• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
22 Mart 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kültür

Rojava Film Komünü: Üretim, gösterim, eğitim

22 Mart 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Kültür, Manşet, Söyleşi

Yönetmen Numan Yiğit ve senarist Önder Çakar’la Rojava Film Komünü’nü konuştuk:

  • Tüm komün üyeleri ve o yıllarda yeni açılmış olan Şehit Yekta Herekol Sanat Akademisi’nin sinema öğrencileri çalıştı. Senaryonun ihtiyacı olan karakterleri tamamen halktan kişiler oynadı ve nerdeyse hiç bütçesi yoktu. Halkımız filme sahip çıktı, beğendi
  • Dünyanın birçok yerinden çalışmalarımıza özel bir ilgi ve talep var. Özellikle savaş koşullarında, ciddi engellere rağmen sinema yapmak insanların ilgisini çekiyor. Bunda Rojava devriminin etkisi ve ortaya çıkan ürünlerin niteliği de rol oynuyor
  • 130 yıllık sinema serüvenine baktığımızda 10 yıllık süreç çok da uzun sayılmaz aslında. Şu bir gerçek ki Kürtler sinemanın 130 yıllık bilişsel ve teknolojik gelişimini çok daha geriden takip etti. Hatta edemedi bile diyebiliriz. Yani bu tecrübeden mahrum bırakıldı

Bedri Adanır

Rojava Film Komünü 10 yılı aşkın bir süredir Rojava’da çalışmalarını sürdürüyor. Sinema filmleri, belgesel film ve dizi çekmenin ve gösterime açmanın yanı sıra, iki sinema okuluyla yüzlerce öğrenciye sinema eğitimi de sundu.

“Gerçeğimizi ve hikâyelerimizi egemenlerin manipülasyonlarından kurtarmak ve halkımıza kendini, kendi dilinde anlatan filmler üretmek” şiarıyla yola çıkan Rojava Film Komünü; sadece Rojava değil, Kürdistan’ın diğer parçalarına da ayna tuttu: Tava Sor dizisi ile Cizîr’deki direniş anlatıldı.

Rojava’daki kadın köyü Jinwar’ı anlatan “Jinwar” belgeseli gibi önemli belgesellere de imza atan Rojava Film Komünü’nün Eşsözcüsü yönetmen Numan Yiğit ve kurucularından senarist Önder Çakar’la dünden bugüne çalışmalarını konuştuk.

  • 14 Temmuz 2015 yılında çalışmalarınıza başladınız. Nasıl bir atmosferde, hangi ihtiyaç ve motivasyonla yola çıktınız? İlk neler yaptınız?  
Önder Çakar

Önder Çakar: Evet, 14 Temmuz gününün anlam ve önemi biliniyor; Amed zindanındaki tarihi ölüm orucu direnişi…

2015’te Rojava’nın büyük bölümü özgürleşmişti, ama Hesekê’nin bir bölümü, Serêkaniye, Girêspî gibi şehirlerimiz hâlâ DAİŞ işgalindeydi. Özgürleşen kentlerimiz de DAİŞ’e çok yakın mesafedeydi, 8-10 km kadar… DAİŞ terörü özgür kentlerimizde sürekli canlı bombaları ile katliamlar yapıyordu. Yani savaş tüm hızıyla sürüyordu aslında.

Bu süreçte Rojavalı sinema sanatçıları ile Kürdistan’ın dört parçasından seferberlik çağrısıyla gelen Kürdistanlı ve enternasyonalist sinemacılarla birleşip Rojava Film Komünü’nü kurduk. Ekipmanımız, teknik altyapımız yoktu. Açık bir sinema salonu yoktu ve ülke dört bir yandan sarılmış, ağır bir ambargo altındaydı.

