İran’daki savaş dünya enerji fiyatlarını ve enflasyonu etkiliyor. Gözler Lefkoşa Konferans Merkezi’ndeki AB Liderler Zirvesi’nde. Zirve öncesi Türkiye’nin politikaları ve silahlanması sorgulandı
İran ve Doğu Akdeniz’de gerilim dalgaları dinmiyor. Gözler Lefkoşa’daki AB Liderler Zirvesi’nde. Zirve öncesi Türkiye de İran’a benzetilirken “Türkiye artık Batı için yabancı ve tehlikeli bir aktör olarak görülüyor” değerlendirmesi yapıldı. Gelişmelerin Doğu Akdeniz’de geniş çaplı bir savaş ihtimalini beraberinde getirdiği yorumu yapıldı.
İran’daki savaş ile Türkiye’nin Suriye, Libya, Irak, Somali, Katar, Azerbaycan gibi ülkeler askeri güç sevk etmesi ve askeri endüstriye odaklanması sonrası güç dengeleri tartışması boyutlanıyor. Kıbrıs’ta 23-24 Nisan’da AB Gayriresmi Liderler Zirvesi düzenleniyor. 27 AB liderleri İran Savaşı ve bölgesel meseleleri ele alacak. İki gün sürecek toplantılarda İran Savaşı, Ukrayna Savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla tetiklenen enerji tedarik krizi ve AB’nin yeni bütçesi masaya yatırılacak. Ayia Napa Marina’da başlayıp Lefkoşa Konferans Merkezi’nde sürecek zirvede Ortadoğu-Körfez ülkeleri (Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye ile Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri) temsilcileriyle görüşmeler yapılacak.
Zirve öncesi basında Türkiye’nin politikalarına dikkat çekildi.
Yunanistan merkezli Pentapostagma sitesi, Türkiye ile İsrail arasında Doğu Akdeniz’de gerilimin yükseldiğini yazdı. Sitedeki bir analizde “Osmanlı doktrinine dayalı toprak ilhak planları” vurgusu dikkat çekti. Analizde şunlar kaydedildi: “Türkiye’nin Güneydoğu Avrupa, Balkanlar, Akdeniz ve Orta Doğu’yu kapsayan geniş bir coğrafyadaki eylemleri, AB ve ABD ile sürekli ve artık kalıcı bir sürtüşme noktası oluşturmaktadır. Batı’daki birçok kişi, Türkiye’nin Kıbrıs’taki devam eden askeri varlığını (ve son dönemdeki silah sistemleri hareketlerini) ve Kuzey Suriye’deki operasyonlarını uluslararası hukukun açık ihlali ve Osmanlı doktrinine dayalı toprak ilhak planları olarak değerlendirmektedir. Türk siyasi ve askeri liderliğinin “Mavi Vatan” doktrini aracılığıyla ortaya koyduğu iddialar, AB üyesi olan Yunanistan ve Kıbrıs ile sürekli gerginliğe yol açmakta ve bu durum ABD’yi son derece rahatsız etmektedir. Türkiye içinde, Erdoğan hükümeti içindeki güçlü milliyetçi ve radikal İslamcı güçler, Batı baskısına karşılık olarak ‘Avrasya sinerjisi’ni (Türkiye-Rusya-Çin) destekliyor. Türkiye’nin otoriter rejimlere yaklaşımı, İttifak’ın savunması gereken liberal demokratik değerlerle çelişmektedir. Batı, Türkiye’yi Batı kampında tutmaya çalışıyor ve bölgesel düzeyde (örneğin Güney Kafkasya’da) Rusya ile olan çatışmalarından faydalanıyor; şu anda ise Türkiye’nin ‘bağımsız’ duruşuna müsamaha gösteriyor, ancak artık bunun da sınırları var. ”
‘Yeni İran’ vurgusu
Yine sitedeki bir analizde, “Ortadoğu artık kaynayan bir kazanı andırıyor ve yeni bir patlama çok uzak değil” ifadeleri kullanıldı. Analizde, iki ülke arasındaki ilişkiler “eski bir rekabetin ölümcül bir jeopolitik çatışmaya dönüşmesi” olarak tanımlanırken “Türkiye artık Batı için yabancı ve tehlikeli bir aktör olarak görülüyor. Türkiye, Rusya ve Çin ile aynı kategoriye konuluyor. İsrail, Türkiye’yi ‘yeni İran’ olarak tanımlıyor. Ankara, Batı ittifakının dışında konumlanan ve stratejik risk üreten bir güç haline geliyor” denildi.
Türkiye’nin etkili olduğu Suriye’deki gelişmelere dair de şunlar kaydedildi: “Çıkar çatışmasının en tehlikeli noktası Suriye’dir. Türkiye ile İsrail’in çıkarları bu sahada doğrudan karşı karşıya gelmektedir. Suriye, iki ülke arasındaki gerilimin en sıcak ve en kırılgan cephesini oluşturmaktadır. Buradaki gelişmeler, daha geniş çaplı bir çatışmanın önünü açabilecek niteliktedir.”
İsrail’in Lübnan ve Suriye’de oluşturduğu “güvenlik alanlarının” Ankara tarafından tehdit olarak görüldüğü belirtilirken, Doğu Akdeniz için “İki güç arasında bir mücadele alanına dönüşüyor. Bu artık basit bir diplomatik kriz değil, yapısal bir çatışmadır. Türkiye’nin “yeni İran” olarak tanımlanması, daha geniş çaplı bir savaş ihtimalini beraberinde getirebilir” denildi.
Pentapostagma’da bir süre önce şu değerlendirme yer almıştı: “Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden yaratma hırsı uzun zamandır biliniyor; zira dış politika hamlelerinin neredeyse tamamı, bu hedefin temel taşı olan “Mavi Vatan” ve “Gizli Yemin” ideolojisine hizmet etmeye dayanıyor. Erdoğan’ın hedeflerine ulaşmasında bir basamak, Türkiye’nin savunma sanayisinin hızlı gelişimidir ve Tayfun hipersonik füzesi Türkiye’nin “uzun kolu” olarak görev yapmaktadır. Son zamanlarda Türkiye, Filistin toprakları konusunda önemli açıklamalar yaparak, İsrail’in Filistinli Araplara karşı sözde soykırımını durdurmayı hedefliyor. Başbakan Benjamin Netanyahu tarafından İsrail devletine yönelik gelecekteki tehditleri değerlendirmek üzere kurulan Nagel Komisyonu, başta Türkiye’nin Filistinli Arapları koruma iddiaları olmak üzere, İsrail ile Türkiye arasında savaş çıkma olasılığının bulunduğunu tahmin etti. Dahası, Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin siyasi elitleri İslamcıdır ve bu nedenle son derece Yahudi karşıtıdır ve genel olarak İsrail’in varlığının devamına karşıdır. İlginçtir ki, bu füze sistemi sadece Batılı ortaklarla değil, Çin ile de yıllarca süren geliştirme çalışmalarının sonucudur. Turkishminute.com’un bir kaynağına göre, Tayfun programı 1990’larda “başlangıçta Batılı müttefiklerden sınırlı teknoloji transferi eşliğinde Çin ile savunma işbirliği yoluyla” başladı. Görünen o ki, Ortadoğu’nun kontrolü için İsrail, İran, Suudi Arabistan önderliğindeki Sünni Arap devletleri ve Türkiye arasında dörtlü bir mücadele şekilleniyor.”
Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen de bu hafta içinde AB’nin genişlemesini desteklediğini vurgulayarak, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz” demişti.
LEFKOŞA









