• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Nisan 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Taş, iktidar ve erkekliğin sahnesi: Anıtların gölgesinde kurulan bir kimlik

24 Nisan 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Forum, Kadın

Mesele yalnızca güç istemek değil, gücü sürekli görünür kılma zorunluluğudur. Erkeklik, bu zorunluluğu estetize eder. Güç, yalnızca uygulanmaz; sergilenir, büyütülür, tekrar tekrar sahnelenir

Gürsel Karaaslan

Erkeklik, modern toplumda yalnızca bir kimlik değil, sistematik olarak üretilen bir iktidar formudur. Bu form, kendini en açık biçimde estetikte ele verir ama bu estetik, özgürleştirici değil, disipline edicidir. Burada sanat, çoğu zaman hakikatin açığa çıkma alanı olmaktan ziyade, egemenliğin görsel rejimine indirgenir.
Michel Foucault’nun kavramsallaştırdığı biçimiyle iktidar, yalnızca baskı uygulamaz; aynı zamanda bedenleri, arzuları ve hatta hayal gücünü şekillendirir. Erkeklik de tam olarak bu noktada devreye girer: Yalnızca nasıl davranılacağını değil, nasıl görüneceğini ve hatta nasıl hissedileceğini kodlar. Sertlik, büyüklük, dayanıklılık bunlar biyolojik gerçekler değil, politik olarak teşvik edilmiş estetik normlardır.

Bu normların en çıplak hali, anıtsal yapılarda ortaya çıkar. Devasa lider heykelleri, gökyüzünü yaran beton yapılar, insan ölçeğini küçülten meydanlar… Bunlar yalnızca mimari tercihler değildir. Bunlar, iktidarın kendini doğallaştırma stratejileridir. Çünkü büyüklük, tartışılmazlık hissi üretir. Bir şey ne kadar büyükse, o kadar sorgulanamaz görünür.

Friedrich Nietzsche’nin güç istenci kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılır: Mesele yalnızca güç istemek değil, gücü sürekli görünür kılma zorunluluğudur. Erkeklik, bu zorunluluğu estetize eder. Güç, yalnızca uygulanmaz; sergilenir, büyütülür, tekrar tekrar sahnelenir. Bu yüzden erkeklik, çoğu zaman inceliğe değil, abartıya yaslanır.

Burada kritik bir çelişki ortaya çıkar: Sanat, doğası gereği belirsizliğe ve çoğulluğa açıktır; oysa hegemonik erkeklik, belirsizliği tehdit olarak algılar. Çünkü belirsizlik, kontrolün sınırlarını çözer. Bu yüzden erkeklik, sanatı ya araçsallaştırır ya da onu etkisizleştirir. Estetik, özgürleşmenin değil, itaatin dili haline getirilir.
Judith Butler’ın performativite yaklaşımı burada keskin bir teşhis sunar: Erkeklik, tekrar eden bir performanstır. Ama bu performans nötr değildir; ödüller ve cezalarla desteklenen bir normlar sistemidir. “Kaba” ya da “iktidarcı” erkeklik, doğallaştırıldığı için görünmez hale gelir. Oysa aslında sürekli yeniden üretilen bir roldür.

Bu üretimin en çarpıcı yönü, erkekliğin kendini sürekli taşlaştırma ihtiyacıdır. Taş, beton, çelik… Bunlar yalnızca malzeme değil, birer metafordur. Değişmezlik iddiası, kırılganlığı gizleme stratejisidir. Çünkü esneklik, hegemonik erkeklik için tehlikelidir: Esnek olan şey yön değiştirir, dönüşür, çoğalır. Oysa iktidar, sabitlik ister.

