Dersim “tertele” kararının alınmasının (4 Mayıs 1937) üzerinden 89 yıl geçti. Tertele kavramı Dersimlilerin toplumsal hafızasında soykırım kavramı ile eş anlamlı bir yerde duruyor. Toplumun kendisine, doğasına, kültürüne, inancına, ekonomisine, insanlara yönelik yapılan katliamları ifade eder.
Devlette devamlılık esastır söylemi söz konusu sistemin ötekisi olunca şu anlama geliyor: yasama, yürütme, yargı erkinin ötekilerine yönelik baskısının sürekli devam ettirilmesi bu geleneğin devri halinde olmazsa olmaz anlamına gelir. Özellikle söz konusu Dersim ve Aleviler olunca bu devamlılık ilkesi çok net olarak görülmektedir.
Dersim’in inanç olarak örgütlenme modeli olan ocak sistemi ve sosyolojik toplumsal örgütleme modeli olan aşiret sistemi Osmanlı’dan cumhuriyete kadar merkezi yönetimle hiçbir zaman uyuşmamıştır. 19 yüzyıldan itibaren Osmanlı taşraya kendi gücünü gösterir. Bu yüzyılda bölge sancak haline getirilir. Aynı yüzyılda (1840) çok da üzerinde durulmayan ama önemli bir durum söz konusudur. Bu tarihte Dersimliler Bedirhan bey ayaklanmasına destek veriyor iddiasıyla Dersim’e bir yönelim olur.
En önemli kültürel soykırım yönelimi olarak da tanımlayabileceğimiz yönelim Abdülhamid döneminde netleşir. Abdülhamid kendi Kızılbaşlarını yaratmaya çalışır. Aşiret reisleriyle toplantılar yaparak çeşitli görevler verme karşılığında hem ocak sistemi hem de aşiret yapısı yok edilmeye çalışılır. Yeteri kadar umduğunu bulamayınca bu defa aynı yapılara asimilasyon politikasıyla yönelir. Köylere camiler yapılır, benzer bir uygulamayı 80 darbesinden sonra Kenan Evren yapmıştı ve aynı devamlılık ilkesini bugün Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı bu misyonu yürütmektedir.
Özellikle bu yıl 4 Mayıs tertelenin (Roja Reş/ Roza Şaye- Kara Gün) anmalarının yapıldığı aynı günde kültür bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığının organize ettiği yurt dışından ve 81 ilden getirtilen kendilerini dede olarak tanımlayan kişilerle birlikte Dersim’de bir toplantı yapmaları son derece manidardır. Bu toplantı ile verilmek istenen mesaj açık ve nettir: Abdülhamid’den devir alınan ve ulus devlet anlayışından daha sistemli programlı bir hale gelen iç misyonerlik çalışmalarına devam ediyor.
Reya Heq Kürt Alevi inancının toplumsal hafızasını yok edeceğiz, bütün asimilasyonlara rağmen hala Dersim’de hakikatçı bir damar vardır, bu damar ileride sorun yaratabilir, ahlaki politik olan ve komünal bir hafızayı bugüne kadar getiren ocak sistemi tehlike olarak görülüyor. Kendilerini dede olarak tanımlayan, toplumsal meşruiyetini yitirmiş kişiler üzerinden yapılan bu iç misyonerlik çalışmasının bir başka ismi de Türk İslam Aleviliğini inşa etmektir. Réya Heq inancının Kürdili damarını yok ederek bu inanca yeni bir mekan hafıza ve zaman inşa etmektir. Abdülhamid döneminde eğitilip donatılan iç misyonerler başarılı olamamışlardı, tekrar yeniden deneniyor. Katılımcıların portrelerine baktığımızda çok da Dersim toplumsallığında karşılığı olanlar değil, daha çok dışarıdan ithal olarak getirilenler olduğu biliniyor. Bunca çalışmaya rağmen Dersim’in Ocak evlatları bu yapılanmaya rıza göstermemiştir. Son 20-30 yıldır bu alanda misyonerliğini ispatlayan birkaç kişinin dışında toplum bu anlayışı reddetmiştir.
Belgelere baktığımızda Osmanlı dönemi ve cumhuriyet modernitesinin kuruluş sürecinde misyonerlik raporlarında aşiret reislerinin, pirlerin ve ocak sisteminin özel olarak hedef haline getirildiği yazılmaktadır. İmparatorluktan Tanzimat’a İttihat Terakki ve cumhuriyet modernitesinden bugüne kadar Dersim’e yönelik çok katmanlı travmalar, katliamlar söz konusudur. Ekolojik, kültürel kadın kırımı etno dinsel arındırma, hizmet alanında adaletsizlik…. Başka bir ifade ile kronikleştirilen çok katmanlı bir katliamlar silsilesi. Bu uygulamalarda süreklilik, aidiyet duygusunun yok edilmesi ve anlam yitiminin sağlanması yani ontolojik güvensizlik oluşturma anlayışı uygulanmıştır. Oluşturulan ontolojik güvensizlikten sonra demografik yapının değişmesi, mekan değişikliği hafızadan kopuş, aidiyet tartışmaları sürekli gündemde olmuştur. Bu uygulamaların sonucunda toplum sadece devlet erki ile sorun yaşamıyor. Toplumu bir arada tutan hafıza merkezleri yok oluyor, komünalite dağılıyor, ikrar ve rızalık bağları zayıflıyor, güvensizlik, içten bölünme, iç misyonerlik, düşkünlük gibi özellikler yaşam alanı buluyor.
Bu iç misyonerlik faaliyetlerinin temel hedefleri; ikrar ve rızalı esas alan komünal pirlik kurumuna karşı cinsiyetçi eril zihniyeti esas alan nahak olan devlet destekli “karşıt Aleviliği” inşa etmektir. Aynı zamanda komünaliteyi esas alan, demokratik toplumun, rıza toplumunun pirlik kurumu ile modernist, tekçi, cinsiyetçi “Türk-İslam Aleviliği”nin çatışması ve çelişkisi söz konusudur.
Yolun kemaletinden ikrar ve rızalıktan düşen talip topluluğu ve ocağından ikrar almayan rızasız lokmaya tamah eden, dar u didar erkanından kaçan, özünü dara almayan, pirin nefesinden nesiplenmeyen, köklerinden uzaklaşan, mürşid-i kamilullah olan anaların kemaletine, bilgeliğine, anılarına ikrar verip niyaz olmayanlar Alevi yolunun talipleri olamazlar. Yola talip olmayan yol yürüyemez. Aslolan yoldur, pir de yolun talibidir. Verdiği ikrardan dönen yoldan düşmüştür.
Günümüzde Alevi dünyasındaki en büyük çelişki ve zihinsel çatışma rıza toplumunu esas alan komünal Alevilik ile devletçi Alevilik arasında olacaktır.
Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir.