Rojava dışındaki sinemacı dostlarımıza teknik malzeme talep eden mektuplar göndererek malzeme toplamaya başladık. TEV-ÇAND’ın mütevazi mali desteği ile sınırlı da olsa teknik araçlar temin etmeye başladık. Komün bünyesinde mesleki eğitimler yaptıktan sonra küçük üretimler çıktı. Tamir ettiğimiz gösterim salonlarında çocuklara Charli Caplin’in “The Kids” filmini gösterdik. Çok kısa sürede 10 binin üzerinde çocuğa sinema yoluyla ulaştık. Tüm bu faaliyetlerimizi bir komün yapılanmasına uygun olarak yaşam biçimlerimizi ortaklaştırıp dayanışarak ve paylaşarak yapmaya çalıştık.

  • Kürt sinemasının tarihsel gelişimi içinde Rojava Film Komünü’nün nasıl bir rolü oldu? Komüne dair Kürt sineması adına ‘ilk’ diyebileceğimiz nelerden bahsedebilirsiniz?

Önder Çakar: Rojava Film Komünü’nün Kürt sinemasındaki rolünü biraz daha akan tarih belirleyecektir. Elbette bizler önemli sinemasal atılımları, eksikliklerini bilerek yaptığımızı düşünüyoruz, fakat bunların tespitini ve değerlendirmelerini bizim değil, sinema akademisyenlerinin, sinema eleştirmenlerinin yapması daha doğru olur. Ancak en önemli ve ilk diyebileceğimiz özellikleri, bir komün yapısı olması ve “Üretim–Gösterim–Eğitim” üçgeninde inşa edilmiş olması,  diyebilirim.

  • Komünün ilk filminden, ilk göz ağrısından bahsedebilir misiniz? Ne zaman vizyona girdi? Filmin senaryosunun ortaya çıkmasından oyuncu seçimlerine, mekan seçimlerinden çekimlerine kadar, okuyucularımıza biraz o süreci anlatabilir misiniz?

Önder Çakar: Komünün ilk uzun metrajlı filmi Çîrokên Bajarê Wêranbûyî (Yıkık Kent Hikayeleri) filmidir. Yönetmenliğini Şero Hindê yaptı, senaryosunu ben yazmıştım. Tüm komün üyeleri ve o yıllarda yeni açılmış olan Şehit Yekta Herekol Sanat Akademisi’nin sinema öğrencileri çalıştı. Senaryonun ihtiyacı olan karakterleri tamamen halktan kişiler oynadı ve nerdeyse hiç bütçesi yoktu. Halkımız filme sahip çıktı, beğendi. Uluslararası alanda da hem Rojava’nın hem de Rojava Film Komünü’nün tanıtımına katkısı oldu, birçok ödül aldı. İDFA gibi büyük bir festivalde Hito Steyerl seçkisi ile 100 yılın en etkileyici 10 belgeselinden biri oldu. 

  • Heval Birako’nun senaryosu Nazım Daştan’ın öyküsünden uyarladınız ve film ona adandı. Heval Birako’nun hazırlık sürecini anlatabilir misiniz biraz?

Önder Çakar: Kürt Özgürlük Hareketi’nin halkıyla kurduğu dev ve yeni aileyi anlatmak ve yeni inşa sürecini, “adalet, kadın öncülüğü ve komünler” üzerinden göstermek için üçleme şeklinde senaryolar yazmıştım. İlki “Heval Abi” ikincisi “Heval Birako”, üçüncüsü ise “Heval Kızım”. Üçünün de çekimleri bitti. Şimdi post-prodüksiyon aşamasında. “Heval Birako” ise her şeyi ile hazır. Hatta Kasım ayında yaptığımız Uluslararası Rojava Film Festivali’nde halkımıza gösterdik. “Heval Birako” şehit Nazım arkadaşın tanık olduğu gerçek bir olaya dayanıyor. Nazım arkadaş kısa filmler de çeken bir sinema yönetmeniydi aynı zamanda. Ama uzun süre bu projeye sorumlulukları gereği yoğunlaşamadı. “Ben bunu yazarım,” deyince çok sevindi ve tüm bildiklerini paylaştı benimle. Öykünün geçtiği mekânları gezdik, olayla ilgili çektiği görüntüleri izletti bana. Senaryo böyle ortaya çıktı.