Bu yüzden erkeklik, çoğu zaman kendini bir tekillik miti etrafında kurar: vazgeçilmez, tek beden, tek irade. Bu mit, estetik olarak büyütülür; politik olarak dayatılır. Devasa heykeller yalnızca bir lideri temsil etmez; aynı zamanda şunu söyler: “Başka bir ihtimal yok.”
Bu noktada mesele yalnızca erkekliğin neden “kaba” ya da “iktidarcı” olduğu değildir. Asıl mesele, bu özelliklerin nasıl sistematik olarak ödüllendirildiği, estetize edildiği ve kaçınılmazmış gibi sunulduğudur. Erkeklik, kendini doğa gibi gösteren bir kültürel inşadır ve tam da bu yüzden en güçlü olduğu yer, sorgulanmadığı andır.

Ancak hiçbir estetik rejim mutlak değildir. En devasa anıtlar bile zamanla aşınır, en sert yapılar bile çatlaklar verir. Bu çatlaklar yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda anlam düzeyinde ortaya çıkar. İnsanlar, kendilerine dayatılan erkeklik performanslarını yeniden yorumlamaya başladığında, o anıtsal yapıların içi boşalmaya başlar. Bir zamanlar hayranlık uyandıran formlar, giderek birer alışkanlık kalıntısına dönüşür.
Sanat tam da bu noktada geri döner ama bu kez iktidarın hizmetinde değil, onun çözülmesinin eşiğinde. Sanat, erkekliğin bastırdığı her şeyi geri çağırır: Kırılganlık, tereddüt, çoğulluk, yönsüzlük. Çünkü sanatın gücü, tek bir formu yüceltmekte değil, formların geçiciliğini ifşa etmesinde yatar. Bu, estetik bir mesele olmanın ötesinde politik bir kırılmadır.

Esneklik burada kilit kavram haline gelir. Esneklik, uzun süre erkekliğin karşıtı olarak kodlandı; oysa aslında iktidarın en çok korktuğu şeydir. Çünkü esnek olan şey ele geçirilemez, sabitlenemez, temsil edilemez. Esneklik, erkekliği bir anıt olmaktan çıkarıp bir oluş süreci haline getirir. Bu süreçte erkeklik artık kendini büyütmek zorunda değildir; aksine kendini çoğaltabilir, dağıtabilir, yeniden kurabilir.
Belki de bugün gördüğümüz çatlaklar tesadüf değil. Anıtsal erkekliğin dili hâlâ yüksek sesle konuşuyor olabilir, ama aynı anda çözülüyor da. İnsanlar artık yalnızca güçlü görünmek istemiyor; anlamlı olmak istiyor. Yalnızca egemen olmak değil, ilişki kurmak istiyor. Bu dönüşüm yavaş, çelişkili ve tamamlanmamış ama geri döndürülemez bir yön taşıyor.

Eğer bu yön derinleşirse, geleceğin erkekliği kendini devasa heykellerde değil, gündelik hayatın küçük ama yoğun anlarında kuracak. Gücünü büyüklükten değil, duyarlılıktan; kalıcılıktan değil, dönüşebilirlikten alacak. O zaman anıtlar hâlâ ayakta olabilir, ama anlamları çözülecek. Ve belki ilk kez erkeklik, kendini bir iktidar gösterisi olarak değil, sürekli değişen bir varoluş pratiği olarak deneyimleyecek.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hewlêr’de Sazman-i Xebat karargahına drone saldırısı

Sonraki Haber

Hakikat geciktikçe suç derinleşir: Tuğlayı çekin!

Sonraki Haber

Hakikat geciktikçe suç derinleşir: Tuğlayı çekin!

SON HABERLER

Burası Gimgim, göğsümüzü siper ederiz | Foto Galeri

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

‘Hayırda acele ediniz’

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Kürt aklı oluştu, yabancı akılların yarattığı uyuşukluk geçiyor

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

‘Statü’ meselesi ve silahsızlanma

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

SOHR: Nisan’da çoğu Kürt 49 genç tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Faşizm? faşizm!

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Hakikat geciktikçe suç derinleşir: Tuğlayı çekin!

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır