İstanbul’da Newroz’da sahne alacak Koma Amed üyeleri gazetemize konuştu:
İstanbul’da, ilk Newroz’umuz olması ve yine bütün halklardan insanlara şarkı söylüyor olabilmek bence çok müthiş bir şey. Hep hayatımızda ilkleri yaşamışız. Bu da öyle bir şey
50 yıldır süren bir savaş var. Şu anki yürüyen sürecin amasız, sorunsuz, sualsiz desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Gelecek nesiller savaşla, savaş psikolojisiyle büyümesinler
Mahsum Sağlam / Hüseyin Kalkan
Kürtçe’nin yasaklandığı, seslerin susturulmaya çalışıldığı bir dönemde, Ankara’da bir grup tıp öğrencisinin bir araya gelerek 1988 yılında kurduğu Koma Amed, Kulîlka Azadî’den Dergûş’a uzanan yolculukta sadece müzik yapmadı; bir halkın direnişini, kimliğini ve umudunu notalara döktü. ‘Çûme Cizirî’ enerjisiyle sokakları inleten, Êvarê ile yürekleri titreten, Amedîyê ile köklerine selam gönderen bu efsane grup; yıllarca sürgün, dağılma ve sessizliğin ardından 2023’te yeniden bir araya geldi. 2025’te Amed’de yüz binlerin coşkusuna tanık olan Koma Amed, 2026 büyük İstanbul Newroz’unda sahne alacak. Koma Amed, Newroz sahnesi öncesi gazetemize konuştu.
Uzun yıllar sonra ülkeye döndünüz ve büyük bir konser verdiniz Amed’de. İlk o sahneye çıktığınızda ne hissetiniz ve nasıl bir manzarayla karşılaştınız. Halkın size karşı tepkisi nasıldı?
Ahmet: Akşam olmuş, müthiş bir atmosfer, hava çok güzel ve devasa deniz gibi bir kalabalık. Yani ben notaları o sıralamayı dağıtıp aşağı inecektim. Kimse gruptan biri olduğumu bilmiyordu. Herhangi bir görevli gibi çıktım dağıtım. Ama dedim ki biz çıkacağız birazdan, bu insanlara şarkı söyleyeceğiz. Binlerce insan tabi, sonra öğrendik ki 400 bin civarında insan gelmiş. Ben aşağı indim. Hüngür hüngür ağladım. Yani inanılmaz bir duygu. Çok duygulandım. Bu insanlar bizi dinlemeye gelmiş. Önce şeyi düşünüyorsun. Biz bunu hak ediyor muyuz? diye. Hak ediyoruz tabi ki. Çünkü şunu anladık. Bunlar artık bizim şarkılarımız değil. Bu ortaklaşmış, insanlar aslında kültürüne sahip çıkıyor. Kimliğine sahip çıkıyor. Onca yılda bu halka mal olmuş bunu fark ettik. O heyecanla çıktık. Sahnede 2 saat 10 dakika kaldık. Benim için yani sanki 10 dakika gibi geçti. Bitsin istemedim açıkçası. Öyle müthiş bir atmosferdi. Çok duygulandım. Çok büyük bir yüktü. Ama hani büyük bir keyifle ve onur duyarak sahneden indik. Sonrasında çok duygusal anlar yaşandı tabi.
Amed’de size çok büyük bir ilgi vardı birçok kurum gezdiniz. Amed’e gelmenin duygusu nasıldı?
Serhat: Ahmet’in söylediklerine katılıyorum. Zaten görüntülerde de insanlar gördüler. Müthiş bir duygusallık vardı. Sahiplenmeyi hiçbirimiz bu düzeyde beklemiyorduk. Tamam diyorsun önemli bir olay. Buradan tekrar teşekkür ediyorum. Bütün belediyeler, çok çalıştılar. Afişlemeden, otobüs kaldırmaya kadar büyük bir organizasyon yaptılar. O yüzden de sadece Koma Amed’in bir konseri değildi. Orada yaşayan bütün o örgütlülüğün bir sonucu gibiydi bizim konserimiz. Ama çok gurur verici bir şey. Yük bindiriyor insanın üzerine. Ama çok güzel şeyler yaşadık.
Memo: Aslında bu Amed’le başlayan bir şey değil. Daha öncede konserler verdik. O konserleri Amed’in biraz başlangıcı gibi düşünüyorum. Amed’e gitmeden önce bir basın açıklaması yapıldı. Ben işin büyüklüğünü orada gördüm. Hakikaten öyleydi ki artık biraz korktum da. Bu organizasyon çok büyük bir şeydi. Yani iki tane belediye var, Sanatça var işin içerisinde kurumlar var, yani Amed’de uçaktan indiğimizden dönüşümüze kadar ihya ettiler. Yani o kadar güzel karşıladılar ki, belki de bizim müzik hayatımızda Amed bir anlamıyla o karşılama hem başlangıç hem finaldir. Bireysel olarak benim hayalimdi, sürekli paylaşıyordum. Bir gün Amed’de bir konser vermek ama bu denli düşünememiştim.
Merak edilen bir diğer soru Koma Amed sizden sonrada sürer mi bu gelenek devam eder mi?
Serhat: Mesela bizim adımıza bir okul açılıyor. Koma Amed okulu. Koma Amed sürer mi? Konuştuk işte, olur mu? Aslında olmaz. Koma Amed budur, bunlar yaşandığı zaman iyidir. Ama o bir akım. Yani bu müzik tarzı. Bizim çünkü halk müziğine getirdiğimiz değişik bir yorum şekli var. Otantizmini bozmadan modernizasyonu yapan bir tarz. Eğer okul açılırsa veya üniversite açılırsa, işte o akım orada kendisine hayat bulur. Bizim gibi yeni insanlar çıkar ama Koma Amed bence bu insanlar, bu insanların yarattıklarıdır. Yani biz gittiğimiz zaman Koma Amed de gidecek. Ama Koma Amed’in yaptıkları şarkıları, çoktan bu halka mal oldu.
Peki sahneye çıktığınızdaki duygunuz nasıldı?
Memo: Ben her sahneye çıktığımda çok heyecanlanıyorum. Böyle içten içe titriyorum. Orada da benim ayaklarım havadaydı. Böyle ne yaptığımı hakikaten bilmiyorum, bazen diyorlar siz şöyle okumuşsunuz, böyle okumuşsunuz. O an her şeyi yapabilirsin, yanlış okursun, detone okursun, entonasyon sorunu olur, yanlış çalarsın. Orada o önemli değil ki. Biz yıllardır o kitleyi televizyondan görüyoruz, sosyal medyadan görüyoruz. O kitlenin karşısında hayalini kurduğun şehrin, insanlarının karşısında konser veriyorsun. Ayaklarım havadaydı, gerçekten öyle tarif ediyorum. Yani öyle bir heyecan vardı.
Süleyman: Evet, benzer şeyler. Tarifi zor. Ben her Kürt sanatçısının, bunu hak ettiğini de düşünüyorum. Çünkü Kürtler, statüleri olmadan, imkanları olmadan Kürt sanatı, Kürt edebiyatı yaptılar. Bunun karşılığı var mıdır? Bir gün bunu görüp, bu mutluluğu yaşamak. Bu çok önemli bir şey. O yüzden de tarifi benim için çok güç. Çünkü bu çok güzel bir duyguydu. Ben şöyle tarif ediyorum. Artık bir mutluluğun son safhası. O yüzden de o mutluluğu yaşarken arada şarkı, sözleri gelecek mi, söyleyecek miyim? Benim 30 yıldır söylediğim şarkının bir sonraki kıtası neydi? Benim hiç aklıma bile gelmedi. Acaba bu vokaller şimdi yapılır mı? Ben bu sözü söyleyecek miyim? Gerçekten sözler aklımda değildi. Dedim ki artık önemli değil, belki yalnızca vokaller olur ama oluyor. O halk size söyletiyor bunu. Bence bu halk daha çoğunu hak ettiğini insan o gün görüyor. Çünkü çok eziyet çekmiş, çok direngen. Kendine hiçbir zaman kaybettim demeyecek bir halk herhalde biziz. İnsan o konsere baktığında bunu yalnızca sanatsal bir gösteri olarak değil, Kürtler biz ne kazandık ya da acaba bunun yansıması nedir? Biz bu kadar mücadele verdik, demokrasi, insan hakları alanında mücadele verdik ve bunun yansıması neydi? Avrupa’daki insanları da merak ediyorum. Nasıl görecekler bunu? Orada elinde pankart taşıyan genç bir kadın şunu söyledi. Diyor ki, ben 20 yaşındayım ve 30 yıldır Koma Amed’i dinliyorum. Bunlar hoş şeylerdi. İkincisi de ben bazı şeyleri hala saklıyorum. Bismil’den, Lice’den, başka yerden, ilçelerden Koma Amed konserine otobüs kalkacak. Yani bunu yaşamak çok güzel bir şey. O yüzden de ben de sonsuz teşekkür ediyorum bütün kurumlara, bütün bu emeği olan arkadaşlara bize böyle bir şey yaşattıkları için.
Serhat : Bir de belki bizim hayatımızda en hatalı geçen konserlerden biriydi. Bir sürü hata yaptık söylerken. Ama o güzel bakma var ya. Kimse hatayı görmedi, aksaklığı görmedi. Yani çok böyle nadir, artniyetli insanlar dışında. Belki bu halkın güzel bakışıyla ilgili. Birkaç arkadaşım da başka bir belirleme yaptılar. Biz 1996’da Avrupa’ya gittik. Koma Amed süreci işte 1997’de Dergûş çıktı falan. Ve yıllar geçmişti. Yani neredeyse 30 yıl. Diyorlardı biz bu halkın vefalı olup olmadığını sizin konserle gördük ve Kürt halkı ne kadar vefalı olduğunu o konserde hissettirdi bize. Bu da çok önemli bir şey. Çünkü sen bunun karşılığını ekonomik olarak, bilmem ne olarak istemiyorsun. Sadece yıllarını vermişsin. Belki sadece sanatla ilgili değil. Politikayla, siyasetle bilmem ne ile ilgili. Her şeye rağmen diyorsun ki olmuş yani. İyi ki olmuş. Bizim konserde gördüğümüz bu halkın güzel baktığıdır. Bizi acayip onure ettiler. Oradaki mimarlar bir tane altın plak yaptılar. Dergûş kaseti onda olacak. Dergûş cd’si. Bir cam ekranının içinde olacak. 100 yıl sonra açılacak diye not düşülecek. Bizler her birimiz 100 yıl sonraya kendi düşüncelerimizi bir kağıda yazıp içine koyacağız. 100 yıl sonra o cd çıkartılıp dinlenecek. Grup üyeleri ne demiş? Bunlar okunacak. Belki bizim hayalimizin dışında bir şeyler bize yaşattılar. Tekrardan ben de teşekkürlerimi sunuyorum herkese.
Ahmet: Fikri burada değil ama konserden sonra bir şey söylemişti. Aslında hepimizin de benimsediği bir cümleydi, “Bugün ölsek gam yemeyiz.” Yani bizim hani ulaşabileceğimiz maksimum hissiyat ve seviye bu. Yani bugün ölsek gerçekten gam yemeyiz. Hiçbirimiz artık bundan sonra şarkı söylemesek de problem değil dedik.
Koma Amed’in Newroz geçmişi nasıl? Daha önce birlikte Koma Amed olarak Newroz’da sahne aldınız mı? İstanbul Newroz’unda olmak nasıl bir duygu?
Serhat: Ben böyle hafızamı zorluyorum da galiba bizim ilk Newroz’umuz olacak. Yani bu ekibin beraber çıktığı ilk Newroz. Koma Amed’in tarihinde de ilk Newroz. Tamam ben tek çıkmışım, Süleyman tek çıkmış, Serap’lar 2000’ler de Amed’de çıkmış. Ama ben şimdi düşündüm de biz çıktık mı bu ekibin hepsiyle beraber bir Nevroz’a? Yok. Hiç çıkmadık. Avrupa’da da çıkmadık. İlk Newroz’umuz olacak. Newrozlar Abdi İpekçi spor salonunda yapılıyordu. Ya da yasaklanıyordu. Küçük yerlerde yapılıyordu.
Süleyman: Koma Amed bir Kuzey Kürdistan müzik grubu olarak ilk biletli, özel konserini İstanbul’da vermiş. Koma Amed’i kuran kişilerin hepsi sonuçta akademik eğitim için metropolere gelen Kürt jenerasyonundan oluşuyordu. Ve doğal olarak da Türkiye’deki üniversitelerdeki gençlere, üniversite açılışlarında ve kapanışlarında konser verebiliyordunuz. O yüzden de diyebiliriz ki Koma Amed’in ilk dinleyicileri biraz şehirli ya da işte metropolere göç etmiş, okuyan bir kitleydi. O yüzden de İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde bir potansiyel vardı. Koma Amed potansiyel dinleyicisi vardı. Bizim tarzımızda müzik yapan, bizden öncekilerin de hemen hemen öyle. Burada milyonlarca Kürt kendi kimliklerini de bir şekilde muhafaza ederek yaşıyorlar. Ve aslında belki bir şey anlayacağız. Yani ne kadar biz birbirimize yakınız ya da biz burada kendimizi de ne kadar ifade edebiliyoruz. O yüzden de çok çok önemli. Bence Amed’den sonra en önemli yer burasıdır.
