en büyük güç oldu
Irak’ta adını en çok duyduğumuz silahlı grup, “Halk Seferberlik Güçleri” olarak da bilinen Haşdi Şabi’dir. Haşdi Şabi, DAİŞ’in 2014’te Musul’u ele geçirmesinin ardından farklı silahlı grupların bir araya gelmesiyle kuruldu. Kuruluşundan kısa bir süre sonra Şii dini lider Ayetullah Sistani bir fetva yayımladı; Irak’ta eli silah tutan herkesi topraklarını ve kutsal mekanlarını savunmaya çağırdı. Tüm silahlı güçlerin bir araya getirilmesini de istedi. Fetvanın ardından çoğunluğu Şii olmak üzere 67’ye yakın farklı silahlı grup Haşdi Şabi çatısı altında bir araya geldi.
Öne çıkan bazı örgütler ise şunlar: Bedir Grubu, Asaib Ahl el-Hak, Seraya es-Selam, Kataib Hizbullah, Kataib Seyyid el-Şüheda, Kataib el-İmam Ali, Ebu’l-Fadl el-Abbas Güçleri ve el-Nuceba Hareketi.
DAİŞ’in 2018’de Irak’ta yenilgiye uğratılmasının ardından Bağdat hükümeti, Haşdi Şabi’yi resmi olarak tanıdı ve Irak ordusunun bir parçası haline getirdi. Eski Başbakan Haydar el-İbadi, Haşdi Şabi’ye merkezi bütçeden bağlanacak maaşları belirledi ve birliklerin düzenli orduya nasıl ekleneceğine ilişkin yol haritasını açıkladı. Ancak örgüt içindeki bazı fraksiyonlar hükümetten bağımsız karar da alabiliyor. Toplam milis sayısı 150 ila 200 bin arasında değişen Haşdi Şabi, 2019’dan bu yana ABD ile gerilim yaşıyor. Öte yandan Haşdi Şabi içindeki Şii grupların kendi aralarında üç farklı görüşe bölündüğü; bir grubun İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i, bir grubun Ayetullah Ali Sistani’yi ve bir grubun ise Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr’ı desteklediği biliniyor.
İran’ın ‘en sadık’ müttefiki
İran’ın “en sadık ve en güçlü müttefiki” olarak görülen Kataib Hizbullah, 2003 yılında ABD’nin Irak’a girmesiyle kuruldu. “Allah’ın Partisi’nin Tugayları” veya “Irak Hizbullah Tugayları” olarak da bilinen Kataib Hizbullah, özellikle İsrail-Hamas savaşının başlamasıyla bölgedeki ABD güçlerine yönelik saldırılarıyla öne çıktı.
ABD’nin 2009 yılında “terör örgütleri” listesine aldığı Kataib Hizbullah, 2020 yılına kadar İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile İran vatandaşı Ebu Mehdi el-Muhandis tarafından yönetildi. Irak’taki ABD askerlerini “yabancı işgalciler” olarak gören örgüt, yabancı askerlerin ülkeden çıkması çağrısı yapıyor. Suriye’de 2011 yılında iç savaşın başlamasıyla Sünni gruplara karşı savaştı ve şu an hâlâ Suriye’de aktif.
Haşdi Şabi içinde de birkaç taburu bulunan Kataib Hizbullah’ın bazı üyeleri üst düzey görevlerde de bulunuyor. Bağdat ve Anbar’da yoğunluklu olarak faaliyet gösterdiği ve yaklaşık 10 bin milisi olduğu belirtiliyor.
Haşdi Sabi’nin 12. tugayı
El-Nuceba Hareketi, 2013 yılında Akram al-Kaabi tarafından kuruldu. Kaabi, daha önce Mukteda es-Sadr’ın Mehdi Ordusu’nda ve Asaib Ahl al-Hak oluşumunun kurucuları arasındaydı. Ancak Asaib Ahl al-Hak içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle Nuceba Hareketi, farklı bir fraksiyon olarak ayrıldı. İran rejiminin Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ile yakın bağlara sahip olan Nuceba Hareketi’niN 3 bin ila 5 bin arasında üyesi bulunuyor. Bağdat, Anbar, Ninova ve Selahaddin gibi bölgelerde aktif olup Haşdi Şabi’nin 12. Tugayı olarak resmi statüye sahip. ABD tarafından Eylül 2025’te “yabancı terör örgütü” listesine alındı.
Suriye’deki Şii mekânların koruyucusu
Kataib Seyyid El Şüheda (Şehitlerin Efendisi Taburları), 2013 yılında Abu Mustafa al-Sheibani tarafından kuruldu. Sheibani ayrıca Kataib Hizbullah’ın da kurucularından biridir. Kataib Seyyid El Şüheda, daha çok Suriye’deki “Şii kutsal mekanlarını koruma” politikası çerçevesinde hareket eder. Abu Ala al-Walai’nin genel sekreteri olduğu bu grup, ABD tarafından 2023’te “özel küresel terör örgütü” ve 2025’te ise “yabancı terör örgütü” listesine alındı.