“Heval Birako” suç kavramına iki zıt görüşün -DAİŞ ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin nasıl baktığını, adalet sorununa yaklaşımını irdeleyen bir arka plana sahip…

  • Filmlerin gösterim süreçlerini sormak istiyorum. Türkiye’de ne yazık ki filmleriniz gösterime giremedi. Rojava’da filmlere ilgi nasıldı? Federe Kürdistan Bölgesi’nden gösterime girdi mi filmler?
Numan Yiğit

Numan Yiğit: Heval Birako ilk olarak Uluslararası Film Rojava Festivali’nde, festivalin açılış filmi olarak halkla buluştu. Halkın filme ilgisi oldukça yoğundu. Öyle ki tek salonda gösterimi planlanan filmi yoğun katılımdan dolayı ikinci bir salonda da eş zamanlı gösterdik. Daha sonra Rojava’nın her şehrinde filmin gösterimini planladık. Tarihler belirlendi, afişler basıldı, hemen her şehirde gösterim için tüm hazırlıklar da yapılmıştı. Ama ne yazık ki Rojava’ya dönük saldırıların başlamasıyla gösterimleri ertelenmek zorunda kaldık. Fakat koşullar uygun halde geldiğinde gösterimlere kaldığımız yerden devam edeceğiz. Tabii Federe Kürdistan Bölgesi de dâhil, Kürdistan’ın diğer parçalarında da filmleri halkımızla paylaşmayı hedefliyoruz.

  • Başka ülkelerde gösterim imkânı bulabildiniz mi? Festivallerde, sinemalarda ilgi nasıldı?

Numan Yiğit: Dünyanın birçok yerinden çalışmalarımıza özel bir ilgi ve talep var. Özellikle savaş koşullarında, ciddi engellere rağmen sinema yapmak insanların ilgisini çekiyor. Bunda Rojava devriminin etkisi ve ortaya çıkan ürünlerin niteliği de rol oynuyor. Her ne kadar dağıtım ve sinema salonlarında gösterimlerin önündeki engelleri istediğimiz oranda aşamasak da gerek festivallerde gerekse özel program ve halk gösterimlerinde çalışmalarımızı halklarla buluşturabiliyoruz.

Heval Birako bu yolculuğa yeni çıktı. Gelecek olan tepkileri, sonuçları biz de heyecan ve merakla bekliyoruz. Şimdiden dünyanın dört bir yanından birçok festivale başvurduk. Özel gösterim talepleri de oldu: Duesseldorf Kürt Film Festivali’nde açılış filmi olarak gösterilecek.

  • Sinema filmleri dışında da çalışmalarınız var. Diziler, belgesel filmler… Okuyucularımıza onlardan da bahsedebilir misiniz?

Numan Yiğit: Komün kuruluşundan bu yana birçok ürünü açığa çıkardı. Tava Sor, Evîna Kurd gibi uzun soluklu iki dizi çekildi. Tava Sor, Bakûr’da Cizîr halkının direnişini anlatıyordu. Evîna Kurd’da ise her biri toplumun farklı bir yüzünü anlatan aile bireyleri üzerinden toprağa ve özgürlüğe bağlılığı işleyen bir hikâye vardı.

Komün, Evîn Di Rûyê Qirkirinê de, Darên Bi Renê, Jinwar gibi önemli belgesel çalışmalarına da imza attı. Çalışmalarıyla bir taraftan Kürt kültürünü en güçlü şekilde yansıtmaya çalışırken diğer taraftan toplumsal inşaya da katkı sunmaya çalıştı.