Serhat: Koma Amed tarihinde şöyle bir şey var. Bu gün halkların bir arada yaşaması, entegrasyonu deniliyor ya. Biz bunu 90’larda Koma Amed müziğiyle gerçekleştirdik. Çünkü İstanbul’da bizim ilk başta çıktığımız yerler, sendika geceleri, Türkiye solunum geceleri, işçilerle beraber, öğretmenler sendikası, Üniversite eylemleri. Biz oralarda başladık konserlere çıkmaya. Koma Amed ilk kurulurken hepimiz belki o döneminde yoktuk. Ben başka bir gruptaydım. Ama iki üç tane perspektif vardı işte. Kurarken diyorlardı birinci ayak; biz yaşadığımız coğrafyada yaşanan şeyleri aktaracağız müziğimizle. İkinci ayak; entenasyonal şarkıları çevireceğiz Çavbella gibi. Sonra işte Agir û mirov’da Rojhilat İran marşlarını çevirdik. Diğeri de halk müziğini bozmadan modernizasyon yapacağız. Galiba biz bu entegrasyona 90’larda başlamışız Koma Amed olarak. İstanbul’da, ilk Newroz’umuz olması ve yine bütün halklardan insanlara şarkı söylüyor olabilmek bence çok müthiş bir şey. Hep hayatımızda ilkleri yaşamışız. Bu da öyle bir şey olacak yani.
Süleyman: O dönemde de biraz eleştiriliyorduk. Çünkü bizler sanki küçük burjuva bir kesime müzik yapıyoruz gibi. Çünkü gitar kullanıyor, harmoniler yazılıyor, aranjeleri yapılıyor, çalışılıyor. Belirli bir bilinçte olan, üniversitede okuyan, politikleşen ve kendi kurumlarıyla da bilinçli bir şekilde ilişkisi olan insanlar bu şarkıları Serhat’ın dediği gibi yeni bir tarz getirerek bunları bu kuşağa dinletmekte. Aslında bütün derdimiz buydu. Biz bir sonraki kuşağa bu şarkıları dinletebilir miyiz? Yani Şakiro’yu direkt ona versen çok hamdır onun için. O yüzden de yani o zaman da çok eleştiriliyordu ama biz bu eleştirileri dinleyip biz hiç bu yolumuzdan vazgeçmedik.
Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da gerçekleştirmek istediğiniz konseriniz yasaklandı ama şimdi daha büyük bir sahnede halkla buluşacaksınız
Memo: Yasaklanan konserimizle ilgili bağlantı yaptınız ya. Şimdi konserle Newroz’un farkı şu. Yani konser yalnız Koma Amed’i dinlemeye gelecek olan bir dinleyici kitlesi var. Newroz’un anlamı ve önemi nedir? İşte insanlar halayı çekerler, eğlenirler, ateşin üstünde atlarlar. Şimdi biz Newroz’a çıkacağız. Aslında ben bireysel kendi adıma bir eleştiri de yapacağım. Yani ben şimdi Newroz’lara bakıyorum bu sene. Herkesin fikri o aslında. Çok müzikal bir çerçeve yok. Çok konuşmacı var. Yani Koma Amed diyorlar yarım saat zaman vereceksin. Yarım saatte sen Koma Amed’i anlatamazsın, dinletemesin. Yani konuşmalar da yapılacak ama bence sanatsal boyutuna biraz daha önem vermek gerek. Newrozlarını şenlikli olması gerek. Konser yasaklandı. Ama biz o konserdeki performansı burada yapabilmemiz çok zor ama orada olmak önemli. Dediğim gibi bir duruş olarak oradayız. Koma Amed olarak halkla birlikteyiz. Bence güzel olacak.
