Bu anlamda demokratik toplum kastik katilin geliştirdiği tüm parçalayıcı ve yıkıcı ideolojilere karşı yeniden ilkelere, özgürlük arzusuna ve eşitçi yaşama dayanmasıyla benzersiz bir çözüm olmaktadır. Yapılması gereken yaşamı yeniden inşa etmek için daha çok örgütlenmek ve örgütlemektir
Gülbahar Alpsoy
Kastik katil zihniyetini tanımak çözümlemek ve çok daha iyi tartışmak gerekmektedir. Günümüze kadar kendisini getiren ve zamanına, dönemine göre şekil alan ancak özünde aynı amaç ve hedefte kendisini örgütleyen zihniyet nasıl tanınacak? Kastik katil kendisini farklı maskelere büründürdüğünde nasıl tanınacak? İyisi, kötüsü, makul olanı ve olmayanı, konumu ve sıradanlığı açısından ayırt edilebilir mi? Sistemleşmiş bu zihniyetin maskeleri nasıl düşürülecek.
Mevcut durumda içten yıkıcı, dıştan yapıcı ve demokrat görünen zihniyetin güncellenmiş hali nedir? Devlet sistemlerinde en demokrat olduğunu iddia edenler dahi kendisini kadın üzerinden var etmeye çalışır. Kimi devletler bunu, kadını fiziki katliamlardan geçirip adına “ahlak” ya da “namus” diyerek yapar. Kimisi kadını “özgürlük” adı altında sermaye haline dönüştürerek yapar. Mevcut durumda sistemini meşru göstermek adına devletler kendilerini ahlaklı, demokrat, özgür diye ifade eder. Ancak her devlet kadını bir nesne olarak görür ve ihtiyacı, çıkarı temelinde sistemini süreklileştirmeye çalışır. Sonuç, gerek feodal gerek kapitalist ideolojilerin toplumu kadının şahsında metalaştırması ve kullanmasıdır.
Kullanmak nedir, ne kullanılır? İnsanın bireysel ihtiyaçlar temelinde kullandığı, ihtiyacı karşılandıktan sonra ise çöpe attığı ya da geri dönüşüme alarak başka bir ihtiyaç için hazır hale getirdiği mal, nesnedir. İnsanı nesneleştirmek ise daha vahim olanıdır. Sahip için bir köle, işine yaradığı kadar beslediği, baktığı yanında tuttuğu, dili, refleksi, düşüncesi olmayan makul araçtır. En iyi mal en uzun süre sahibine yarayan maldır. En iyi nesneleştirilen insan itaat eden insandır.
İnsan doğaya, kadına, topluma, yaşama saygısını yitirdiği günden bu yana insan olmaktan çıkmış kendisine dahi saygısı kalmayan bir talancıya ve katile dönüşmüştür. Güç için kendi dışında olan her değeri bir kurban olarak görmeye başlamıştır.
Kadının en saf ve temiz yönü, katilini tanımamaya götürmektedir. Ama kendisini maskelemiş katiller her gün kadınları öldürmeye devam etmektedir. Gülistan Doku’nun katillerini de bundan bağımsız ele alamayız. Cenazesinin dahi 6 yıldır bulunamamış olması en büyük mücadele gerekçemizdir. Yine Rojin Kabaiş’in katillerinin hâlâ korunuyor olması, çocuk yaşta katledilen Narin Güran’ın katledişinin karanlıkta bırakılması kastik katil sisteminden bağımsız ele alınamaz. Devletin başında olanların bizzat görevlendirdikleri katiller tarafından katledilen kadın ve çocuklar yine onları görevlendiren devlet tarafından korunmaktadır. Öyle bir sistem ki katili açığa çıkarsa kendi yüzü ve gerçekliği açığa çıkacaktır. Her katil kendisini yarattığı bir başka katilin arkasında gizlenir bazen de en güçlü maskesi bu olur.
Kadına bu kadar hunharca bir saldırı varsa en meşru mücadele, kadının sessiz kalmaması, pes etmemesi ve en önemlisi de bu katillere karşı örgütleniyor olmasıdır. Gerek devlet sistemlerin güçlü kadınlara tahammülsüzlüğü gerek aynı zihniyette kendisini var kılmaya çalışan erkek aklının çok da parçalayıp ayrıştırmadan aynı zihniyetin temsili olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Bir hakikat üzerinde atılan temel ve inşa edilen yalan, o hakikatin direnişi ile sarsılır.
Sayın Abdullah Öcalan, “Hiçbir zorluk on binlerce yıl öncesine dayanan tecavüz kültürüne karşı mücadele etmek kadar değerli olamaz” demektedir. İlk tecavüz, kadın kırımı ile tüm yaşamına el konulması ile başlamış ve bu tecavüz bir kültür halinde günümüze kadar kendisini taşımıştır. Kadının; toplumsallığına, toprağına, toplumuna, icatlardan yaratımlarına, diline, varlığına bir tecavüz söz konusudur. Günümüzde de bu tecavüz devam etmektedir. Tüm alanlarına zorla müdahale eden, baş edemediğinde katleden tecavüzcü zihniyet neredeyse yaşamın her yerinde kendisini göstermektedir.
Tam da burada kastik katilin tecavüz kültürüne karşı mücadele etmek, kendi sistemi için bin bir kılıf ve renge giren egemen erkek zihniyetine karşı en onurlu ve örgütlü duruşu sergilemek, özgürlük mücadelesi yürüten kadınlar için vazgeçilmez ve esnetilmez bir amaç ve hedef olmaktadır. Demokratik toplumun öncüsü olan kadınlar anacıl toplumun ahlakı ile yeniden komünal inşada ilerleyecektir. Ana tanrıçanın oğulları olduğunu hatırlayan ve tekrar ana kadın ile buluşma iddiasında olan, egemen erkek zihniyetinden arınmışlar ile sosyalist yaşamda buluşma sağlanabilir. Bu anlamda demokratik toplum kastik katilin geliştirdiği tüm parçalayıcı ve yıkıcı ideolojilere karşı yeniden ilkelere, özgürlük arzusuna ve eşitçi yaşama dayanmasıyla benzersiz bir çözüm olmaktadır. Yapılması gereken yaşamı yeniden inşa etmek için daha çok örgütlenmek ve örgütlemektir. Örgütlü yiğit kadınlar ile özgür yaşam kaçınılmazdır. Bunun karşısında kaybeden ise kastik katil olacaktır.