  • 10 yılı geride bıraktınız. Rojava Film Komünü bugün daha iyi bir noktada, diyebiliyor musunuz? Gelişim sürecini, olduğu noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Numan Yiğit: 130 yıllık sinema serüvenine baktığımızda 10 yıllık süreç çok da uzun sayılmaz aslında. Şu bir gerçek ki Kürtler sinemanın 130 yıllık bilişsel ve teknolojik gelişimini çok daha geriden takip etti. Hatta edemedi bile diyebiliriz. Yani bu tecrübeden mahrum bırakıldı. Dört parçada da egemenlerin merkezlerinde bireysel olarak sinema yapan Kürtlerin birikimleri toplumsal bir birikime dönüşmedi. 100 yıldan uzun bir süredir dili, kültürü, sanatı egemenlerce yasaklanmış ve engellenmiş bir halk olarak devrimle birlikte kendisini kendi kimliğiyle örgütleme imkânı buldu. Kaldı ki bu 10 yıllık süreç her zaman bir savaşın ve ekonomik ambargoların çok yoğun olduğu dönemlerdi. Heval Mazdek Ararat, Ali Rizgar, Mansur Kerimiyan gibi arkadaşlar şehit düştüler bu dönemde. Bu gerçeklik, devrim sinemasının hangi koşullarda yürütüldüğünün bir göstergesi. Tabii geriye dönüp baktığımızda kendimize şunu söylüyoruz: Her şeye rağmen sinemayı daha güçlü örgütleyebilirdik, daha fazla sinemacı yetiştirebilirdik, daha fazla film çekebilirdik ve sinemayı daha fazla gündelik yaşamın bir parçası haline getirebilirdik.

  • Yakın zamanda Halep’teki Kürt mahallelerinde başlayan, Rojava’nın birçok kentini tehdit eden saldırılar yaşandı. Seferberlik ilan edildi. Kobanê üzerindeki kuşatma hâlâ devam ediyor. Bu şartlardan çalışmalarınız nasıl etkilendi, nasıl etkileniyor?

Numan Yiğit: Toplum olarak çok ağır ve zorlu bir süreç yaşadık. Topyekûn bir saldırıya karşılık topyekûn seferberlik ve direniş hali hâkimdi. Biz de bu halkın evlatları olarak sinemacı kimliğimizle sadece yaşananları yansıtmayı yeterli bulmadık, yaşananların bir parçası olmak gerektiğini düşündük. Devrimin ve özgürlüğün tehlikeye girdiği bir yerde, özgür bir sinemayı da yapamayacağımız bir gerçekti. Bir taraftan halkımızla direniş ve seferlik halinde buluşurken, bir taraftan da görsel çalışmalarla sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalıştık.

Bunun yanında ilk olarak dünyadaki tüm devrimci demokrat ve yurtsever sinemacılara açık bir mektup yazarak, onları emperyalist güçlerin desteğiyle süren bu saldıranlara karşı Rojava ile dayanışmaya davet ettik. Çok olumlu geri dönüşler oldu. Tabii doğal sorumluluğumuz olarak arşiv, belgesel, spot gibi çalışmaları yürütmekten de geri durmadık.

  • Rojava; kadın özgürlükçü, demokratik, ekolojik bir toplum modeli olarak görülüyor. Bu modeli yansıtabildiğinizi söyleyebilir misiniz? Devrimci gerçekçilik mi yoksa devrimci inşa mı etkili oldu filmlerinizde?

Önder Çakar: “Devrimci gerçekçilik” ya da “devrimci inşa” kavramlarının birbirlerinden farklı kavramlar olduğunu düşünmüyorum. Özellikle Rojava gerçekliğinde “devrimci inşa,” “devrimci gerçekçiliktir” de. Paradigmamızın ışığında, gerçeklikten kopmadan, inşamızı anlatmaya çalışıyoruz. Amacımız bu. Yeterince yansıtabilmek bir mesele tabii, artık buna halkımız gerekli yanıtı verebilir. Ama ben mutluyum, onu söyleyebilirim.