Ahmed: Konsere biz çok hazırlanmıştık. Sadece işte şarkılar değil görsellerde hazırlanmıştı. İşte videolar, küçük filmler yapmıştık. Ve oraya gelenler çok kaliteli bir müzik, artı bir sunum göreceklerdi. Onu özellikle çok önemsedik. Hem ışığı hem o videolar özel efektler videolar artı yaylı grubuyla falan birlikte çalışacaktık. Müzik kalitesi çok üstte olacaktı. Bizim için çok önemliydi yani. Bizim son dönemdeki müzikal kalitemizi gösterebilecek bir şeydi. Çok çalıştık. Maalesef yasaklandı. Newroz tabii açık havada olacak biraz Amed’de benzetiyorum. O insanlarla bir arada olmak. O ambiyansı paylaşmak. Orda tabii coşkulu şeyler söyleyeceğiz. Konserden sonuçta siz sanatsal seviyesi daha yüksek şarkılar da paylaşabiliyorsunuz. Burada öyle çok mümkün değil. Dolayısıyla Memo’nun söylediği gibi çok konser tadında olmayacak. Ama güzel olacak.
Serhat: Bizim bu konserle ilgili yine kısa bir şey söylemek istiyorum. Biz başlangıçta da böyleydik. Hiç bir şeyin arkasına sığınmadık. Yani biz ezilen bir halkız. İmkan, emek, emanet falan böyle bir şeyle hiç hareket etmedik hayatımız boyunca. Şimdi de bu İstanbul konseri de yani dünya starı nasıl çıkıyorsa, Tarkan nasıl geliyorsa, prodüksiyonu nasılsa aynı prodüksiyonu hazırladık. Yani işte ‘yasaklı bir dildir veya bizim devletimiz yok.’ Hiç bunların arkasına sığınmadan çok profesyonel bir çalışma yaptık. O ekip de çok profesyoneldi. Ve ben ilk defa Kürtlerde şeyin mutluluğunu yaşadım. Biz mesela Amed’de de prodüksiyonu ortaklaşa yaptık. Işık şovu bilmem ne. Mesela Wan’dakiler de istediler. Dediler sadece sizi değil, o konsepti de istiyoruz. Yani aynı sahneyi, aynı ışığı, geceyi. Ve bu çok güzel bir şey. Kürtler her şeyin en iyisine layık. Artık, ‘Em bêkes in, em nizanin, (Kimsesiziz, bilmiyoruz) imkanlarımız yok, gibi şeylerden sıyrılmamız lazım.
Grup yeniden bir araya gelmişken sormak istiyoruz yeni projeler var mı? Bu seviyede bir müzik, tekrardan yeni projelerle halkın karşısına çıkma gibi bir hedefimiz var mı?
Serhat: Belki yaşla, yaşlanmışlıkla ilgili bir yere geliyor. Artık o sana yük olan şeyleri atmaya başlıyorsun. Şan şöhret, Kapris, bilmem ne. Hepsini atıyorsun. Gençlikte olmuyor maalesef. Bence bütün grup üyeleri bir olgunluk seviyesine geldiler. Biz sonra bir araya geldiğimiz zaman, tek bir ilkemiz vardı. Biz birbirimize yük olmadan, yaslanmadan bu işi devam ettireceğiz. Müzik olarak. Başka bir şeyimiz yoktu. Biz dedik ki böyle bir şeyle geleceğiz ve iyi şeyler yapacağız. Ben 35 yıldır hiç durmadan gidiyorum. Süleyman’ın öyle, Memo öyle, Serap uzun bir dönem müzik yapmamış. Ahmet çok sahneye çıkmamış. Biz bir araya geldik, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Herkesin müzikal bakışı değişti. Ben Süleyman ve Memo’yla beraber Çarnewa’da ayrı müzik yaptım. Daha çok yabancılarla elektronik müzik yaptım. Fikri onlar çok aktif müziğin içinde değildi. Bu süreç birbirimizi müzikal olarak ve yakından tanıma süreci oldu. En son bir ay önce biz Köln’de bir araya geldik. 4-5 gün geçirdik. Dedik ki, hepimizin bu sürece söyleyecek ortak bir sözümüz olmalı. Nasıl Kûlîlka Azadî hala o döneme anlatan şarkılarından biriyse, insanlar sıkıştığı zaman “Berî her tiştî Kurd im” diyorsa şimdi de Ortadoğu’da yaşanan sürece kayıtsız kalamayız. Ama bu öyle bir basit şarkılarla da olabilecek bir şey değil. Üzerinde bayağı uğraşıyoruz. Yine halk müziği, Ahmet’in besteleri var, Fikri’nin besteleri var, bizim çalışmalarımız var. Çok acele etmeden ama yeni bir şeyler üretmemiz gerekli olduğunu bilerek çalışıyoruz. Umarım kısa sürede yavaş yavaş bu ürünleri sergileriz.
Memo: Hiçbir grupta olmayacak bir şey var. Ben 35 yıldır müzik yapıyorum. Kendimi yetkin de görüyorum müzikte ama şöylesi bir şey var. Koma Amed’de ayrı bir duygu var. Ben her zaman buna inandım. Yani biz 20 yıl sonra da bir araya gelsek sanki hiç böyle ayrılmamışız gibi birlikte müzik yapacağız. Çarnewa’yı kurduk. Çarnewa’da da entegrasyon sorunu olmadı. Koma Amed’le bir araya geldiğimizde hakikaten böyle aylarca prova alırsın ya. Bizim öyle bir şansımız olmadı. Çünkü biz direkt dedik ki biz başlıyoruz bu işe. Bu kadar.
Serhat: İlginç örnekler vardı ki bizim en çok sevilen parça Debilûrlûr. Biz hayatımızda hiç söylemedik. İlk defa söyledik.
Memo: Albüme sonra da eklenen bir şarkı.
Serhat: Yani daha öce sahnede seslendirmedik Debilûrlûru. İlk defa söyledik. Bir baktık en fazla Debilûrlûr isteniyor. Hatta diyorlar Debilûrlûr grubu gelmiş.
Memo: Hiçbir yerde söylemedik beraber. İlk defa beraber söylüyoruz. Yani parçalandık ayrıldık. Sürgüne gittik. Süleyman’lar burada kaldı. Sonra Süleyman da geldi. Hiçbir zaman beraber şarkı söyleme imkanı olmadı. O açıdan hepsi bir ilktir yani bizim açımızdan.
Serhat: Amed’in de güzelliği şurda; biz bütün konserlerde kendimiz Kürdistan’a benzedik. Ya Fikri eksikti, ya Ahmet eksikti, ya Serap eksikti. Londra’ya Serap geldi. Fikri gelmedi. Biz Amed’de ilk defa birleştik. Yani öncesi dokuz konseri eksik yapmıştık. Biz hep diyorduk Kürdistan gibiyiz hep bir parçası eksik. Amed bizi birleştirdi.
Süleyman: Yani bu şarkılar niye halen bu kadar dinlenebiliniyor? Yani biz yıllardır Koma Amed olarak müzik yapmıyoruz. Herkes müzik yapıyor ama nasıl biz bunun için bir PR çalışması yapmıyoruz. Kendi internet sitelerimiz yok bununla ilgili. Yani biz hiçbir şey yapmamışız. Bunları yapmışız. Yani onların yapıldığı dönemde Serhat başka bir müzik grubunda (Dengê Azadî) de üç tane albüm yapmıştı. Bir tecrübesi vardı. Memo çok gençti ve çok yetenekliydi. Ben hiç şarkı söylemiyordum. Tiyatro yapmak istiyordum. Ahmet ve Fikri zaten önceden gruptalardı. Merdan geldi, katıldı. Biz Fikri’nin evinde toplanırdık genellikle. O doktordu maaşı vardı. Evi vardı. Bekar evinde toplanırdık ve biz bir üretim yaparken yani meşhur olacaksın diye değil, zaten sürekli gözaltına alınıyorsun.
kırk yaşına kadar yaşıyacağımız bile beli değil. Bir hayalin de yoktu. Ama bu duyguyla sen bir şey üretiyorsun. Yani ben bunu yaparım, bu tutar. Böyle bir şey değil. Bence o dönemin bir şairi de böyle düşünmez. Yani bir şiir yazarken ben bu şiiri yazdım, işte bu şiir ya da bu roman tutacak. Böyle değil. Yani o kendi o günkü hislerin söylüyor. Biz bu arada Serhat’ın bahsettiği hayatı yaşadık. Tanındık. İşte başka şeyler yaptık. Duygularımız değişti. Fikirlerimiz değişti. Başka ülkelere darmadağın olduk. Ancak şu anda yapacağımız şeylerde şunu düşünmüyoruz ki yani… Kaç yaşını geçmiş insanlarız; ben bu saatten sonra meşhur olacağım, bu şarkı yaparsak tutar noktasında değiliz. Yine o ilk günkü rahatlıkla yaptık. Umurumuza değil ki yani. Biz şimdi yaşadığımız bu hayat, bu Kürtlerin yaşadığı dünyada cevap olmak zorunda bir sanatçı. Biz de şimdi bunu yaparken nasıl cevap olabiliyoruz onu düşünüyoruz yani. Öyle bir eser, öyle eserler üreteceğiz ama bu tutar tutmaz bilmiyoruz ki. Belki 50 yıl sonra tutar. Önemli değil. Biz buradan bakmıyoruz yani. O kadar rahatız yani.
Yani siz bir süredir Türkiye ve Kürdistan’da değildiniz. Döndükten sonra hem toplumsal hem de müzikal olarak ne gibi değişiklikler gözlemlediniz?
Süleyman: Amed’de bence önemli bir entelektüel damarın olduğunu gördük. Kürtlerin öyle biz hepimiz asimile olduk ve artık kendi kökümüzden, bağımızdan koptuk eleştirisine katılmıyorum. Yani tabii ki biz asimile oluyoruz. Tabii ki dilimizi çok iyi kullanamıyoruz. Ancak ben Kürtistan’da bunun ileriye gittiğini bence bunun büyük bir level atladığını görüyorum. Ben böyle pozitif baktım. Ya ne kadar müzik geriye gidiyor sana, ne kadar kötüye giriyor değil. Çünkü sanatçıyı da bence onun kitlesi, onun dinleyicisi kendi sanatçısını yaratır ya da kendi sanatçısını yönlendirir. Eğer bizim kötü bir dinleyicimiz varsa biz de sanatçılar olarak onun üzerine yatarız ve böyle devam eder.
Bence böyle bir şey değil. Yani entelektüel bir düzey yakalanmış Kürdistan’da özellikle. İstanbul’dakini göreceğiz.
Serhat: Diğer arkadaşlar gelmedi ama ben sürekli gelip gittim. Yani son 5 yıl gelmedim. Hep gözlerimi Avrupa’da anlatıyorum. Buraya geldikten sonra bu işin çabuk çözülmesi gerektiğini ne kadar zorunlu olduğunu hissediyorum. Avrupa’ya gitsen barış şimdi de olmasa iki yıl sonra olsa olur. Ama git Yüksekova’ya (Gewer), git bilmem Kürdistan’ın diğer yerlerine diyorsun elimde bir şey olsa da hemen barış olsun. Bu kadar ihtiyaçları var bu savaşın bitmesine. Bunu bazen diasporada yaşarken unutuyorsun ne kadar önemli olduğunu.
Ben bazen işte böyle Kürtçe konuşan anneleri dinlerdim işte ‘Em aştî dixwazin’ demiyor ‘Em barışê dixwazin’ diyor çabuk olsun, beni duysun diyor. Bunların ne kadar önemli olduğunu hissettim. O yüzden de elimizden geldiğince daha önce de öyleydi. Bu barışım olması için, bu sürecin doğru gitmesi için bizim sanatçıların da gerçekten en acil şekilde bu sürecin içine elini taşın altına koyması lazım.
Ahmet: Süleyman, Serhat, Memo yurtdışındaydı. Uzun süre biz buradaydık. Dönüşümü, gelişimi, müzikal gelişimi de burada daha yakından görme şansını elde ettik. Şimdi Kürtlerde iki şey var. Birincisi bir subvanse edilen müzik yani kurumlar aracılığıyla destek olan, bir de kendiliğinden spontan. İkisi de gelişiyor. Artık ciddi bir dinleyici kitlesi oluşuyor. Kaliteli müzik ve prodüksiyon istiyorlar. Ve Kürtler dünya halkları arasında yerini alma hakkını elde etmiş durumda. Yani bu onuruyla, kültürüyle, kimliğiyle bu onun hakkı. Yani çok ağlamaya, çok sızlamaya, çok şikayet etmeye gerek yok. Bu bizim hakkımız. Biz dünya halkları arasında onurumuzla yerimizi alacağız. Kimliğimizle, kültürümüzle, şarkılarımızla, her şeyimizle. Bu zamanı gelmiş. Dolayısıyla hani bundan sonra artık üretilecek müziğin karşılığı çok organik bir şey olması lazım. Yani böyle subvanse edilecek bir şeyle olmuyor. Yani çok doğallıkla, kim ne istiyorsa onu yapar. Rock yapan da var, caz yapan da var, halk müziği yapan da var. Yani biz başladığımızda 3-5 kişiydi, çok azdı. Grup da çok azdı. Müzik yapan da çok azdı. Şimdi her çeşit müzik var. ve bu giderek doğallaşıyor. Kim ne dinlemek istiyorsa ne yapmak istiyorsa onu yapıyor, yapsında. Bu beni çok hoşuma gidiyor açıkçası. Çünkü herkes onuruyla ayakta durarak ben varım, kültürümü yaşatacağım, müziğimi dinleyeceğim, kitabımı okuyacağım, ben varım, ben var olmaya devam edeceğim.
Süleman: Uluslararası festivallerde katıldık, yıllardır Avrupa’da yaşıyoruz. Dünyanın neredeyse birçok halkına şarkı söyledik. Biz, Trabzon’da yaşayan bir insana, ne bileyim Bursa’da yaşayan bir insana da, yani bu kadar aynı coğrafyada yaşayan, aynı ülkede yaşayan insanlara da kendini anlatamamak, yalnızca onların önyargılarına ben bağlamıyorum. Yani bizim bu konuda çok büyük çaba sarf etmemiz gerektiğini, yani bu kadar milyonlarca halkın vergi ödediğini ve bu hakkı olduğunu da biraz zorlamak gerektiğine de inanıyorum. Yani bu konuda bize büyük, büyük yük düştüğüne inanıyorum. Biz, yani sanat yapan, Kürt sanatçılarına yalnızca bir Newroz yapılsın gece yapılsın ve ben gideyim orada şarkılarımı söyleyeyim diye değil. Biz Avrupa’da da böyle yapmadık. Yani dediğim gibi dünyanın halklarına girip şarkılar söyledik ama şimdi buradaki bir Ermeni, bir Laz, bir Türk bir yerde bizi dinleyebilmeli yani. Biz bunun çabasını sarf etmeliyiz. Ve bu barış dediğimiz şey de bunlardır. Yani aynı ülkede, aynı coğrafyada yaşayan birbirimizin diline, aşina olmak için bence bu çok önemli bir iş şu anda. Ve bu iş de kurumlaşmak tabii ki önemli ama yalnızca kurumlaşmak ile ilgili değil. Yani bu 30-40 yıldır sanat yapan sanatçılara da bir görev ve sorumluluk yüklüyor diye düşünüyorum.
Memo: Ya 50 yıldır süren bir savaş var. Ben de tam 50 yaşındayım. Hani neredeyse böyle 35 yılı savaşla, böyle sürekli sürgünlerle, şeylerle geçirdik. Yani benim yaşım 50 ama 30 yıldır sürgünde yaşadım. Yani bu bir yaşa göre çok zor. Herkes kendi şahsında başka türlü zorluklar yaşadı. Sanat yaptığı için, siyaset yaptığı için Cezaevine giren oldu. Yani ben şu anki yürüyen sürecin amasız, sorunsuz, sualsiz desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani bunun için sanatçıların öncü olması gerekiyor. Yani desteklemesi gerekiyor. Yani her savaşın sonu barıştır. Bunun böyle bir menzili yok. Barış savaştan daha çok zor. Yüzde otuzunu bile tamamlasak bence yeni nesillerimiz savaşta büyümesin diye, son 40 yıldır çocuklar savaş psikolojisiyle büyüyor. Toplumun psikolojisi için hakikaten daha iyi bir şey yok. Bir 5 yıl daha böyle gitmesi gelecek nesilleri yok edecek. Onun için bu süreç bence böyle tasarlanıyor ve doğru tasarlanıyor. Gelecek nesiller savaşla, savaş psikolojisiyle büyümesinler. Bunun için hepimizin entegrasyonu desteklemesi gerekiyor.
Serhat: Sadece bir şey söyleyeyim mi? Herkes müzik yapıyor değişik. İyi müzik yapıyorlar. Geçen ortak bir sohbette böyle bizim diğer grup üyesi Fikri de vardı. Bir şey söyledi. Benim çok hoşuma gitti. Dedi ki ‘Biz galiba doğru şeyi doğru yerde yapmışız’
Yani doğru şeyi yapıp yanlış yerde olan var. Yanlış şeyi yapıp bizim içimizde olan var. Belki Koma Amed’in en güzel tılsımı, doğru şeyleri doğru yerde yapması. Bunun böyle devam edeceğine inanıyorum.