Haşdi Şabi bünyesinde 14’üncü Tugay olarak resmi statüye sahip olan grubun, yaklaşık 10 bin üyesi olduğu tahmin ediliyor. Bağdat, Basra, Ninova, Selahaddin ve Suriye-Irak sınır bölgelerinde özellikle Ebu Kemal hattında aktifler.
Siyasi yapılanmadan silahlı örgüte
Ensarullah el-Evfiye Hareketi, 2013 yılında Meysan vilayetinde siyasi bir oluşum olarak ilk olarak “Kayan al-Sadiq wa al-Ataa” (Dürüstlük ve Bağış Kurumu) adıyla kuruldu. Ancak 2014’te Haşdi Şabi’nin kurulmasıyla 19. Tugay olarak faaliyet yürütmeye başladı. ABD tarafından 2024’te “özel küresel terör örgütü”, 2025’te ise “yabancı terör örgütü” listesine alındı. Meysan, Bağdat, Anbar ve Suriye-Irak sınır bölgelerinde aktifler.
Ülke siyasetine yön veren grup
Seraya es-Selam (Barış Tugayları), Mukteda es-Sadr’a bağlı Sadr Hareketi’nin silahlı kanadı olarak kabul ediliyor. 2014 yılında DAİŞ’e karşı kurulan Seraya es-Selam, Haşdi Şabi’ye kısmen bağlı olsa da 2021’den sonra ayrı bir yapılanma olarak faaliyet göstermeye başladı. Üye sayısı 10 bin ila 15 bin arasında değişen grubun, 2025’te Basra ve Vasit’teki merkezleri Sadr tarafından kapatıldı. Bağdat, Basra, Vasit, Meysan, Necef ve Samarra gibi Şii yoğun bölgelerde aktif.
Federe Kürdistan Bölgesi’nde durum kırılgan
Savaşın en çok etkilediği yer olan Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki durum ise daha farklı ve kırılgan. İran rejimi, Rojhilatlı partileri, ABD de İran yanlısı grupları hedef alıyor. Bu durum, KDP ve YNK yönetimindeki Başûr’da siyasi, ekonomik ve güvenlik dengelerini riske atıyor. İran, Kürdistan Bölgesi’nin ticaret yaptığı büyük ülkelerin başında geliyor.
Federe Kürdistan Bölgesi’ne gıda, tarım ürünleri, tekstil ve otomotiv ürünleri ihraç eden İran’ın bölgede ayrıca altyapı ve hizmet projelerinde büyük yatırımları bulunuyor; 10 binden fazla İranlı işçinin bölgede çalıştığı belirtiliyor. Yine Hêwler-Tahran arasında düzenli uçuşlar yapılıyor, Penjwen (Pêncwên), serbest ticaret bölgesi gibi anlaşmalar yürütülüyor. Dolayısıyla savaşın derinleşmesi, Kürtlerin yaşamını doğrudan tehdit etmekle kalmayıp uzun vadede ekonomik ve siyasi gerilimlere de neden olacak.
Şengal’in kazanımları tehlikede
Ortadoğu’daki savaş ve kaos durumu, Kürtlerin gözünü sadece Federe Kürdistan Bölgesi ve Rojhilat’a değil, Şengal’e de çeviriyor. Musul’a yakın, Irak-Başûr-Suriye’yi birbirine bağlayan stratejik konumdaki Şengal, bölgesel güçlerin odağında. Türk devleti, Şengal’i Rojava’yı kuşatmak ve Musul-Kerkük hattını ele geçirmek için, İran ise “Şii koridoru halkası” amacıyla işgal etmek istiyor. Dolayısıyla Şengal’deki durum, savaşın yayılmasıyla daha da riskli hale geliyor. Ancak tehlike sadece bununla da sınırlı değil.
Savaştan önce Suriye’de DAİŞ çetelerinin ve ailelerinin kaldığı kamp ve cezaevlerinin kontrolü, ABD’nin onayıyla Demokratik Suriye Güçleri’nden (DSG) alınıp Heyet Tahrir el-Şam’a devredildi. Ardından bu kamp ve cezaevlerindeki yaklaşık yedi bin çete üyesi, Irak’a transfer edilerek Ninova, Musul ve Anbar gibi kritik vilayetlere yerleştirildi.
Kısacası hem 2014 yılında Êzîdîlere yönelik soykırım saldırısı gerçekleştiren DAİŞ’in varlığı hem de mevcut savaş, öz-yönetimden öz-savunmaya kadar her alanda yeniden ayağa kalkan Êzîdîleri yeni saldırılarla karşı karşıya bırakıyor. Bağdat hükümeti, bu gerilimin içinde Êzîdîlerin iradesini ve YBŞ, YJŞ ile Êzîdxan Güçleri’ni tanıması gerekirken, aksine, Şengal’i kuşatma politikası izliyor. Bu yılın başında Şengal sınırına büyük askeri güç yığdı; ana yollar, köyler arası bağlantı yolları ve sınır geçişlerinde çok sayıda kontrol noktası kurdu. Xanesor, Sinûn ve Qehtaniye gibi yerlerde kontrol noktaları arttı. Çok sayıda köyü basarak Êzîdîlerin bireysel silahlarını topluyor ve onları olası saldırılara karşı savunmasız bırakmaya çalışıyor.
Haber: Gurbet Sarya / ANF