  • Kürt edebiyatından uyarlanan çalışmalarınız oldu mu? Kürt edebiyatından beslenebiliyor musunuz?

Numan Yiğit: “Halk olarak günceli o kadar yoğun ve vurucu yaşıyoruz ki tarihe ve edebiyata yönelemiyoruz” diye düşünüyorum bazen. Ülkelerin sinema tarihlerini incelersek, ilk sinema filmlerinin o halkın edebiyat eserlerinden, destanlarından uyarlandığını görürüz. Daha sonra da defalarca güncelleniyor bu filmler. Bizde ise sanırım çok az film edebiyattan uyarlanmıştır. Bence bu da edebiyatçıların değil, sinemacıların sorunu. Daha çok sinemanın edebiyattan beslenememesi ile ilgili bir sorun. Bunun da kendi içinde birçok sebebi var ama en önemlisi şu sanırım: Zaten senede güç bela bir veya iki uzun metrajlı film çekilebiliyor. Bir senede onlarca film çekme imkânını ve koşullarını yakaladığımızda hikâye peşinde koşacağımız zamanlar da gelecektir. O zaman geldiğinde umarım eksikliğini hissetmeyiz.

  • Önder Çakar çalışmalarınızın ‘Üretim–Gösterim–Eğitim’ üçgeninde şekillendiğini ifade etti. O halde Rojava Film Komünü için aynı zamanda bir sinema okulu diyebilir miyiz?

Numan Yiğit: Elbette. Kuruluşundan bu yana Komünün üç temel sacayağından biri eğitim oldu. Bugün ne mutlu ki biri Dêrik, diğeri Hesekê’de (Kadın Sanat Akademisi) olmak üzere iki sanat akademimizde 3 yıllık sinema eğitimleri veriliyor. Bu akademilerde birçok arkadaşımız dersler veriyor. Akademi öğrencileri zaman zaman çalışma alanlarımızda da yer alıyorlar, festivallerde, film setlerinde bizimle birlikte çalışıyorlar.

  • Şu an mutfak aşamasında olan çalışmalarınız var mı? Spoiler vermeden biraz bahsedebilir misiniz?

Numan Yiğit: Şubat ayında çekimlerine başlamayı planladığımız bir film vardı. Maalesef yaşanan savaş sebebiyle ertelemek zorunda kaldık. Yakın zamana kadar da bir belirsizlik vardı. Koşullar hazır hale geldiğinde, çalışmalarına çok geciktirmeden başlamak istiyoruz.

  • Son olarak neler söylemek isterseniz? Türkiye’deki izleyicilerinize, sinemacılara bir mesajınız var mı? 

Numan Yiğit: 21. yüzyılın en etkili ifade dili olarak sinemayı halkımızın gündelik yaşamının bir parçası haline getirmek bizim temel sorumluluğumuz…  Gerçeğimizi ve hikâyelerimizi egemenlerin manipülasyonlarından kurtarmak ve halkımıza kendini, kendi dilinde anlatan filmler ürettikçe sinemamız kazanacaktır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Kürtler her şeyin en güzelini hak ediyor’

Sonraki Haber

Kırşehir Cezaevi toplama kampı mı?

Sonraki Haber

Kırşehir Cezaevi toplama kampı mı?

SON HABERLER

İran, İsrail’in Dimona Nükleer Santralini hedef aldı: En az 7 ölü

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

Kırşehir Cezaevi toplama kampı mı?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

Rojava Film Komünü: Üretim, gösterim, eğitim

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

‘Kürtler her şeyin en güzelini hak ediyor’

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

İran: Emperyalizmin ve Siyonizm’in çoklu savaş stratejisi

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

Barış süreci ve Rojhilat’ın direnişi

Yazar: Yeni Yaşam
22 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır