Toplum, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu bir süreçten geçiyor. Toplumsal bir öğe olarak şiddeti besleyen birçok sebepten söz etmek mümkün. Bunların arasında medyayı, film ve dizileri de es geçmemek gerek.
Çocuklar genellikle taklit ederek öğrenirler. Bugün toplumda bir alışkanlığa dönüşmüş birçok davranışın kaynağında televizyonunun sihirli gücü yatmaktadır. Çocukların, gençlerin, sistemli olarak izledikleri şiddet görüntülerinin vardığı noktanın şiddete alışmak olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. ‘’Çocuklar için hazırlandığı ileri sürülen pek çok oyun, dizi ve filmde geleceğin katillerini, ırz düşmanlarını yaratacak kadar malzeme vardır’’ diyor psikiyatrist T.Radeck.
Bu alanda uzmanların başlattıkları çalışmalar çocukların ve gençlerin büyük bir saldırıyla karşı karşıya bulunduklarını ortaya koyuyor. Görsel-işitsel kitle iletişim araçlarının ve sosyal medyanın baş döndürücü bir hızla gelişmesi, özellikle çocukların çok sayıda şiddet içerikli program, filmin izlenmesi ve bu tür bilgisayar oyunları oynaması karşısında yetişkinler olarak bizler, yeni kuşakların ruh sağlığını koruma konusunda yeterince çaba göstermediğimiz bir gerçek.
Yapılan çalışmalar, hapishaneleri dolduran yetişkinlerin işledikleri suçlarda, çocukluk çağlarından bu yana adeta bir bombardıman şeklinde kendilerine yöneltilen şiddet görüntüleri payının çok büyük olduğunu göstermektedir. Sinema ve televizyonda şiddete yönelik filmleri izleyen kişilerin, bundan kendilerini koruyabilenlere oranla iki misli daha fazla suça eğilim taşıdıkları, saldırganlık, şiddet olarak nitelenen bazı hareketlerin aradan geçen zaman içinde hayatın normal öğesi olarak nitelenmeye başlandığını belirtiyor uzmanlar.
***
İstanbul Kültür Üniversitesi Adalet ve Suç Psikolojisi Laboratuvarı (ASLAB) tarafından yayımlanan 2025 yılı Türkiye Şiddet Haritası, toplumun güvenlik algısını ve suç dinamiklerini derinden sarsan veriler ortaya koydu. Raporun en dikkat çekici verisi, şiddet vakalarının bir önceki yıla oranla yüzde 75 artarak 2 bin 289’a yükselmiş olmasıdır. Bu dramatik artış, şiddetin toplumun her katmanına yayıldığını ve çözüm mekanizmalarının yetersiz kaldığını kanıtlıyor.
Yaralama vakaları %61,5 ile listenin başında yer alıyor. Cinayetlerin %62’sinde ateşli silah kullanılmış olması, bireysel silahlanmanın ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Rapor, şiddetin cinsiyet kimliğiyle olan güçlü bağını bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Faillerin %95,5 gibi ezici bir çoğunluğu erkek. Eskiden şiddet daha çok aile içi alanda yaşanırken, 2025 raporunda şiddetin sokağa taştığı görülüyor.
Rapor ve uzman yorumları, bu patlamanın arkasında birkaç temel neden sıralıyor: Suç işleyenlerin kısa sürede serbest kalacağına dair inancın artması. Yani cezasızlık algısı. Ekonomik ve sosyal bunalımın doğurduğu toplumsal stresin, öfke kontrol sorunlarını tetiklemesi. Bu veriler ışığında, şiddeti sadece polisiye tedbirlerle durdurmanın imkansız olduğu görülüyor. Eğitimden hukuka, psikososyal destekten yerel yönetimlerin müdahalesine kadar topyekun bir şiddetle mücadele seferberliği başlatılması gerektiğini söylüyor.
***
Şiddet, kelimelerin bittiği yerde başlar. Ancak çoğu zaman kelimelerin kendisi de şiddet içerir. Sosyal medyada, siyasette ve aile içinde kullanılan nefret dili, fiziksel şiddetin ön hazırlığıdır. Karşımızdakini bir düşman olarak değil, bir paydaş olarak görmeyi öğrenmeliyiz. Öfke doğal bir duygudur, ancak bu öfkenin bir saldırıya dönüşmesi bir seçimdir.
Bireysel silahlanmaya başlı başına bir sorun olarak duruyor önümüzde. İstatistiklerin bize söylediği net. Silahın olduğu yerde ölüm oranı katlanıyor. Bireysel silahlanma bir hak değil, toplumsal güvenliğe yönelik en büyük tehditlerden biridir. Bir tartışmanın cinayetle sonuçlanmasının en kısa yolu, o an ulaşılabilir bir silahın varlığıdır.









